Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mart '11

 
Kategori
Biyoloji
Okunma Sayısı
393
 

Arboretum

Evvelden beri ağaçlara merakım var. Genel olarak bitkilere, çiçeklere, bahçe bitkilerine de. Her sabah işe giderken normalde 40 dakika alması gereken yolu birbuçuk saatte giderken pek sıkılmıyorum. Çünkü TEM otoyolu, Kozyatağından Atatürk Havaalanı kavşağına kadar ve dönüşte de yine aynı yolun ters istikameti (sadece bakış açısı değişiyor) her iki tarafı sanırım bahçe tezyini konusunda uzman ziraat mühendisleri tarafından özenle hazırlanmış bir bahçe görünümünde. Yılın her mevsiminde bir cins solarken diğer bir cinsin açmaya başladığı akasya, ateş dikeni, potisborum, berberis, zakkum, abelia, çam, ardıç, ladin vs. birbirinden güzel rengarenk ağaçları, çiçekleri seyretmeye doyum olmuyor. İstanbulu seviyorum, bir yandan zevksiz ve görgüsüz insanlarımızın yaptığı çirkin binalarla inanılmaz biçimde çirkinleşirken, diğer yandan da böyle şeylerle güzelleşiyor.

Arboretum kelimesini ilk defa bir yıl kadar evvel değerli insan Ünsal Aysun Beyefendiden duydum ve öğrendim. Latince "ağaç" kökünden üretilmiş bir kelime. Nadide ağaçların bilinçli ve bilgili bir şekilde toplandığı alanlar, bir nevi ağaç serası veya müzesi veya parkı. Istanbulda da bir Arboretum var, 1949 yılında Orman Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hayrettin Kayacık’ın önerisiyle, Belgrad Ormanları içinde, 38 Ha.lık bir alanda kurulmaya başlanmış, sonradan 1982 yılında ismi Atatürk Arboretumu olmuş.

Atatürk Arboretumuna hafta içi giriş serbest, hafta sonları ve tatil günlerinde sadece üyeler girebiliyor. Sebebini tahmin edebiliyorum. Maazallah Cumartesi Pazarları da halka açık olduğunu düşünün, artık pijamayı çeken piknikçiler mi ararsınız, dumanları tüten mangallar mı, “üç kişi dört yetmişliği devirmişiz, üstüne de ikişer şişe bira parlattık, walla bende hiçbişey yoktu abi” diyenlerimi ve sonunda karpuz kabuklarını şöyle bi köşeye toplayıp gidenlerimi.... herhalde kısa zamanda oranın da icabına bakılırdı..

Arboretumda envai çeşit ağaç var. Herbirinin altında ağacın orijinal ismi (genellikle latince), varsa Türkçe ismi, dünyanın nerelerinde tabii olarak yetiştiği ve bazende özel vitrinler içinde o bitki ile ilgili özel bilgiler. Mesela bu özel bitkilerden bir tanesi “Ginko Bloba”. Ginko Bloba en az 180 milyon yıldır var olduğu bilinen (yanlış okumadınız 180 milyon yıl) dünyanın bilinen en eski ağaç türü. Eski zamanlarda daha dinazorlar bile yokken ekvatordan kutuplara kadar çok geniş alanlar bu ağaçla kaplıymış. Bugün ise daha ziyade Çin'de bulunuyor.

Efendim Ginko Bloba ağacının bir özelliği var. Yapraklarında içerdiği bir madde kılcal damarları açıyor. Dolayısıyla Ginko Bloba'nın yaprakları ilaç olarak da kullanılıyor ve yaşlılığa bağlı olarak kılcal damarların sertleştiği ve daraldığı vakalarda mesela beyne veya gözlere daha fazla kan gitmesini sağladığı için faydalı oluyor. Solgar ve CNC firmalarının da bu isimde satılan hapları var.

Eğer ağaçlara, bitkilere meraklı iseniz, öneriyorum, Atatürk Arboretumun’a gidin görün. Sıkılmayacaksınız. İçinde ki göletleri, göletlerdeki nilüferleri, kazları, yeşil başlı olağanüstü güzel ördekleri, yüzen kaplumbağaları, alıç ağacını, muşmula ağacını, ginko bloba ağaçlarını, abelia grandifloraları görüncede lütfen beni hatırlayın.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 321
Toplam yorum
: 178
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 888
Kayıt tarihi
: 10.03.11
 
 

Okullar: TED Ankara Koleji, ODTÜ, Bogaziçi Üniversitesi (Master) İş Hayatı: Philips, Anadolu Endü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster