Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Aralık '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
555
 

AROG, vedalaşmalar, patlamış mısırlar ve biz

AROG, vedalaşmalar, patlamış mısırlar ve biz
 

Bir yerden duymuştum: iyi komedyen olabilmek için gerekli olanlar : %90 düşünme gücü yani zeka ve sadece % 10 yetenek. Ben bu yüzdelerle tamamen hemfikirim.

Hayat, oldukça ciddi ve zordur o yüzden ben gülme fırsatlarını hiç kaçırmak istemiyorum.

10 Aralık 2008 tarihinde ailecek AROG filmini izlemeye gittik, çok güleceğimi hayal etmiştim. Bayram ziyaretlerini tamamlamış, daha önceden planladığımız gibi, Bayramın üçüncü gününü kendimize ve çocuklarımıza ayırmıştık.

Sinemadaki ses düzeninden rahatsız olduğum için, uzun yıllar sinemaya gitmemiştim. Vizyondaki filmleri geriden ve evde izlemeyi tercih edenlerdenim. Bu sefer değişiklik yaptık ve en başta tabii ki çocuklarımızın isteğini kırmadık.

Bir Cem Yılmaz hayranı olduğumu söylemeliyim. Çok komik ve başarılı buluyorum kendisini.

Bu güncemde, film hakkında düşündüklerimi anlatmak değil amacım. Kısaca değinirsem, ben filmin senaryosunu beğenmedim. Özellikle ikinci bölümde güzel espriler vardı, doğrudur, günümüzdeki bir çok olumsuzluklara yer verilmişti. Ama ben hayal kırıklığı yaşadım. Hokkabaz, bana göre çok çok ama çok daha güzeldi, ben bayılmıştım… Zevkler ve renkler… Çok banal ama doğru.

Filmden değinmek istediğim bir konu var tabi ki. Arif, gönderildiği eski çağlarda tanıştığı ilk yeni arkadaşları maymunlarla vedalaşırken “Bay, Bay” - nasıl yazacağımı da şaşırdım “ Bye, Bye” mi yazmalıyım – ifadesini kullandı. Bu ifadeyi, filmde en az iki yerde duyduğuma eminim.

Bu yeni vedalaşmayı ne kadar çok kullandığımızın farkında mısınız?

Filmlerimizde, dizilerimizde… Çok doğalmış gibi...

Gençler aralarında vedalaşırken bazen uzatıyorlar: Baaaaaaay” diye …

Çok acıdım, Cem Yılmaz’a, kendime ve çocuklarıma…

Daha da komik olan, Cem Yılmaz bir bakkal sahnesinde, Türkiye’de ana dilimizden, ne yazık ve ne yazık ki daha çok saygı gören İngilizce dilini konuşmaya çalışanları eleştirirken, yarattığı kahraman vedalaşırken “ bay bay” sesleniyor…

Bu film binlerce seyirciye ulaştı…

Sanat, toplumun aynasıdır bana göre…

Türkçemizde hiçbir dilde olmayan güzellikte, anlamda ve çeşitte vedalaşmalar var: ”Güle Güle”, “Hoşça kal”, “Sağlıcakla”, 'Allah'a ısmarladık' vs .

Bu özenti niye ?

Şimdi, bu satırlarımı okuyanlar olursa, Cem Yılmaz bu ifadeyi eleştirmek için kullanmıştır diyeceklerdir belki, fakat filmde kesinlikle o havayı ben hissetmedim.

Daha geçenlerde bu konuyu konuşuyorduk ve bir arkadaşım: “Hele kerli ferli, koca koca bıyıklı adamlar sokaklarda ellerinde cep telefonları “bay-bay” diye vedalaşırken çok komik oluyor.Üzülüyorum; ama bir yandan da komik buluyorum.“ demişti

Türkiye için çok acı bir durum …

Tekrar sinema salonuna dönüyorum. Film arasında küçük oğlum patlamış mısır almaya gitti. İkinci ara başlarken elimde kocaman paket patlamış mısır vardı. Seviyorum patlamış mısırı, bana hep kışları ve yılbaşlarını hatırlatıyor. Eskiden annem bir tepsinin üzerini, gazeteyi mandallarla sıkıştırıp, sobanın üstünde patlatırdı. Sonrasında o mis gibi yayılan koku ve patlama sesleri… Çam ağacımı süslerdim o patlamış mısırlarla… Kar taneleri misali…

Filmin İkinci yarısında ilk yarıya göre daha çok espriler vardı. Tebessümlerle yetiniyordum… Ve birden ekran karardı… İnsanlar yerlerinden kalkmaya başladılar. Ben Cem Yılmaz espri yapmıştır diye düşündüm, film bitmiş olamazdı, bir kahkaha atamamıştım ki…

Işıklar yandı, film bitmişti gerçekten, koltuğumda kala kaldım…

Bakışlarım elimde yarılamış olduğum mısır paketine ilişti.

BU DA NE!

POPCORN / MAXI - yazıyordu.

Bizim patlamış mısırlarımız ne zaman popcorn olmuşlar ki! Hafızamda 70’li yıların ünlü ve benim çok sevdiğim popcorn müziği canlandı, yüzümde de acı tebessüm…

“Anne burada kalmayı mı düşünüyorsun!” sesi ile kendime geldim. Sinema salonunu son ben terk ettim. Sinema salonundaki rezalet ile bir kez daha yıkıldım. Her taraf patlamış mısır , boş mısır paketleri ve pet şişeleri…Yanımda fotoğraf makinesi olsaydı resim çekmek isterdim. Bu ne vicdansızlık! Boş mısır paketleri ve pet şişeler nasıl koltuklarda ve yerlerde bırakılabilir ki…

“Bay, bay” olarak vedalaşmayı, patlamış mısırlara - popcorn ve sayamadığım bir çok yabancı kökenli sözcükleri öğrenmesine öğrenmişiz de çevremizi temiz tutmayı neden öğrenememişiz…

Bir kez daha acıdım kendime, çocuklarıma ve ülkeme…

Eğlenmek için gitmiştim, eğlenememiştim…

Keyifim iyice kaçmıştı, ta ki küçük oğlumun ( 12 yaşında ) sorusu ile ortam müsait olsaydı, gülmekten yere yıkılacaktım:

“ Anne, Arif aldığı o nane şekerlerinden neden bu kadar çok rahatsız oldu? Sence ona ne oldu?”

Sinema girişinde küçük çocuklarını bekleyen velileri hatırlayınca daha çok gülmek geldi içimden. Çocuk filmi zannetmişlerdi galiba...

***

İnsan sevdiklerini eleştirmeye kıyamıyor ama…eleştirmez isek gelişmemiz mümkün olamaz.

Birbirimizi uyarmaz isek, görmezden gelir isek…çocuklarımıza nasıl miras bırakmış olacağız.

Kimse bizim adımıza: değerlerimizi, dilimizi ve kültürümüzü koruyamaz. Bunu biz kendimiz için, çocuklarımız için yapmak zorundayız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

zamane gençlerinin ne dediğini anlamak için nerdeyse decoder taşıyasım var gül hanım.Dillerini anlamaz, aval aval bakarsanız uzaydan gelmiş muamelesi yapıyolar zira.bir kaç yıl önce, iki arkadaşın birbiriyle konuşmasına kulak misafiri olan annem kızcağızları yabancı menşeeli sanmıştı:) zira kızlar ayaküstü konuşmaları esnasında, dumura uğradılar, magmaya gittiler, geyik yaptılar, hocalarını keklediler, ortama aktılar, kal geldi, oha falan oldular...

ayselinka 
 20.12.2008 0:41
Cevap :
Merhaba Ayşe Hanım, çok şekersiniz. Ağızım kulaklarımda cevap yazıyorum. Çok haklısınız, decoder ile gezmek gerekiyor : )) Şimdi aklıma geldi, son zamanlarda bir de ”brunch “modası var artık. Çok gülüyorum bir taraftan da içim sızlıyor: bazı ilanları görünce- Brunç (kahvaltı) … açıklama da yapıyorlar parantez içinde…her şeyi kayıtsız şartsız kabullenmenin en güzel örneklerinden… branç kulağımı çok tırmalıyor ve asla sözlüğüme kabul edemiyorum…İyi pazarlar diliyorum en içten sevgilerimle.  21.12.2008 9:16
 

Filmi izledim, ve çok eğlenceli buldum ben...Fakat bizim izlediğimiz seansdaki veletler sizin oğlunuz kadar masum değildi, eminim o hapın muadilini bile biliyolardı.

silik 
 18.12.2008 10:55
Cevap :
Filmde en iğrenç sahneydi bence. Hiç komik bulmadım, hatta Cem Yılmaz bu kadar ucuz bir eylemi kullanmasını şaşkınlıkla izledim. İkincisi de: Rıdvan Dilmen sahnesiydi, yama gibi durmuştu ve insanların neden güldüklerini ben anlamadım. Cem Yılmaz, bana mı danışsaydı acep : ))) Silver bey, size bir komedi filmi teklifim vardı, hâlâ geçerlidir. Gerçi kriz de var ama…  18.12.2008 13:08
 

Filmi izlemedim henüz sanırım böyle giderse de izlemeyeceğim… Filme ön yargısız gitmek lazım diye düşünüyorum… “İlle de çok gülmem gerekiyor” diye değil yani… Keyfine, eğlencesine…

Ali Gülcü 
 17.12.2008 14:52
Cevap :
Merhaba Ali Bey, izlemeden karar veremezsiniz. Ben herhâlde çok fazla beklentilerle gittim o yüzden hayal kırıklığına uğradım. Hokkabaz, ben çok beğenmiştim ve bir adım daha ileri gitmiştir Cem Yılmaz düşünmüştüm. Emeğe saygım vardır ve çok büyük bir emek harcanmış bu film için. Ukalâlık yapmak istemiyorum. Umarım seyretmeye karar verir iseniz eğlenirsiniz. Saygılarımla.  18.12.2008 9:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 143
Toplam yorum
: 330
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1800
Kayıt tarihi
: 13.03.08
 
 

Doğduğum ve büyüdüğüm şehir Kırcali, Bulgaristan. Yıl 1964. Makina Mühendisiyim. Evli ve iki çocu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster