Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Temmuz '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
819
 

Arkadaş

Arkadaş
 

emekçiler


O, pek konuşmaz. Konuşsa da soyut bir zirvedeki yalnız insanın ses tonuyla konuşur. Sanki kendisine en yakın bulduğu kişiler, başkaca soyut zirvelerdeki başkaca yalnız insanlardır. Dünyanın en iyi insanı değildir o; en iyi insan kavramı da içi boş bir kavram değil mi zaten! Kimsenin de dünyanın en iyi insanı olmasını beklemez. Çünkü kimseden iyilik beklemez aslında. Bu konuda çok uzlaştığımızı söyleyebilirim. Bertolt Brecht’ in şu dizeleri onun dünyayı kavrayış biçimine ne kadar da uyuyor:

“Öyle iyi bir yere götürün ki dünyayı, iyilik beklenmesin!”

Onunla ilk karşılaştığımda dünyada olup bitenleri sorguluyor, bir yanıt arıyordu. Bugün bu sorgulaması devam ediyor. Ben eskiden yazdıklarımı dinlendirmek için rafa kaldırırdım. Sonradan çala kalem yazmaya başladım. Çünkü yazdığını dinlendirmenin, fotoğrafı çekilirken poz vermek gibi bir şey olduğunu düşünüyorum artık. İnsan, içinden geldiği gibi, eksiğiyle, gediğiyle yazmalı, yazdığını ayıklamamalı. O da rafa kaldırmaz yazdıklarını…genellikle yırtıp atar bir kenarda tutmayacaksa. Ama nasıl olmuşsa olmuş, karalamalarından birini çalışma masasında bırakmış. İyi de yapmış. Bunu kendime saklayamazdım. Bencillik olurdu, haksızlık olurdu.

<ı>“emekçilerin hayatları asap bozucu;

<ı>bir terslik var hayatlarında !

<ı>yollar yapıyorlar, yolsuz kalıyorlar...

<ı>evler yapıyorlar, gecekonduda yaşıyorlar...

<ı>gece kondurulup, gündüz başlarına yıkılan

<ı>denizi hiç görmemiş insanların diyarından gelip

<ı>gemiler yapıyorlar hiç binmeyecekleri...

<ı>uçaklar yapıyorlar...

<ı>daha uzak gurbetlere yollamak için sevdiklerini...

<ı>belki bir daha hiç görmemecesine !

<ı>bir terslik var hayatlarında emekçilerin...

<ı>silahlar yapıyorlar...

<ı>iyice sinmek, un ufak olmak için

<ı>silahların gölgesinde !

İyilik beklemiyor kimseden bu şiirde. Yazıktır, günahtır, bu kadarı da fazla artık demiyor. Yeni bir şey söylemiyor aslında. Kavga da etmiyor kimseyle. Ama durup dururken öyle bir şamar atıyor ki şımarık çocuklar gibi dünyanın vidasıyla çivisiyle oynayanlara , şöyle bir başınızı çevirip bakmak durumunda kalıyorsunuz.

O, çocuk; öteki, yaşlı; bu, bizim akraba; şu, tanıdık derken... çiğnenmedik çiçek bahçesi kalmadı hayatımızda. Mademki bu dünya herkesin; herkes hakkını, ödevini ve haddini bilecek. Kimse ayrıcalıklı olamaz bu dünyada. Ayrıcalıklı olma masalını yutturanlar, ve bu masalı yutanlar var yalnızca. Birileri, birilerini ayağına yatırıyor, ağzına dayıyor yalancı memeyi, basıyor kıçına tokadı, uyutuyor. İktidar kimdeyse o anda, uyuyanın ne zaman ve ne kadar uyuyacağına, nasıl uyuyacağına, beklenmedik bir zamanda uyanacak olursa yalancı memeyi hangi afyona batırıp uyuması istenenin ağzına tıkıştıracağına, o karar veriyor.

Uyutan, günün birinde bugün uyuttuğunun büyüyeceğini, artık onun emriyle uyumak istemeyeceğini de biliyor. Bu yüzden onu ne kadar çok uyutabilirse, o uyurken hayatın tadını ne kadar çıkarabilirse, bunu kâr biliyor.

Bu insanlık dışı tutumu kabullenemeyen görünmez eller, arada bir şamar patlatıyor bunların suratına. Kulağı keskin olan herkes şöyle bir durup kulak kabartıyor, belleğinin “unutmama hanesine” yazıyor bu karşı duruşları.

Düşünüp yorumlayacak, belki tartışacak birileriyle. Sonra devam edecek yoluna. Bir de bakacak ki başkaları da var aynı yolda yürüyen. Derken yol, başka yollarla kesişecek, her adım atışta adım sesleri yankılanacak dalga dalga...

Uyutanlar panikleyecek, kapıları pencereleri sürgülemeye, uyuttuklarını uyandırmamaya çalışacak. Yeni , gıcır gıcır yalancı memeler tıkıştırılacak uyuyanın ağzına. Nereye kadar ..ha? nereye kadar ? Büyümeyi durdurabilir misiniz ? Büyüyeni yalancı memelerle avutabilir misiniz ? Adiloş bebenin öyküsünü biliyor musunuz ?

İyi ki çalışma masanın üzerinde unutmuşsun bu şiiri, Arkadaş ! Bağışla beni, ama bir konuda katılamayacağım sana. “Bir terslik var emekçilerin hayatlarında...” diyorsun ya, aslında o terslik, emekçi insanların hayatlarını çalıp, kendilerinin ve yedi sülalelerinin hayatlarına sigorta olarak ekleyen açgözlülerin beyinciklerinde !

Adiloş bebe büyüyecek, arkadaş. Hadi in artık aşağı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

kurcalamak, güzelliğe giden yolda bir adım daha ileri gitmek zannedersem dediğiniz manada kişilerin görevi ki, buralara uğrayanlar da ibreyi ileriye çevirsin saat yönünde...çok zaman kadranı kırık yelkovan olduk ama değiyor galiba... Binbir çeşit yeşilin baş döndüren güzellikleriye bende buralardan selam ve sevgilerimi gönderiyorum alev sarıs düşünce bozkırlarınıza...

Metin TOPÇU 
 17.08.2008 13:20
Cevap :
Merhaba, ben bu yorumu yanıtladığımı sanıyordum. Şimdi fark ettim, yanıtsız kaldığını.. yaz bitmiş, hazan bitmiş... bozkırlar yine alev sarısı...bu ne iştir.. Yeşil Rize'ye selamlar..  18.11.2008 16:59
 

Çalakalem yazıyorsunuz ya, yazıya poz verdirmekten vaz geçtiniz ya, şimdi işiniz var benle..))) İlginç, virajlarla süslü denemenizi çok beğendim...ezberlenmiş bu klişe söze laik değil ama zaman hanım efendi birde yer galiba... yoksa bu kalem peşini bırakmazdı ve beynimin varoşlarından ince işçilik verilen fabrika tezgahlarına alınırdı denemeniz... eğer bu güzelliklerin damala damla fırtınaya dönüşmesi galiba makale ile mümkün... Çünkü okur değil, okutansınız, yazdıransınız, yazarsınız,aydınsınız,.. Peki bana neden ironi yaptınız okurum demekle)))... en derin hürmet ve sevgilerimle...

Metin TOPÇU 
 15.08.2008 23:42
Cevap :
Sevgideğer arkadaşım, Her yazar, öncelikle bir okurdur. Okur, benim yaşadığım çağda, yazıyı soldan sağa doğru okuyandır. Yani saat yönünde...yani hep ileri doğru... Geriye saymaya başladın mı "okuyucu"olursun. Okuyucu... daima birilerinin yazdığını okuyandır. Papağan da bir tür okuyucudur. Ezberler ve söyler. Bir de duyduğunu yazan yazıcılar var tabi. Dikte eden, yazıcıdır. Diktatör söyler, dikteci, kağıda geçirir. Amma...okur farklıdır. Hem okur, hem de ince ince dokur okuduğunu. Okurken, beyninde fırtınalar kopar, şimşekler çakar, beyniyle algıladığı harfler, yüreğiyle algıladığı anlamlar sağanak yağmurlar gibi yağar okuduğu sayfalara. Harfler, cümleler, giderek paragraflar çiçeklenir, yemyeşil ürünlere dönüşür yağmurun bereketiyle. Yeni ürünleri toplamanın zamanıdır artık. Okurun, bir ıslıkla Hidalgo'yu çağırmasının, bozkırlara uzanmasının zamanıdır. Artık soldan sağa...hep ileri doğru bir yazma serüvenine doğru yola çıkarlar... Bozkırlarımızdan yeşil Rize'ye selam olsun  16.08.2008 14:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1024
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster