Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ekim '10

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
782
 

Arda'ya kulak verin

Arda'ya kulak verin
 

Tuncay Şanlı, Fenerbahçe'de kazanacağı paranın daha azına İngiltere'ye transfer olmuştu.

O sıralarda kulübünün cazip tekliflerini "mesele para değil" diyerek reddetti. Sandık ki kendini ispatlama çabasıdır, kariyerdir, büyük düşünmektir.

Önce sıradan bir kulübe gitti. Sonra başka bir sıradan kulübe transfer oldu. Artık üçüncü yılında, 18 kişilik kadroya bile giremiyor, kariyeri gittikçe daha fazla hasar görüyor, ama o yine de dönmüyor.

Reddettiği takım Fenerbahçe, taraftarı olduğu takım. Diğer büyüklerin tekliflerine ise bakmıyor bile.

***

Nihat Kahveci, yıllarca Türkiye'den gelen tekliflere direndi, ayak sürüdü İspanya'dan geri dönmemek için. Sağ olsun Aziz Yıldırım, Mehmet Topuz'u öylesine kaptı ki kartalın pençesinden, Nihat, Yıldırım Demirören için dağılan prestijini onarma vesilesine dönüştü ve önüne bir daha asla kazanamayacağı kadar sıfır içeren kontrat uzatıldı. Nihat bu paraya direnemedi ve döndü. Eminim askere veya şark hizmetine gitmiş gibi hissediyordur şimdi kendini, gün sayıyordur.

***

Emre Belözoğlu için de durum hemen hemen benzer. Kariyerinin sonunda Avrupa'da artık hayal bile edemeyeceği rakamlar söz konusu olunca, o da direnmeyi bıraktı.

***

Yıldıray Baştürk'ü hiç ikna edemediler Türkiye'de oynamaya. Altıntop kardeşleri de.

Sözü Arda'ya getirene kadar yaptığım bu hatırlatmaların ortak bir nedeni var: Türkiye'de gerçek anlamda profesyönellik yok ve sporculardan profesyönellik beklenmiyor. Türkiye hoşgörünün sıfır olduğu bir ömür törpüsüdür büyük kulüplerde oynayan sporcular açısından. Onlar bir kafes içinde yaşarlar ve takımları kaybettiği zaman sokakta, kafede, barda gülerken görülemezler.

Hemen etraflarını bir kaç taraftar çevirir ve "ulan, takım yeniliyor sen kakara kikiri gülüyorsun, görmüyor musun bizim ne kadar mutsuz olduğumuzu, ruhsuz" diye başlarlar tacize. Sevgilinle sokakta yürüyemezsin, pazara alışverişe gidemezsin, vs vs. Sevgilinle öpüşürken görürler, o resim hafızalardan hiç silinmez, her yenilgide temcit pilavı gibi gündeme gelir.

Düşünmezler ki futbol onun sadece işidir ve herkesin işi dışında da bir yaşamı vardır, olmalıdır. Herkes için, hem kendileri hem takımları, hem taraftarlar için en doğrusu ve sağlıklısı budur.

Aslında futbolcular, hepimiz kadar hatta daha da fazla taraftardırlar da ve hepimizden çok üzülürler de oynadıkları takım yenilince. Ama mezara girilmez ki yenildik diye. Sonuçta yaşam devam ediyor ve etmeli. Futbol, spordan öte bir şov ve futbolcular da bu şovun aktörleri, hepsi bu.

İşte Tuncay bu nedenle kaçtı, Nihat bu nedenle yıllarca direndi, Yıldıray ve diğerleri bu nedenle hiç gelmediler Türk kulüplerine. Tugay futbolu bırakmanın eşiğinden dönüp gitti İskoçya'ya ve yeniden doğdu, on sene daha oynadı. Sokaklarında küfür yiyerek dolaştığı ülkesinden taa İskoçya'ya kaçtı.

Peki nedir sorun, ne oluyor, böyle bir sorun varsa nasıl düzelir?

Size bir şey söyliyeyim mi, en azından yirmi yıl daha hiç ümit yok düzelmemiz için, çünkü ilk okullarımızda hala bebeler kantinde birbirinin üzerinden para uzatarak alışveriş yapıyor, sıraya girmiyor.

Öğretmenleri, müdürleri onları uzaktan seyrediyor, "bu davranış tarzını değiştiremedikten sonra biz ne öğretiyoruz ki bu çocuklara" sorusunu dahi sormuyorlar kendi kendilerine. Yanlarından geçiyorlar ve bir tuhaflık fark etmiyorlar.

Halbuki hemen yarın, tüm müfredatı çöpe atıp "ders bir: diğer insanların hakkına saygı" diye başlamaları lazım eğitime.

Ancak o zaman yirmi sene sonrası için bir ümidimiz olur, futbolcularımızın yavaş yavaş kaybettikleri maçtan sonra günlük yaşamını normal yaşayabilir olması için, araçların emniyet şeritlerini doldurmaması için, postaneye girdiklerinde bankoya dirsek koymadan önce kendi kendilerine "acaba benden önce gelen kim?" diye sorması için.

Arda da bu nedenle birkaç yıldır Avrupa'ya gitmeye çalışıyor ama şansı yaver gitmiyor. Oyuncularının çıkar ve kariyerleri kulüplerin ve yöneticilerin umurunda değil. Bundandır Adnan Polat'ın "Avrupa'da kupa kaldırmadan gitmek yok" demesi. Aslında istediği parayı bulamamıştır Arda için, hepsi bu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 181
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 2089
Kayıt tarihi
: 28.06.06
 
 

İnsanın kendini anlatması zor, gereksiz de! Yaptığı işlere bakmak yeter, ne gerek var fazla i..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster