Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mayıs '14

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1768
 

Arapgir'den Divriği'ye doğru

Arapgir'den Divriği'ye doğru
 

Divriği Ulu Cami'nin kapısında belli bir saatten sonra oluşan insan gölgesi


Arapgir’ den Divriği’ye Doğru ve Divriği

Sağıluşağı ‘nı geçince bir çeşme başında mola verip avuç avuç soğuk suyundan içiyoruz. Esen rüzgâr, buralarda kışın zorlu geçtiğini söylüyor. Uzaktan Eğerli Dağı gözüküyor. Bu ad, ne de güzel yakışmış dağa. Dağ iki parçadan oluşuyor; ana bölümün üzerinde eğere benzeyen bir parça daha var. Coğrafyacı Hüseyin Saraçoğlu, bu bölgeyi incelemiş, şöyle anlatıyor:Hezanlı Dağı gibi bazı volkanik yüksek dağlar yuvarlak şekillidir. Yama Dağı, üstü çok geniş dalgalı, kenarları bir duvar gibi diktir. Bazı dağlar, Arapgir’in kuzeyindeki Sarıçiçek Yaylası’nın ortasında âdeta bir deve hörgücü gibi Yılanlı, Gürlevik Dağları yer alır. Bazıları da derin ve sarp derelerle o kadar yontulmuş ve yarılmıştır ki yerin sertliğinden üzerine yabani keçiden başka bir şey çıkamaz.( 1936,s.132) Bu dağlar,Köroğlu’nun Dağlar şiirini anımsattı:

Hemen Mevla ile sana dayandım
Arkam sensin kal'am sensin dağlar hey
Yoktur senden gayri kolum kanadım
Arkam sensin kal'am sensin dağlar hey

Yüce yüce tepesinden yol aşan
Gitmez oldu gönlümüzden endişen
Mürüvvetsiz beyden yeğdir dört köşen
Arkam sensin kal'am sensin dağlar hey

Hep sınadım Osmanlı'nın alını
Bulamadım hergiz gönlüm alanı
Anıcağız sevdiğimin halini
Arkam sensin kal'am sensin dağlar hey

Köroğlu der tepelerden bakarım
Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim
Bunca yıldır hasretini çekerim
Arkam sensin kal'am sensin dağlar hey

Çeşmeden sonra yol Divriği yönünde eğimli. Sağımızda, solumuzda küçük çalılıklar, alıç ağaçları. Alıç, bu dağların meyvesi. Alıçlardan biri, bizi kendine çekiyor. Dallarından avuç avuç alıç topluyoruz. Bu yaylaların alıç, sürsülük, karamuh, yaban armudu… gibi hormonsuz doğal, özel meyveleri var. Alıcın kilosu Malatya ‘da beş liraydı.

Sarıçiçek Yaylası

.Arapgir'in kuzeyinde Divriği'nin güneyindedir. Bir yanıyla da Eğin'e sınırdır. Adını, yaylada görülen sarıçiçeklerden alır. Bünyesinde mezozoik kalkerlerden oluşan bir sırt halinde Eğerli Dağı'nı (2275 m) geçtikten sonra Divriği'yi Arapgir'e bağlayan yola geçit veren Mamahar Gediği 'ne kadar devam eder.

Yayla üzerinde vadiler derin değildir. Hemen hemen her tarafı kalın bir toprak tabakasıyla örülüdür. Buna rağmen bu kalın topraklı yaylada kuvvetli ot olur. Otu ve suyu bol olan bu yaylaya çevre il ve ilçeler ile ilçenin köylerinden her yaz yaylacı aşiretler gelir. .Sarıçiçek Yaylasını 200 yılı aşkın bir süredir Kerejoğlu aşireti ve Akkuşak aşireti yurtluk edinmiştir (Vikipedi)

Sarıçiçek Yaylasında her şey saydamdır. Kayalar, toprak, ağaçlar bile. Sürüler, kuşlar, böcekler,   yılanlar, insanlar bile… Sürülerin başında, yanında soylu, gösterişli Kangal köpekleri dolaşır. Sürüye bekçilik ederler

 Gökyüzü ışıktan bir mavidir. Geceleri de ortalık silme yıldız döşelidir. Bir bulut kaynar bu sarıçiçek denizinin üstünde, som ışığa batmış. Bir bulut bu yana savrulur. Yaylanın sarıçiçeklerinde arılar, kara, yanardöner arılar, sarıca, bal arıları, boncuklu mavi… Arada sırada yeşile, sarıya batmış dağlardan mor, kırmızı, ak keskin bir doruk yükselir, gün ışığını emen, ortalığı pul pul ipiltilere boğan kayalıklarının üstünde kartallar döner. Kayalardan yamaçlara, vadilere inen yumuşak bakır rengi toprak belli bir aşıntıyla yol yoldur.

Bahar, bütün görkemiyle patlar. Toprak birdenbire bir gün tanyerleri ışırken yeşeriverir. Sel yatakları, kayaklıkların araları, çalılıkların dipleri, küçük düzlükler, ekinler, çiçeklerle ağzına kadar doluverir. Ilık güneşte inceden esen yeller dalga dalga kokular getirir.Ağaçlarda tomurcuklar, çiçekler bütün görkemleriyle patlar. Bakır rengi toprağın üstüne yer yer taze bir yeşil çimen serpilir. Çalı diplerinde ince yeşil sapları üstünde boyunları bükülmüş mor menekşeler gözükür. Kokuları, inceden inceye vadilerde eser. Sümbüller kayalıkları yarar, mavi bir bulut gibi ortalığa çöker. Yabangülleri açar. Derken çimenlerle birlikte öteki çiçekler, bitkiler de bir göz açıp kapayıncaya kadar topraktan fışkırır. Güneş ilk olaraktan doğarcasına, ıslak, terü taze dağların doruğunda açılır. Bin bir koku güneyden, kuzeyden, doğudan, batıdan gelir. Büyük, yaldızlı kelebekler, kırmızı, yeşil benekli, saydam kanatlı arılar, karıncalar, kurtlar, tilkiler, ayılar, böcekler, sansarlar, kirpiler sarhoş olup kokulardan, yollara bellere saldırırlar. Kartallar, şahinler, öteki yırtıcı kuşlar, güvercinler, sarıasmalar, ibibikler, üveyikler yalpalayarak, çığlık çığlığa gökyüzünde kayarak, süzülerek, takla atarak, kendilerinden geçerek dolaşırlar. Kuş cıvıltıları yaylayı, dağları sarar Kayalıklarda tek tük kalmış yaban keçileri; taşların, çalılıkların arasından ortaya çıkarlar. Kuytulardan, bucaklardan sesler gelmeye başlar. Börtü böcek uyanır. Saydam, uzun, çelik mavisi kanatlı hanımböcekleri toprağı koklarcasına alçaktan uçar. Uğurböcekleri, kıpkırmızı, yığın yığın, üst üste yeni yeşermeye başlayan sarı çiçeklerin  altlarını doldurur. Binlerce sert kabuklu böcek ottan ota yeşil, mavi, kırmızı daldan dala kıvılcımlar saçarak uçarlar. Dünya yeniden yaratılmanın, cümbüşünde, kaynaşmasında varını yoğunu ılık bahar güneşine serer Karşıdaki Eğerli Dağı, arkasındaki mavi göğün üstünde, apak açmış, aydınlığını çoğaltarak büyüyen ulu bir çiçeğe dönüşür. Toprak, doğurganlığının en cömert günlerini gerinerek,mest olarak yaşar.

Konak Köyü

Divriği yolunda ilerliyoruz. Uzaktan Konak Köyü’nün evleri görünüyor. Yol köyün ortasından geçiyor. Yol üzerinde gösterişli evler. İçlerinden biri var ki birçok kentte de örneği az olan türden Kahraman, sözünü ettiğimiz evin arsasına –nereden öğrenmişse-çok para ödendiğini söylüyor. İnanamıyorum. Bu dağ başındaki köyde de ev arsası parayla mı satılırmış; ama burası adı üstünde Konak Köyü, Divriği’ye bağlı. Aynı zamanda Arapgir, Kemaliye sınırlarını da kapsayan Sarıçiçek Yaylası’ nda.

DİVRİĞİ

Konak’tan sonra Divriği’deyiz. Divriği, tepelik bir yamaçta, genişçe bir alanda kurulmuş, bu bölgenin, büyük, oldukça gelişmiş bir ilçesi. Divriği’nin yeri, ilçenin gelişmesine uygun. Kuzeydoğudaki tepelik alanda Demir-Çelik Fabrikası ve lojmanları yer alıyor. Bu madenler, demiryolunun Divriği’den geçmesini sağlamış. Ulu Cami, tarihsel bir anıt. Özellikle kapılarındaki taş oymalar, insanı büyülüyor. Günün belli saatlerinde kuzey kapısı oymalarındaki gölgelerde insan siluetleri oluşuyor.

Kardeşim, tüm gezimizi sağladı. Bölgeyi gezip görme fırsatını bulduk. Divriği Belediye Parkı’nda piknik yaptık.Arapkir’in üzüm bağlarının yaprağının sarmalarını (dolamalarını) yedik.

Divriği sebze, meyve yönünden Arapgir kadar zengin değildir. Arapgir’in “köhnü”üzümü burada da satılıyor. Sadece üzümü mü? Arapgir’de üretilen dolmalık biberler, domatesler, elmalar, armutlar, dut kuruları… Divriği pazarlarında. Bugün kamyonlarla taşınan bu sebze ve meyveler, eskiden, at, katır, eşek sırtında taşınırdı Divriği’ye. Babam, Panik’ ten iki sandık üzüm alır (Bir sepet de hediye ederler, biz de bu hediye edilen üzümlerden yeme fırsatını bulurduk. Bağımız yoktu.) at sırtında Divriği’nin köylerine götürür; satar ya da buğdayla değiştirir, ancak üç dört günde dönerdi. Zöhrap ‘ta en çok tarlası, hayvanı olan; Arguvan, Gürge, Mişelli (Gözeli) köylerindeki yarıcılardan da az çok buğdayları gelen bir aile olmamıza karşın yetmezdi; çünkü babamlar üç kardeş, çocukları bir arada yaşardık. Çoğu kez bir de çobanımız olurdu. Mahallemizde birçok ailenin ekecek tarlası da yoktu. Evinin önündeki bahçede; üç beş dut, erik, elma, armut, mişmiş ağacı; belki bir ineği, iki üç keçisi, koyunu vardı. Bu ailelerin çoğunun erkeği İstanbul, da zor işlerde çalışır; para biriktirebilirse ailelerine gönderirdi. Arapgirli ,”ekmeğini taştan çıkarır.” İstanbul’a zamanında gidenler, ev bark sahibi oldular. İçlerinden Mehmet Ali Aydınlar, Naci Ekşi, Yakup Karabay, Turgay Akşahin, Adil Üstündağ…  gibi iş adamları da çıktı.

Divriği İlçesi çok dağlık bir bölgeyi içine almaktadır. Dağlar arasında dik ve derin vadiler içerisinde Fırat’ın küçük kolları akmaktadır. Arazi çıplak ve vahşi görünüşlüdür.  Toprakları zengin demir madenleri barındırır.

Dağların yüksek, serin ve yaylacılığa elverişli şeklide otlaklarla kaplı olması, ayrıca toprak veriminin düşüklüğü de yaylacılığı ön plana çıkarmıştır.Yama, Sarıçiçek, Göl Dağı, Eğrisu, Demirli ve Dumluca yaylaları olmakla birlikte birçok köyün kendine ait yaylaları vardır

Hititler Dönemi
Hititler zamanından beri yerleşim alanı olarak bilinen Divriği’nin adı, eski Yunan yazmalarında Apbrike olarak geçmektedir. Bizans devrinde Teprike olarak yaygın bir hal almış ve Türklerce Divrik adıyla anılmıştır. Arap coğrafyacıları ise şehrin adını ilk kaynaklara uygun olarak Abrik şeklinde tespit etmişlerdir.

Divriği, Bizans ile İran arasında sınır karakollarından birini meydana getiriyordu. İmparator Heraklius tarafından Sasani yayılmasından kurtarılmıştır. Divriği, kısa zamanda bu sefer Araplar’ın saldırılarıyla karşılaştı. Bu devirde Divriği kendi adıyla anılan ırmağın (Bugünkü Çaltı Çayı üstünde yüksek bir tepede sağlam bir kale olarak stratejik bir değer taşımaktaydı. Çevredeki halk, Doğu Hıristiyanlığı ile paganizmin karışımından oluşan ve Aziz Pavlos'’un yaymış olduğu mezhebi mensuplarıydı Bu yüzden "Pavlikyan" adıyla anılan bu mezhebin başlıca merkezlerinden biriydi. Divriği’nin yakınında bulunan büyük bir mağara ile kilise, kente kutsallık kazandırıyor ve mağarada saklanan din şehitlerinin cesetleri ise Ashab-ı Kehf olarak değerlendiriliyordu. Dik kafalı ve zorlu bir topluluk olan Pavlikyanlar bir yandan Ortodoks Bizans’la, bir yandan da Araplarla süregelen çatışmalardan kimi başarılar elde etmişlerdir. Birinci Basileios 870 yılında Divriği önünde Pavlikyanlar ’a karşı büyük bir başarı kazanmışsa da ertesi yıl Pavlikyanlar Ankara'ya kadar bütün Kapadokya’yı ele      geçirmişlerdir.

Selçuklu Dönemi
Malazgirt Meydan Muharebesi'nden sonra Divriği, Türk egemenliğine girdiği, Divriği’nin Alpaslan’ın komutanı Mengücek Gazi’ye verildiği ve O’nun bağlı olduğu Oğuz boylarından Kayı, Bayat, Karaevli ve Akevli boylarının yerleştiği bilinmektedir. Mengücek Gazi’nin oğlu İshak’ın 1142 yılında ölümü üzerine ikiye ayrılan MengüçlüBeyliği’nin Divriği kolunu Süleyman Bey kurmuştur. Bu beylik kültürel bir gelişme gösterirken bir yandan da Anadolu Selçuklu Sultanlığı’na bağlı olarak savaşlara katılmıştır. Anadolu’daki Türk Birliği dağıldığında, Sivas Eratna Beyliği'ne bağlanmışken daha sonra Memlûk Sultanlığı yönetiminde kaldığı görülür.

Osmanlı Dönemi
1398'de Karayülük Osman’ın Sivas Sultanı Kadı Burhaneddin'i Zara ile Divriği arasında yenilgiye uğratıp öldürmesinden sonra yöreye egemen olan Osmanlı Beyi Yıldırım Beyazıt, Divriği Kalesini Mısırlı Vali İbrahim Şuhri’ nin oğlundan teslim almış, ancak 1401’de Timur'a karşı Memluk İmparatorluğu ile bir anlaşma yaparken bu kaleyi yine onlara bırakmak zorunda kalmıştır. Divriği’nin Türk Beyliğine kesin olarak katılması, Yavuz Sultan Selim devrinde Mercidabık Zaferi'nin sonunda olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğunca Sivas Beylerbeyi’ne bağlı bir sancak olarak teşkilatlanan Divriği; Harput, Arapkir ve Zara yolu üzerinde önemli bir konaktı. 17. yüzyıldan başlayarak Anadolu’da güvenliğin bozulması üzerine Tunceli dağlarına sığınan eşkıyaların baskısı altında kaldı. 200 yıl süren bu güvensizlik devresinde kent güvenilir sığınaklardan biriydi.

Cumhuriyet devrinde Sivas ilinin yeniden örgütlenmesi üzerine Divriği ilçe olmuştur .(Vikipedi,18 Aralık 2012)

Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, Sivas'ın Divriği ilçesindeki tarihi cami ve hastane. Cami 1228–29 yıllarında Mengücekli beyi Ahmet Şah tarafından; Dârüşşifa ise aynı tarihte, Ahmet Şah'ın eşi ve Erzincan beyi Fahreddin Behramşah’ın kızı olan Turan Melek tarafından Ahlatlı Muğis oğlu Hürrem Şah adlı bir mimara yaptırılmıştır. Darüşşifa caminin güney duvarına dayanmıştır. Orta bölümü bir ışıklık kubbesi ile örtülmüştür, giriş ile birlikte dört eyvandan oluşur. Darüşşifanın kuzeydoğu köşesinde türbe yer alır. Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası 1985 yılında UNESCO Dünya Miras Listesine alınmıştır

Harim mihrabı dik beş sahndan oluşur. Orta sahn diğerlerinden geniştir. Burada yer alan dilimli mihrap önü kubbesi dıştan kümbete benzeyen piramit bir örtü ile örtülmüş ve dışarıdan da camiye egemen bir duruma getirilmiştir. Orta sahnda bir ışıklık yer alır. Işıklık kubbesine geçişte yelpaze biçimli Türk üçgenleri kullanılmıştır. Camide sahnların hepsi birbirinden farklı yıldız tonozlarla örtülmüştür. Bu camide hem Selçukluların avlulu plan tipi, hem de Emevi plan tipini bir arada görmek mümkündür.

Plan tipi ve süsleme olarak benzeri olmayan bir eserdir. Aralarında üslup birliği olmayan üç ana kapının süslemeleri birbirinden farklıdır. İki başlı kartal motifini de içeren süslemeler son derece taşkın ve barok karakterlidir. Batı ana kapıda Alâeddin Keykubad’ın arması olan çift başlı kartal ile Ahmet Şahın arması doğan motifi de önemli bir mimari öğesidir.

Bugün kirişleme izleri kalmış olan ahşap hünkâr mahfili Anadolu’daki en erken örneklerden biridir. Abanoz ağacından minber, kabartma sülüs yazı kuşakları ve yıldız motifleri büyük bir özenle yapılmıştır. Yapının taşkın barok karakterli mihrabı da önemli bölümlerindendir. Caminin doğu cephesindeki pencerenin (özgününde bey mahfili kapısının) üzerinde Ahlatlı nakkaş Ahmet, minberde Tiflisli İbrahim oğlu Ahmet ve hattat Mehmet, caminin güney duvarındaki ayet şeridi üzerinde Mehmet oğlu Ahmet’in adları yazılıdır. Divriği Ulu Cami ve Dârüşşifası, Selçuklu dönemi içinde küçük sayılabilecek yapı topluluklarından biri olmasına karşın, altı sanatçısı ile dikkat çekicidir. Bu bağlamda yapı topluluğu, Selçukluların yanı sıra Mengücekli çevresinde de ekip çalışmasının varlığını gösteren önemli bir örnektir.

Caminin giriş kapısına ikindi güneşi düştüğü zaman gölgelerden ayakta duran yandan bir erkek silueti belirir. Bu siluetin önünde dikdörtgene benzer bir gölge daha vardır ve bu gölgelerin Kuran okuyan ve namaz kılan bir adam olduğuna inanılır.

Evliya Çelebi bu eser için şöyle demiştir: "Üstat, mermer bu camiye öyle emek sarf edip, kapı ve duvarları öyle nakış bukalemun eylemiş ki, methinde diller kısır, kalem kırıktır."(Vikipedi,8 Aralık,2012)

Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kıymetli Öğretmenimiz,Sayın Hüseyin Başdoğan:Bu çok güzel ve bir o kadar da önemli yazınızı okuyunca gözlerim çişlendi. Ülkemiz çok güzel, gezilecek, görülmesi gereken öyle yerler var ki canlı birer tarih,paha biçilmez birer değerdir. Kaç kez yurt dışına gittiğimi, kaç devlet gezdiğimi sayı olarak bilmiyorum.Hiç bir devleti devletimden daha güzel görmedim. Hele tayyare ile gündüz Avrupa ya gittiğimde Ülkemi gökyüzünden seyretmek hep beni derinden duygulandırmıştır. Malatya ne güzel şehirdir Malatya. Bu Cihanda benimde çektiğim Arguvanlılar dan çok çekmişim.Ülkemizi daha yakından tanımak için gezme ve görmek lazım.Saygılar sunuyorum.Sağlık ve mutluluk diliyorum.

Mehmet Burakgazi 
 22.05.2014 22:58
Cevap :
Mehmet Bey, Doğru,ülkemizin her köşesinin kendine göre güzelliği var;ama bu güzellikleri çok insanımız yaşayamıyor."Çişlendi"sözcüğüyle ilk karşılaştım.Sanıyorum,yöresel söyleyiş.Biliyorsun "çiş"sidik demek."Çiş"köküne "-len" eki getirilerek eylem yapılmış.Kimileri yadırgayabilir;ama yerinde kullanılmış.Her ikisi de akıyor."Gözlerim nemlendi" ya da" gözlerim yaşardı"dan daha etkili.  23.05.2014 14:12
 

Ne gezmişsin be Hüseyin kardeş..! Ama . Biliyorsun , bir de Mehmet Akif'in dizeleri var :"Diyarı küfrü gezdim; beldeler, kâşaneler gördüm , İslâm ülkelerini de gezdim; hep viraneler gördüm.. Böyle miydi? Sen istersen yine Brezilya'yı filan anlat. Anadolu'nun hali pürmelalini hep biliyoruz... Sağol.

Erdal Ceyhan 
 12.05.2014 14:57
Cevap :
Değerli Kardeşim, Brezilya kimseyi fazla ilgilendirmiyor; ama orayı da yazdım.Selam ve saygılarımla.  16.05.2014 13:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1210
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1969
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster