Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Mayıs '20

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
69
 

Armut Pekmezi

Armut Pekmezi

Tahtadan yapılı evde tek göz oda, duvar kenarında bir ocak var,  sonbaharda yere dökülen meyve ağaçlarından dökülen meyveler çürümesin diye kaynatılıyor. Ocakta kocaman bir tava var içindeki şıra pekmez kıvamına gelinceye kadar beklenecek, boşta duran bidonlara doldurulup ondan sonra gidilecek köye, kimsecikler yok, çocuk daha on yaşında yok.

Bugün günlerden hangi gün olduğu belli değil, hem kime ne? Mevsimler yaz, kış, yağmur aylarsa buğday zamanı, patates zamanı, armut zamanı. Şimdi mi armut zamanı köyde, pekmez yapılıyor. Köy dediysem ev falan yok buralarda eskilerin demesine göre Rumlardan kalmış bu bağlar, bu bahçeler. Köye uzak mı uzak, zaten herkes de kesmiş meyve ağaçlarını, şimdilerde sadece bir bahçe kalmış eskilerden işte onu da bir çocuk bekliyor. Pekmez yapıyor armuttan. Kışlık. Annesi, büyükler başka iş tutuyorlar, kendisinden büyüğü başka bir iş peşinde, başkası başka bir yerde. Ölse ancak birkaç gün sonra o ada en iyi ihtimalle haberi olacak aile üyelerinin. O da bir gün yüksek sesle ağlamadan ibaret. Hemen hızlı hızlı kazılır mezar, yarım yamalak yıkanır beden, namaz falan derken hepi topu iki saate hallolur işler, buralarda böyledir işler, ölen öldüğüyle kalır, kalanlar işine gücüne sarılır, gülerler mi ağıt yakarlar mı, belki anneler ağlar bir süre, o geri gelmeyeceğini bile bile dalar gider bazen boşluğa.

Pekmez olacak şıra kaynamaya devam ediyordu. Altına biraz daha çalı çırpı atılınca hızlıca kaynar ve yanardı. Odundan yana sıkıntı yoktu, kör bir balta ve kütükler vardı dışarıda üst üste çaplanmıştı. Aldı kısa bir kütük, tavanın altına sürdü.

Buralarda çocuk vardı da çocukluk yoktu, eli iş tutan herkes mutlaka bir iş yapardı, gücü yettiğince, aklı erdiğince işe yaramalıydı. Ona da düşen pekmez yapmak, bahçeyi beklemekti.  Armut toplamak, çürümeden onları pekmeze çevirmekti. Ocak vardı, kulübe vardı, odun vardı. Yapılacak iş basitti, armut haşlanacak, şırası süzülecek, süzülen şıra yeterince kaynatılacak pekmez olacaktı, buralarda böyle oluyordu bu işler. Çocuklar eli iş tutan küçük adamlardı, bu onları aile bireyi yapmaya yarıyordu, aile demek buralarda böyle algılanıyordu. Herkes gücünce, aklınca işe yaramak zorundaydı, aksi düşünülemezdi bile.

Ocağa kütüklerden birer parça daha koyup dışarı çıktı, armut ağaçlarından yeni dökülen armutları plastik kovaya doldurup getirirken, arkasından yine yerler sararmış armutlarla dolmuştu, elindeki kovayı kulübenin önündeki çuvala boşalttı. Tam tamına dört çuval vardı, yere düşen armutlara arılar konuyordu.

Kulübenin önündeki çuvalları dışarda iki taşın arasında bulunan büyük kazana doldurulup, altı yakılıyor, iyice haşlandıktan sonra armutlar çuvala doldurulup, üzerine taş konuyor, armutların sadece posası kalana kadar sıkılıyordu.  Oluşan şıra yeterince kaynatılıyor pekmez yapılıyordu.  Her türlü meyvenin pekmezi yapılabilirdi,  ayrı ayrı tatlarından belli olurdu. Nedense kabukları sert olan yenirken tadı güzel olan meyvelerin pekmezlerinin tatları iyi olmuyordu.

Armutları içeriye kulübeye taşıdı, bir yandan da anlamsız bir türkü tutturmuş sözde türkü söylüyordu. Asıl amacı kendi kendine gürültü yapıp, bahçede; “ben varım aha işte buradayım gelecekler sakın buraya gelmeye yeltenmesin, ben buranın bekçisiyim, bu bahçe sahipsiz değil” diye mesaj göndermek hem de kendine, kendi sesini yoldaş etmekti. Korktuğu zaman da bunu sıkça yapardı ama şimdi hava aydınlık olduğu için türkü söylemesi korktuğundan değildi tabi. Kapının arkasında yere serili tozlu çulun üzerine koydu. İçeriye sızan ışıktan içerideki toza bir süre bakakaldı, çocuk işte. “-Bu duvardaki delikten ışık girince seyri de başka oluyor, neler varmış neler.” Sonra ateşteki şıraya baktı pekmez olmuştu aslında ama “biraz daha koyulaşsın hele” kenardaki tasla şöyle bir aldı tekrar boşalttı kıvamı tamamdı.

Kenarda duran huniyi aldı, plastik hunin altına bir tül sarılmıştı, süzülürken olası katı şeyleri bidona kaçamayacaktı. Huniyi bidonun ağzına yerleştirdi. Pekmezi tasla bidona doldurmaya başladı. Ara sıra tasın çevresinde kalan pekmezi parmağıyla ağzına atmayı ihmal etmiyordu. Pekmez bidonun yarısından fazlasını doldurmuştu. Kenarda dolu bidonları saydı beş dolu bir yarım.

Kalanı tasın içinde bıraktı. Çobançantasını açtı içinde haşlanmış patates ve bir parça mısır ekmeği vardı. Önce patatesleri bandıra bandıra bir güzel yedi, sonra sıra mısır ekmeğine gelmişti,  ekmeği de bandıra bandıra bir güzel yedi, karnı doymuştu. Ocaktaki ateş de sönmüştü, kapının asma kilidini taktı. Kapıyı kapattı, iyice kendine doğru çekti ve zor da olsa kilitledi ve düzlüğe çıktı.

Köylük yerde hele de böyle bir yerde öğün birkaç patates ve armut pekmezi idi, öğlene doğru gelmişti zaten, neredeyse ikindi oluyordu hâlbuki yediği yaş armutlardan açlığı aklına gelmemişti. Şimdi doyduğunu hissetti.

Yukarı düzlüğe çıktı su kaynağında ince ince kaynaktan su çıkıyordu, eğildi yüzüne baktı, yanakları hep pekmez olmuştu. Tam eğilip su içecekti ki, suyun kenarında bir yılanla göz göze geldi. Kendini bir anda geriye irkilerek geriye attı. Nabzı çok hızlı atmaya başlamış korkmuştu yılandan. Zaten nedense yılandan oldum olası korkardı. Su içmekten vazgeçti. Sırt çantasını kaptığı gibi köyün yolunu tuttu.

Köyde şimdi bahçeyi yalnız bıraktığı, armutları yeterince toplamadığı için annesi kızacaktı ona ama olsun, korkmuştu bir kere. Bahanesi vardı. Koskoca bir yılan görmüştü.  Az kalsın onu sokacaktı, hem ölse daha mı iyiydi yani. Yine de bahanesi inandırıcı mı diye kaygıları vardı. Öyle ya onu gözü pek, yiğit, korkusuz diye övmüşlerdi bunca zamandır. “Yerde yatan bir yılandan korktum” demesi ne derece inandırıcı olur, diye kendi kafasını kurcalasa da yapacak bir şey yoktu. Gerçekten korkmuştu, zor olan bunu itiraf etmekti. Yılanı biraz daha över, boyunu abartırsa, biraz da renklendirse şöyle alacalı bulacalı bir şeydi falan diye abartsa daha inandırıcı olurdu sanki. Kafasında söyleyeceklerini iyice kurup kesin kararını verdi, dönüyordu.

Koşa koşa köyün yolunu tuttu.

 

 

 

                                                                                               

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 2186
Toplam yorum
: 319
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 161
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster