Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Temmuz '14

 
Kategori
Dostluk
Okunma Sayısı
458
 

Artık biliyorum ki; sana bakınca asla kendimi göremeyeceğim

Artık biliyorum ki; sana bakınca asla kendimi göremeyeceğim
 

Keşke, yazacaklarıma can arkadaşım deyip de ardından ismini de ekleyip başlasaydım…Yapamadım, bilirsin ki asla riyayla işim olmaz. Zira beraber geçen o güzelim yılları, elinin tersiyle ittiğin günden beridir içimdeki sana dair tüm o ulvi duygular yok olup gitti, esen rüzgarın sürüklemesiyle senin sebep olduğun…

Kırgınım hem de çok. Keşke sebebini bilseydim sonu gerektirecek ne yaptığımın. Tahmin bile edemezken, zaten artık bir önemi de kalmadı.

Anladım ki, sevgi yetmiyormuş diğer duyguların gölgesindeyken. Ve anladım ki bir kez daha, kan bağı olmaksızın aramızda geliştirdiğimiz kardeşlik bağı pamuk ipliğimden farksızmış, bizi birbirimize bağladığına inandığım.  

Sana en çok ihtiyaç duyduğum anda bana yüz çevirmen, aldığım en büyük derslerden biri oldu son yıllarda yaşamış olduğum. Hoş ardından daha neler neler yaşadım da, hiç birinin önemi kalmadı artık. Boşuna yoldaş olmadı bana zaman, Mevlana nın zikrettiği gibi:

‘’Dünle beraber gitti düne ait ne varsa, bugün yeni şeyler söylemek lazım.’’

Ama yine de kopup giden bu dostluk, dilimde çok acı bir tat bıraktı, desem yeridir.

Ben seninle hep gurur duymuşumdur ve senin de aynı duygulara vakıf olduğunu sanırdım, gerçi gurur duymanı gerektirecek fazla bir özelliğim yok günümüz kuralları itibariyle ama ikimizin özel dünyasında ortak kanaatlerimiz ve erdemlerimiz vardı yoksa ben mi olduğunu farz etmişim, zira bunu sık sık soruyorum kendime son zamanlarda: Özellikle nerede yanlış yaptığıma dair…

Dedim ya zaman en iyi ilaç diye çünkü sana dair hiçbir şey hissetmiyorum, koca bir boşluk haricinde. Bir keresinde, bunun çok tehlikeli ve acı bir his olduğunu söylemiştin ne yazık ki, şimdi ben de aynı şeyi senin için söylüyorum.

Hani bazen bana sormuyorlar değil hani, neden bu kadar güvensizsin diye. Sence…

Asla ve asla böyle değildim önceleri, hatta hep derdin; ‘’İçini açma,’’ diye. Oysa içimdekileri en iyi bilen sendin ve sonuç işte meydanda.

Senin köprüleri yıkmandan sonra, ben de çok şey yıktım, bilemediğin kadar hem de…

Kabul ediyorum artık: ‘’Suçluyum, sana ve çok insana güvendiğim için.’’ Bir daha mı? Bunu zaman gösterecek…

Ne zaman sana baksam, yansımamı görürdüm. Demek ki; gözlerim bayağı bozukmuş…

Ne zaman sesini duysam, mutlu olurdum neşeli bir şarkının eşliğinde. Demek ki; duyma yetimi yitirmişim…

Ne zaman seni ve sahip olduklarını düşünsem, gurur duyardım. Demek ki; oldukça safmışım…

Düşününce  ne yaman bir çelişki. Şimdi yüzünü bile hatırlamıyorum. Sahi, senin bir yüzün vardı değil mi. Yoksa ikiyüzlü müydün de ben görmemişim…

Üzgünüm inan ki hem de çok. Diğer yandan de sevinmiyor değilim hani. Zira içimde biriken ne varsa, durmaksızın yazıyorum, oku ya da okuma. Ama inan ki çok isterdim bunları seninle paylaşıp, senden iyi ya da kötü bir şeyler duymayı. İlk zamanlarda bunu o kadar çok hayal ettim ki. Senin fikrini almak, seninle paylaşmak, hatta senin tarafından acımasızca eleştirilip yerden yere vurulmak 

‘’Acıya sabrettim, metanet oldu; insanlara sabrettim, hoş görü oldu, dileklerime sabrediyorum şimdi, adı dua oldu. Hep duygularıma sabrettim, adı gözyaşı oldu. Özlemi iyi bilirim adı hasret olsa da. Ve hep sevgiye sabretmişimdir adının aşk olduğunu bilerek…’’

Mevlana nın bu güzel deyişi öylesine uyumlu ki yaşadıklarımla, bir nebze de olsa haddim olmadan, uyarlamak istedim yaşadıklarımla…

Son bir şey daha sen gerçekten var mıydın yoksa bir halüsinasyon muydu tüm yaşadıklarım, gördüğümü sandığım bir ömür boyu…

Olsun, ben alışkınım hayal kırıklıklarına, bildiğin kadar ve bilemeyeceğin kadar.

Her şeye rağmen, güzellikler temenni ediyorum sana her nerede isen, her kimleysen ve her ne yapıyorsan. Bilirsin sen de eski dost düşman olmaz.

Ya sen… Eminim ki; benim için hiç de güzel şeyler temenni etmiyorsundur. Yoksa şu an yanımda olurdun. Biliyorsun, öyle sözleşmiştik yoksa yanlış mı hatırlıyorum…

Ne yazık ki; sana bir hoşça kal bile diyemedim, izin bile vermedin buna. Ben de buradan diyorum ki; ‘’Hoşça kal.’’

Umarım bir gün bir yerlerde karşılaşmayız. Zira artık biliyorum ki sana bakınca asla kendimi göremeyeceğim 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kıymetli Yazarımız,Sayın Papatya Tarlası:Gerçekten hiç bir yarar ve fayda beklenmeden tesis edilen dostluk temeli sadakat harcından, güven çimentosundan yoksun ise, hele, hele dilde acı, kalpte sızı bırakmış ise insan kendini bile göremiyor. Güzel ve duygulu sözlerle nakış edilmiş, güzel bir dostluk yazısı okuduk.Saygılar sunuyorum.Sağlık ve mutluluk diliyorum.

Mehmet Burakgazi 
 13.08.2014 11:22
Cevap :
Değerli Mehmet Burakgazi Bey, sizlerin yorumları beni mutlu ediyor. Dostluk baştan biraz zahmetli sabır isteyen ama olduktan sonra tadını hiç bir yerde bulamadığın bir meyve gibi tabiri caizse. Ama elma ağacından portakal vermesini bekleyemez insan ne kadar emek verse de bu mümkün olmuyor. Acı zamanla geçiyormu derseniz. Geçmiyor biz sadece geçtiğine inanmaya çalışıyoruz. Saygılar. ..  13.08.2014 13:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 146
Toplam yorum
: 1191
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 748
Kayıt tarihi
: 02.05.14
 
 

İnsanları ve yaratılmış tüm canlıları severim. Yazmak amatörce de olsa hayatımda bir süredir var...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster