Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '08

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
581
 

Arkadaş -1-

Arkadaş -1-
 

alıntı


Söylence odur ki, savaşın ok ve kılıç ile yapıldığı zamanlarda TÜRK savaşçılar arkalarından gelebilecek bir saldırıyı önlemek için sırtlarını bir “TAŞA” dayarlarmış. Bu taş, "ARKA TAŞI” veya Azerbaycan’daki deyişiyle "ARKA-DAŞ" olarak adlandırılırmış.

Dostluk kavramının çok özel bir ifadesi olan “arkadaş” sözcüğü, doğumu ve içeriğiyle Türkçe’deki yerini ne güzel bulmuş değil mi? Arkadaş… Arkanı kollayan; arkanı toplayan dost; en çaresiz anında arkandan yetişen destek…

GELECEĞİNİ BİLİYORDUM!

“Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadaşının az ileride vurulup yere düştüğünü gördü. Yoğun ateş altındaydılar. Asker teğmenine sordu:
- Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi?
- Gitmeye değmez oğlum, arkadaşın ölmüştür. Kendi hayatını bari tehlikeye atma!
Ama asker öyle kararlı ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı. Yoğun ateş altında siperden fırladı ve yaralı arkadaşını sırtladığı gibi geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yığılmış askere döndü:
- Sana hayatını tehlikeye atma demiştim!
- Değdi Komutanım, değdi! dedi asker.
- Nasıl değdi? Arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?
- Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda yaşıyordu; onun son sözlerini duymak, dünyalara bedel oldu; "Geleceğini biliyordum!" dedi....”

Boğaziçi Üniversitesi’nde tanış olmuştuk. Birlikte kırık şiirler tamir ettik; birlikte aradık Boğaziçi’nin prensesini.... Aynı odada tahtakurularıyla yattık; kalplerimize çok yakın durduk; gene de kendi kalbini hiçbir zaman benden önce açmadı. Her zaman benim duygularımı kendininkilerden önce dışarı çıkarabilmek için yorucu bir terbiye içinde konuşması hiç şüphesiz iyi bir yol değildi. Bu yüzden ben de kalbimi açmakta tereddüt etmeye başlamıştım.

Kalbim açılmayı seviyordu aslında, yeter ki bir başka kalbin ona açık olduğunu duysundu. Kısacası, kendi kalbini saklayarak başkalarının kalbini okumaya çalışmak her zaman kötü bir yoldur. Çünkü gerçek arkadaşlık kalplerin karşılıklı açık tutulmasıyla oluşur.

Askerlik görevim nedeniyle büyük üzüntü ifadeleriyle sarılarak ayrıldık. Yeminli arzularla birbirimizi yakında görmeyi ve hemen mektup yazmayı tekrarlayıp durduk! Ama ertesi günden itibaren hızla daha az hatırlar olduk birbirimizi; çünkü yeteri kadar özlem biriktiremiyorduk. İki mektup yazdık karşılıklı; biri bayram biri yeni yıl kutlaması. Galiba biz henüz arkadaş olamadan ayrılmıştık… Galiba biz, kalplerimizi arkamıza saklayarak arkadaş olunur sanmıştık…

Denilir ki, özel birine rastlamak vaktinizi almaz; ilk görüşte onu beğenebilir, bir iki saat içinde değerlendirebilirsiniz; ve onunla bir tam günü paylaşmanız, ona kalbinizin sevgi odalarını açmaya yeterli olabilir; işte burada içten bir sıcaklıkla gönlünüze bir el, bir söz, bir bakış, bir duruş bırakılmışsa, onu unutmak için bir ömrün geçmesi gerekebilir. Dürüstçe yaşanan ve açık bir kalpte ağırlanan tüm sevgiler böyledir... Ancak kalbimizden içeri her şeyden önce kendimizi almış olmalıyız ki, orada ağırladığımız insanlar bizi kendi kalplerine aldıklarında yabancılık çekmesinler... Kalp kalbe karşı ne kadar savunmasız durursa, paylaşılan arkadaşlık da o kadar güvenlidir... Arkadaşlığı güven içinde yaşamaya zaman ayıralım lütfen.

Kalbimizde "arkadaşlık" denilen mucizevi bir yaşam ateşi var. Oraya kim koydu, nasıl oldu, ne zaman alevlenir tam bilemeyiz; ama bunun özel bir duygu olduğunu, içimizdeki manevi evrenin mihengi olduğunu hissederiz. Arkadaşlık serbest duygu geçişidir. Arkadaşlarınız hiç çekinmeden duygularını size açabilirler; size danışmadan duygularınıza paydaş olurlar. Hadi bakalım, bugün arkadaşlarınızdan birine bir telefon açıp birlikte birer kahve için; hatta çok sevdiği çift kaşarlı sucuklu tosttan ısmarlayıp onu birazcık şımartın.

Arkadaşlarınız sizi dinlerler ve kalplerini açmaya hazırdırlar. Arkadaşlarınız beklediğiniz yere mutlaka gelirler. Arkadaşınız gücü yettiğince sıkıntınızı paylaşır ve başarılı olmanız için destek çıkar. Tabi ki bunlar dostluk düzeyine çıkmış gerçek arkadaşlık özelliklerindendir.

Ayrıca gündelik yaşamda bolca bulunan, yol arkadaşı, iş arkadaşı, mahalle arkadaşı, okul arkadaşı gibi geçici arkadaşlıklar vardır. Bunlar ortam arkadaşlıklarıdır ve gerçek bir arkadaşlığa dönüşmesi elbette mümkündür. O dönüşüm günü gelinceye kadar bu çömez arkadaşlıkları kendinize gerçek gibi yutturmadıysanız, asla arkadaş kazığı yemezsiniz.

Evet ya, hayatımıza günlük, dönemsel ve tüm bir yaşam boyu birlikte yürüdüğümüz insanlar girip çıkmaktadır. Bunların hangisiyle neden birlikte olduğumuzu bilirsek, ona hak ettiği gönül ikramını bir mutluluk nedenimiz olarak sunabiliriz.

Nasıl, nerede ve ne zaman olursa olsun, maddi veya manevi bir yoksunluk içine düştüğümüzde ihtiyacımız olanı bize vermek üzere hayatımıza giren birisi, o an bize Tanrı’nın bir hediyesi gibi görünür. Bunlar yaşantımızın çıkar değiş tokuşlarıdır aslında; gene de, çıkarımızın elimize tutuşturulduğu o an en değerli arkadaş dostluğunu bulduğumuzu sanırız. Oysa ertesi gün herkes kendi yoluna yürüdüğünde, ve maddi bir neden çıkıncaya kadar, kimse kimseyi rahatsız etme endişesiyle aramadığında yanıldığımızı anlarız.

Çok uzun süre, neredeyse bir yaşam boyu birlikte yürüdüğümüz insanlar vardır; bunlar yaşam boyunca hayatın bir sapağında sarsıldığımızda destek alabileceğimiz, ve onun hayat toprağına kendi mutluluk çiçeğimizi emanet edebileceğimiz arkadaşlarımızdır; zaman zaman dostumuz, sevgilimiz, eşimiz olabilen arkadaşlarımızdır.

Bir ömür boyu arkadaşlık olamayacağını söyleyenler ilişkiyi salt arkadaşlık olgusuyla bağlayınca haklıdırlar. Arkadaşlık olgusunun zaten ömür boyu sürdürülme koşulu yoktur. Sadece bazı arkadaşlık ilişkileri sosyal kader bağlarıyla insanları dostluk, aşk, evlilik ve aile düzeylerine taşıyabildiğinden dolayı arkadaşlık ömür boyu sürebilir duruma gelmektedir. Bir kadın bir erkek arkadaşlığı dostluğa, sevgililiğe ve evliliğe dönüştüğünde arkadaşlık benim görüşümde bitmiş olmuyor. Daha da güçlenerek bu ilişki biçimlerinin özünde varlığını sürdürmeye devam ediyor. Zaten ben inanıyorum ki aşk olsun, dostluk olsun, evlilik olsun, eğer içinde var olan arkadaşlık bağı bir biçimde kopmuşsa o ilişkilerden de artık hayır çıkmıyor. Dostluk ve aile düzeyine çıkarılmış kadın kadına ve erkek erkeğe olan gerçek arkadaşlıkların da daha güçlü sosyal bağlarla ömür boyu sürme olasılığı vardır.

Zihniniz geçici körlükteyken ve ruhunuzun ışığı kısıldığında aradığınız insan önünüzü karşılıksız aydınlatmıyor ve yüreğinizi ısıtmaya yetecek sevgiyi aktarıp paylaşmıyorsa, orada gerçek arkadaşlık yoktur... Orada sadece zamanın gündelik akışkanlığı içinde bir rastlaşma olmuştur...

(Devamı Arakadaş -2-'de); tıklayın gelsin:

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=140375

Muharrem Soyek

Ayten Dirier bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Benim de "Arkadaşlık" başlığı altında bir yazım var, hiç böyle şeyler yazmadım...

Kerim Korkut 
 19.05.2015 22:46
Cevap :
Hayaller, düşünceler ve hatta bilgi farklı farklı ifadeyle ortaya çıkabiliyor. Gidip senin "arkadaşlık" yazını bulup bir bakayım.  21.05.2015 10:27
 

Ah bu eskiler... Onları hep övüyoruz, ne varsa eskiler de var diyoruz... gıptayla dinliyoruz ve hiç yaşamamış bir insan bile dinlerken eskileri özlüyor, yaşamışcasına... Evet 20. yüzyıl devrinde zor eskilerdeki gibi candan olmak dost olmak... Nedeni sorulsa; cevap çoktur, kişiye göre değişirde... Asıl sorgulanması gereken; bu kadar eskiyi överken,gıptayla bakarken,özlem duyarken neden değiştirmiyoruz ki birşeyleri??? sadece lafta kalıo NE varSA ESKİLERde deniyor... kardeşim ne eskisi yenisi !!! bahsettiğin bilimsel birşey miki? insanın duygusundan, sevgisinden,dostluğundan bahsediyosun!! ve bilinir ki bu ilk çağda da olsa uzay çağında da olsa aynıdır SEVGİ tabi özde aynı... ama sen özünü yitirdiysen duygularını çağa uydurduysan, Yapaylaştıysan, Makineleştiysen daha çok dersin eskiler ah eskiler... bunlar bahane önce kendine dost olmalı insan eğrisini de kabullenmeli doğrusu gibi... kabullensin ki çıkarsız yaklaşsın tüm herkese... o zaman bak bakalım sana kimler arkadaş, yoldaş!!!

mutLuLuk hüzm£si 
 18.11.2008 23:43
Cevap :
İşte bu ya! Eskileri özlüyorsak sorun zamanda değil, bizde... Hızlı ve telaşlı yaşamak ne için? Tüketim canavarını doyurmak için değil mi? Bir gün bakarsın ki bu canavarın midesi bile yok; yedir yedir doymaz. O zaman mı anlayacaksın sevgide, dostlukta, arkadaşlıkta kusur zamanda değil bizde. Geç kalınmış oluyor çoğu kez.  19.11.2008 12:25
 

Ne zor bulunur oldu bu zamanda. Buldum sanırken arkan boşlukta... Bu anlatım gibi arkadaşların içten olsun. Esen kal.

Ayten Dirier 
 12.11.2008 23:52
 

Anlamı çok farklılaştı. Bana yavan geliyor şimdiki arkadaşlıklar. Anındaçıkar ilişkisine girip satılabiliniyor. Bu da bana koyuyor. Araya yalanlar serpiştiriliyor sen bunların üzerinde durmasanda bir bakıyorsun ki tokat gibi şaklamış suratınıza. İçi doldurulamıyor sırtımızı dayıyacağımız bir arkadaşlık kolay kurulamıyor. En ufak bir rüzgarda darmadağın olan ilişkiye arkadaşlık diyemiyeceğim. Olsa olsa sizinde belirttiğiniz gibi gündelik ilişkiler arkadaşlığı oluyor. Yüreğinize sağlık. Saygılarımla..

Güher 
 27.10.2008 11:03
Cevap :
Arkdaşlık tam da bu anlattıklarınızdan dolayı değerli bir meziyettir işte...  28.10.2008 17:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 375
Toplam yorum
: 2804
Toplam mesaj
: 236
Ort. okunma sayısı
: 1541
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster