Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Aralık '09

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
464
 

Arkadaşın kim? Söyle bana...

Arkadaşın kim? Söyle bana...
 

Orti ve Nano: Onlar gibi hızlı ve çevik olmadığımı görmezden geliyorlar. Aralık 2009/ İzmir


…Nerede oturduğunu sana söyleyeyim!

-Olmadı.

…Kimlik numaranı…

-Cık yine olmadı.

…Cep telefonunun patronunu tahmin edeyim; ettim bile ablacığım; sen çekim gücüsün! Bildim di mi?

Önyargısız bakışlarım soğuk değil; kayanın yarığına saklamaya çalıştığı biranın kutusu; kaşlarımın birinin havaya kalkmasına az daha neden oluyordu; vaziyeti son anda kurtardım; görmezden geldim.

Yaş avantajını kullanmak; ahkâm kesmek için uygun zaman değildi.

Utangaç tavrı zaten özür diliyordu.

-Bildin bilmesine ama ben sana arkadaşımın kim olduğunu söylemedim.

…Okulu ektim bu gün; neden bilmiyorum dertleşmek istiyorum. Ben seni tanıyorum ablacığım köpeklerinle her gün okulun önünden geçiyorsun; fizik ve müzik derslerine denk geliyor; okulun önünden geçtiğin saatler…

Sınıfın penceresinden baktığımda; seni onlarla konuşurken görüyorum.

Belli ki kendi dünyasında dertli; boyun bağı oldukça gevşek, ketçap lekeli; anlatmak için anlatıyor üstü kapalı…

Dertlerini!

Ben, bu âşık dertli genci dinliyorum; fırsattan istifade Orti Nano didişiyorlar. Keyiflerine diyecek yok; benim de bir kaya parçasının üstünde oturmaktan bir tarafım donuyor.

Ne o bana; ne de ben ona söylemek istediklerimizi söyleyebiliyoruz.

İki yabancı, biri genç diğeri yaşlı...

Görüşmek üzere vedalaşıyorlar.

Ardından malum düşünceler; alakalı alakasız konulara takılıp kalıyor.

“Sevdiğin rengi; dinlediğin müziği; mensup olduğun olmadığın dernekleri; çiçeği böceği okuduğun kitabı bana söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” Bozuk plak gibi takıldı kaldı beynin sensorları…(duyarları)

Merak değil benimkisi; sakalıma anlat desem uygun düşmeyecek biliyorum da… Biz kadınlar kullanmak istediğimiz de nasıl diyeceğiz bu lafı? Baştan alıyorum, merak değil benimkisi; sen gel de saçlarıma anlat… Merak olmadan hayat nasıl yürür ki…


Bizler, bizim mahallenin muhtarları:

Yazdıklarımız kadar mıyız? Yazılarımızda, abartı ve ya tevazu ile açık olan bir yerlerimizi mi örtüyoruz?

Yoksa yazılarımıza şöyle afili bir sansür mü çekiyoruz?

Yazılanları okuyup değerlendiren; çerçeveli kutucuklara lâyık gören görmeyenleri; sıkı bir takibe alsak neler okuduklarına baksak; yaşını başını, kim olduklarını çözebilme imkânı doğar mıydı?

Bu gün karşılaştığım dertli genç çok farklı bir dil kullanıyor ve kendini ifade ederken; ultra modern bir iletişim tarzı tercih ediyordu.

Ben onu anlamakta güçlük çekmedim. Oğuldan ötürü idmanlıyım.

Genç evlatlarımız var; onların ne dediğini anlayamazsak vay halimize… Onları anlamak boynumuzun borcu “Sizin zamanınızda öyle olabilir ama şimdi maymun gözünü açtı” Bunu duymamak aşkına gençliğin dilinden anlamak, farz olmalı.

Erişkinler olgunlar birbirlerinin dilinden anlarlar mı?

İyi niyetle yaklaşırlarsa birbirlerine neden olmasın?

Ben her daim yapabiliyor muyum? Nerde o olgunluk nerde amma…

Gayret gösteriyorum… Çift dikiş atarak ilerlemeye çalışıyorum.

Ya bizim mahallede; yazı sanatına renk katanlar!

Yaptığı işi küçümsemeyen, diğerlerinin emeğine saygı gösterenler!

Sevgili yazan arkadaşlar!

Çoğulculuğu savunanlar!

İşaret parmaklarını gözbebeklerinin içine sokmayanlar…

Sen!

Tık tık şeyinin müptelası!

X Kategorisinde yazma!

Diğer kategorilerde yarış benimle!

Olmaz, olmaz ki…

Yazı yazmak bir sanat dalı; ister hormonlu ister hormonsuz olsun tadı; icra edeni rahat bırakmalı.

Şiddet içermeyen, kırıp dökmeyen, kalp incitmeyen yazılara sınır koymanın bir anlamı var mı?

Dünyamızda var olanları konuşmalı yazmalıyız; yasakları kaldırmalıyız diyoruz.

Ardından…

Baltalar elimizde uzun ip belimizde… İlkel çağ dışı, yontma taş devrine lâyık görüyoruz çıplaklığı…

Düşünceler fikirler karşı karşıya gelecek; yıpratmadan daha sonra eller birbirlerine uzanacak…

Zaten şu iki günlük dünyada öyle olmalı.

Kurmaya çalıştığım köprüleri seller sular aldı götürdü dediğim de topu doğa anaya atmış olurum ama beni yenilgiden kurtarmaz.

Sellere set çeken ağaçları baltalamış isem; halime acıyan da olmaz.

Olsa da fayda etmez.

Köprünün ayakları; her iki kıyıda da sağlam temeller üzerinde kurulmalı.

Durmalı ki…

Köprü: Karşıdan karşıya geçenlerin yükünü taşıyabilsin.

MB de barış, yurtta barış, cihanda barıştan önce…

Sen önce kendinle barış!

Tamam! Gayret ediyoruz efendim.

Cahiliz ama öğrenmekten kaçınmıyoruz.

26.Aralık 2009 Cumartesi

Alev Meisel İzmir’den…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hayatı ve insan olmayı öğreniyorsan ne ala...Kal sağlıcakla ve iyi niyetlerle!

DERİN, SADE VE KARIŞIK... 
 26.12.2010 15:26
Cevap :
Sayfama hoşgeldiniz, merhaba. İyi niyetleriniz ve yorumunuz için teşekkürler. Sağolunuz, selamlar.  27.12.2010 20:19
 

Benim arkadaşlarım kimler mi? Elbette sizlersiniz efendim. Saygılarımla.

Ahmet Üstündağ 
 28.12.2009 18:41
Cevap :
Ben buna sporcunun doğallığı ve centilmenliğidir derim...Arkadaşlığınıza lâyık olmaya çalışacağım Ahmet Bey teşekkür ederim yorumunuz onur verdi, sağolun. Size ve sevgili ailenize sağlık huzur dolu yeni yıllar dilerim. Selamlar yolunuz açık, güzel dostluklarınız kalıcı olsun.  28.12.2009 23:51
 

ve benim en değerli arkadaşımsınız, yeterli oldu mu? Bazen anlaşmak için yaş, cinsiyet, ırk, tür gerekmiyor...en iyi arkadaşımız bir tüylü olabiliyor ya da cansız bir kitap...gençleri dinlemek gerek, neler anlatıyorlar fırsat verilince...Ne kadar çok bildiklerine ağzımız açık kalıp, imrenebiliyoruz, Nano ve Orti'yi görünce, size mutlu bir haber...Birkaç yıldır evimizin yakınında inşa edilen malum yurtlardan birinin bekçiliğini yapan Kangalımsı, hamile kalınca kovalanmış ve biçare gelip bizim sitenin yakınında bir taşın altına 7 tane yavrulamış. Hemen bana haber geldi, kulübe inşa edildi, içi halıflex kaplandı. Yavruları taşırken beni tanımayan köpek hiç ses çıkarmadı, tüm ahali hayretler içinde kaldı. Bir tanesini ağzına alıp geri götürüyordu, "hadi kızım dön," dedim, geri döndü. Diğer köpekler de kabullendi ve saygı gösteriyorlar anneye...örnek olsun biz fanilere...Noel hediyem 7 yavru, bakalım kaçı tutunabilecek hayata? Selamlar-sevgiler...

Fatma Köse  
 28.12.2009 16:08
Cevap :
Zirveye tek başına çıkan var mı bilmiyorum; desteksiz yardım almadan, gönül almadan, çizgiyi aşmadan, kendini aşarak, ne kadar minicik olduğunun farkında olmadan...Çevredeki canlılara iyi niyet ispat edilmedikçe geçit yok başka boyutlara. Ben sizin giriş cümlenizi ve muhteşem finalinizi okuduktan sonra elden ayaktan kesildim; tüylü kızlarla ekstra bir tur attıktan sonra heyecanım yatıştı. Kangalımsı anne için gösterdiğiniz çaba ilgi beni nasıl mutlu etti zaten siz biliyorsunuz! Dualarım sizler için; sizin de tüm dualarınız kabul görsün. Allah sizi ailenize, ailenizi de size bağışlasın. Merhametli yüreğiniz hiç daralmasın. Bu gün aldığım bu güzel haberler için şükrediyorum. Sizin varlığınızdan haberdar olmanın sevincini yaşıyorum. Teşekkürler, sevgiselambirarada; gönlümden bir parça Denizli'ye göç etti, orada bir çadır kurdu İzmir'e dönmek istemiyor.  29.12.2009 0:18
 

Kuş olup/ Uçsam birgün./ Balık olup/ Yüzsem birgün./ Çiçek olup/ Açsam birgün./ Bulut olup/ Yağsam birgün./ ÖLÜM olup/ DOĞSAM bir gün../ İçimden böylesi geldi efendim. Sevgim saygımla.

Sabiha Rana Melekler Yüreğinizden Öpsün 
 27.12.2009 23:33
Cevap :
İçinizden gelenlerin güzel olduklarına inanıyorum; sevgiler saygılar.  28.12.2009 1:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 584
Toplam yorum
: 2445
Toplam mesaj
: 327
Ort. okunma sayısı
: 845
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Dinleyenin olmadığı yerde anlatmanın önemi! Nasıl YAZAN oldum. 'Yalnız doğar, yalnız göçer' eskile..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster