Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ocak '08

 
Kategori
Sivil Toplum
Okunma Sayısı
465
 

Asansör kapısında buluşmak

Asansör kapısında buluşmak
 

Diyelim ki, bir iş merkezine veya apartmana girdiniz. Asansör kapısına yaklaştığınızda, asansörün gelmesini bekleyen, başörtülerinden ve giyim tarzlarından dini inançlarını fazlası ile önemsediklerini hissettiren üç adet bayan bulunduğunu fark ettiniz.

Asansör kapısının üzerinde asansörün dört kişilik olduğuna dair bir ibare gözünüze ilişki. Ve bir süre sonra asansör kabini ışıklarını yukarıdan aşağıya doğru yayarak inmeye başladı. Elbette sıra onlarda olduğu için bayanlar öncelikle kabine girdiler. Ancak her hallerinden sizin o kabinde bulunmanızdan hoşnut olmadıklarını fazlası ile belli eden bir tavır söz konusu. Asansör kabinine girer misiniz, girmez misiniz?

Asansör işletmesinin kendi kuralları çerçevesinde buna hakkınız olduğu bir gerçek. Ancak toplum içinde oluşan medeni davranışlar ve karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler açısından tartışılır bir şey olduğunu da söylemek mümkün.

Bu noktada iki farklı davranış şekli ortaya çıkacaktır. İlki kendi görüş ve bakış açınızı ön plana alarak hareket etmektir. Asansör kabini dört kişiliktir ve sizin dördüncü kişi olarak orada bulunmanızda kural itibari (asansörün kaldırma gücü) ile bir sorun yoktur. Sizin o asansörü üç bayanla birlikte kullanmanız, modern toplum yaşamı açısından da bir sıkıntısı sebebi değildir. Ayrıca karşıdaki kişi ne düşünürse düşünsün önemli olan sizin kendinize olan güveninizdir. Kendinizde duyumsadığınız, o ortamda bulunmanızın bir zarar oluşturmayacağı inancı sizin için belirleyicidir.

Diğer davranış şekli ise, karşı tarafın gerek güvenlik, gerekse de inanç temelli rahatsızlıklarına saygı duyup, kendi hakkınızdan feragat etmektir.

Ben her iki davranış şeklinin de hatalı olduğu görüşünde değilim. Tercihini bu ikisi arasında yapanlar için bir sorun yok bence. Ancak bu sahneyi Türkiye’de yaşanan gerginliğe şablon olarak kullanacak olursak, fikirlerin, önerilerin ve hareket tarzlarının çok farklı noktalara kaydığını söylemek mümkün.

Öncelikle bu benzetmemin soyutlama tekniğine yakın olduğunu söylemek istiyorum. Çünkü yanlış anlamaya oldukça yatkın, ya da okuma alışkanlığına sahip olmadığı için algılama hatası yapma potansiyeli oldukça yüksek bir toplumda yaşadığımız bir gerçek.

İşe, inançlarını fazlası ile önemseyen kesimin, az önceki senaryo için dile getirdiği uç noktalar üzerinden başlayalım;

İnançlarını hayatın belirleyici unsuru olarak görenler için, asansörün işleyiş kuralları ve medeni ilişkiler bu sahneye çözüm üretmek için belirleyici değil. Onlar inancın penceresinden bakarak, ya kadınlar ve erkekler için ayrı asansör ya da tek asansör olacaksa, beraber kullanıma müsaade etmeyen kuralların oluşturulmasını talep ediyorlar. Ülkenin, Hıristiyan – Siyonist güçlerin etkisi altında olduğunu, onların işbirlikçilerinin de bu toprakları Müslümanlara dar eden laik sistemi kendilerine dayattığını iddia ediyor ve Müslümanların kendi kimliklerine sahip çıkarak bu oyunu bozmalarını talep ediyorlar. (Ulusalcı söylemlerin aynadan yansıyan haline ne kadar benziyor değil mi?)

Ve bu taleplerin gerçekleşmesinin de, apartmanda ya da iş hanında çoğunluğuna sahip olmaları dolayısı ile demokrasinin gereği olduğunun altını çiziyorlar.

Diğer kanada gelecek olursak;

En radikal kesimde, bu apartmanda ya da iş hanında dini simge sayılan giysi türünün giyilemeyeceği, bunun yasalarla sabit olduğu, bu tip giysi tarzının milli birlik ve beraberlik kurmanın önünde engel oluşturduğu, hatta ABD’nin ulus devletimizi yıkmak için kullandığı bir gerici unsur olduğu dile getiriliyor. Bu tarz giyim tarzını yasaklamanın gericilikle mücadelenin bir parçası olduğuna inanılıyor.

Bir alt basamakta bulunanların söylemleri kısmen daha yumuşak. Giyim tarzının kişinin kendi tercihi olduğu, müdahale edilemeyeceği, ancak apartmanın ortak kullanım aracı olan asansörden (kamusal alan) faydalanma şanslarının bulunmadığı, çünkü böyle bir kolaylığa sahip olmaları halinde başkalarına kötü örnek olabilecekleri söyleniyor. Bu sebeple kendilerini toplumdan ayrıştıran bir inanca sahiplerse, bunun ceremesini çekmeye hazır olmaları ve merdiveni kullanmaları gerektiği dile getiriliyor. Giyim tarzını inançlarına göre belirleyenlere söz hakkı verilmesi durumunda, onların kendisine söz hakkı tanımayacak olması söylemi de, en büyük dayanak noktaları. (Demokrasiyi korumak için demokrasiden taviz verilebilir mi?)

Elbette sorun bahsettiğim noktalardan, daha farklı açılardan da dallanıp budaklanıyor. Ve tarışmalar anlatmaya çalıştığım kadar karikatürize değil. Ancak ben sorunun, tarafların asansör kapısının önünde buluşup, karşılıklı birbirlerini anlama çabası sonucunda çözülebileceğini düşünenlerdenim. Çünkü her iki kesimde de, karşı cepheyi siyaseten düşman gören bir bakış açısı ve her iki bakış açısını besleyen korku temellenmiş durumda. Bu korku siyaseti de, ülkede söz sahibi olan ve olmak isteyen aktörlerin fazlasıyla işine geliyor.

Bu soruna çözüm olabilecek sivil yöntemlerin hayatın içinden geliştirilebileceğine inanıyorum. Bir insanın kandırılmadan da, başkalarının oyununa gelmeden da, siyasi arka planları olmadan da, sırf inançları gereği hareket edebileceğine inanmanın, hatta bu inançları bizce yanlış olsa da o yanlışa da saygı duymayı öğrenmenin her iki taraf içinde zorunlu olduğunu düşünüyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bir devlet adamı Türkler Atatürk için Allah' a borçlular diğer yapılanlar için ise Atatürk' e demiş.Elimizde ki değerlerin birgün farkına varacağız ama inşallah geç kalmadan olur.Arap alemi ve pakistan örneğinden ders almalı .Bugünlere kolay gelinmedi kolayda vazgeçilmemeli diye düşünürüm.Sevgi ve saygılar.

serpilfan 
 12.01.2008 22:27
Cevap :
Sayın Serpilfan, haklı olduğunuz çok fazla nokta var ve Mustafa Kemal için yapılan bu ifade mecazi olmakla beraber son derece anlamlı. Ülkemin Arap aleminin ve doğu ülkelerinin gericiliğinden ileride olmasında Cumhuriyet deneyimimizin katkısı tartışılmaz. Ancak Osmanlı toplumunda gelişen fikri altyapı ve modernleşmeye eğilimli bir toplumumuz olmasa bu deneyiminde başarısız olacağını görmek gerekir (Tazminat ve Islahat fermanları, eğitim süreçlerinde yaşanan modernleştirmeler, ordu birimlerinin çağdaşlaştırılması ve müslim-gayrimüslümlerin barış içinde birrarada yaşadığı bir toplum yapısı) Mustafa Kemal, bu altttan gelişen filize doğru ve çağdaşlığa yönelmesine yol açan bir aşı yaptı ve bu aşı önemli ölçüde tuttu. Ancak Cumhuriyet tarihimiz beraberinde daha da gürbüzleşebilecek bu ağaca fazlası ile müdahale edilen ve güdük kalmasına yol açan müdahalelere sahne oldu. Umarım Cumhuriyetin modernliği ile evrensel ilkeleri aynı potada kaynaştıran bir ülke olmayı başarısız, saygılarımla  14.01.2008 9:17
 

Gündemde olan bir konuyu bu denli etraflıca anlatmış olman çok güzel oldu. Son paragrafında sorunun çözümü için net bir bakış açısı koymamışsın. Tabi bu konu dahada uzun bir tartışma konusu. Birbirini anlamak derken orada bir parantez açma gereği duyuyorum. Birbirini anlamanın ön koşulu kuşkusuz ciddi bir eğitim sürecinin ürünüdür ve bu gün 8,5 milyon dolayında kadınızımzın okur yazar olmadığını düşünrüsek, herhangi bir okula gitmeksizin okuma yazma öğrenen insanımızın sayısının 12 milyonlarda olduğu gerçeği varken ve 22 milyon insanımızın ilkokul mezunu olduğu bir toplumda birbirini anlamak diye tabir ettiğiniz çözüm önerisi son derece insancıl ama pratikte olmayacak bir şey. Sonuç olarak bahsi geçen sorun ve türevlerinin çözümünde ciddi bir eğitim seferberliğine ihtiyacımız var. Hani bu eğitim seferberliğini salt okul eksenli düşünmüyorum. Hakikaten her alanda ciddi bir eğitim süreci. 40 milyona yakın insanı henüz eğitim pay almamışken birbirini anlamak çoooooook zor bir iş Sevgiler

Yıldız Nihat 
 12.01.2008 14:00
Cevap :
Sevgili Nihat Yıldız, Yazıma gösterdiğiniz ilgi dolayısı ile teiekkür ederim. Yorumunuz sın derece anlamlı ve yazıyı tamamlam nitelikte. Aslında yazının sonunda daha net açılımlar yapmam gerektiğinin bende farkındayım ancak bu yazıyı uzatmak ve sıkıcı hale getirmek anlamına geleceği için bu yönde bir fikir geliştirme çabasını başka bir yazıya devrettim. (Bu konunun ülkemde kısa zamanda kapanma olsalığı yok:-)) Eğitim konusunda değindiğiniz noktalar son derece önemlidir. Bu ülkede her türlü sorunun çözümünde eğitimi görmek mümkün. Ancak ben yine de karşılıklı saygı ve anlayışa dayalı bir çözümde eğitimi birebir çare olarak görmek çokta doğru olmayabilir. Hatta şu an çatışmanın laikliği temsil eden eğitimli kesimle, inançlarını önemseyen eğitimli kesim arasında geçtiğini söylemekte mümkün. Çünkü eğitim kişisel haklarının farkında olmayı ve bu hak kullanımı için ısrarlı olmayı da beraberinde getirebilir. Eğitimli bir türbanlı, cahil bir türbanlıdan daha ısrarcı ve hak talep edicidir. Sygl  14.01.2008 9:10
 

Eminim şöyle düşünürlerdi. "Aslında gayet medeni, samimi, iyi niyetli, beyefendi biri. Yani o da gelmiş olsa bize hiç zararı olmazdı, onun da işi görülmüş olurdu." Bir daha ki sefer, yüzünde samimiyet ifadesi olan bir beyefendi gördüklerinde kendiliklerinden "buyrun siz de gelin" derlerdi. Burada karşılıklı iyi niyet ve samimiyet esastır. Hepimiz asansöre binerken veya bu tip yerlerde aynı endişeyi taşımaz mıyız? Görünüşünde biraz anormallik gördüğümüz biriyle yalnız kalmaktan korkmaz mıyız? Bu hanımlar düne kadar sokağa bile çıkmayan insanlar. Onları kazanmamız ve bir anlamda eğitmemiz lazım. Modern anlayışın korkulacak bir şey olmadığını göstermemiz lazım. Bu belki uzun bir yol ama, sonucu iyi olabilecek bir yol. Keskin ayırımlarla birbirimize düşman gibi bakarsak, bu şekilde sorunun çözülmesi için bir ümit var mı? Tam tersine o zaman kadın için ayrı erkek için ayrı bir şeyler yapma, yaptırma düşüncesi akla gelecektir. Ben modern düşünceli herkesin bunu yapması gerektiğini düşünüyoru

Ahmet YILMAZ 
 09.01.2008 18:17
Cevap :
Asansörün önündeki gerçek örnekten, toplum yaşamına soyutladığım şablona gelecek olursam, bu ülkede türbanın bir realite olduğunu görmek ve evrensel kavramların ülke yasalarından önde geldiğini fark etmek gerekiyor. İnanç özgürlüğü bu ülkenin her türlü özgün şartının ve kendine has uygulamalarının üstünde yer alır. Bu ülkede şeriat tehdidi var ya da toplum hala cahil denilerek inanç özgürlüğünün önüne geçilemez. Diğer yana dönecek olursak, dini kişinin ve bağlı olduğun grubun dışında tüm toplumun kurallarını belirleyecek bir yönetim şekline dönüştürmenin doğru ve mümkün olmadığının, bunun olsa olsa otoriter bir yönetime yol açtığının görülmesi gerekir. Asansör apartmanın ortak mülkiyeti ve burayı kendi inançların çerçevesinde düzenleme hakkına sahip kimse sahip değil. Anlayacağınız üzere sayın Yılmaz, demokrasi denilen mekanizmadan, düşünem tarzında hala uzağız. Oysa demokrat olamayan karşıdan bunu bekleme hakkına da sahip değildir, katkınız için çok teşekkür ederim, saygılarımla  10.01.2008 9:35
 

Evet, çok güzel ve güncel bir örnek... Her şeyden önce kurallarda mutlak doğru olmadığını göz önüne getirmeliyiz. Zaten kural konmasının sebebi de budur. İnsan susayınca su içer diye bir kural koymaya gerek yok. Çok doğal olarak herkes susayınca su içer. Şimdi böyle bir durumda sizin bahsettiğiniz şekilde normal iki yol var. Bir de anormal yollar da var. Mesela, asansöre binmek benim hakkım diyi düşünmek normal yol. Fakat asansöre binip, "ne yani binmeyeceğimi mi sandınız, bu benim hakkım, asıl siz bu topluma ters düşüyorsunuz" der gibi bakmak, yüz hareketi yapmak... Nezaket gösterip asansöre binmemek, ama bu yüzden kızgın olduğunu söylemek veya belli etmek... Örnekler çoğaltılabilir. Bu konuda ben daha yumuşak ve insanca bir davranıştan yanayım. Aynı zamanda bunun eğitici olduğunu da düşünüyorum. Faraza böyle bir durumda, ben bir erkek olarak, - onlar benden sonra gelmiş olsa bile- güler yüzle, "hanımlar buyrun" desem, onları gönül rahatlığıyla göndersem, ortaya nasıl bir sonuç çıkar?

Ahmet YILMAZ 
 09.01.2008 18:10
Cevap :
Sayın Ahmet Yılmaz, basiti yapmak yerine zora girişmek bizim karakterik bir özelliğimiz herhalde. Bir asansörün önünde buluştuğumuzda yapabileceğimiz basit jesti toplum yaşamının genelinde yapamıyoruz. Gündelik yaşamımızda gerçek bir asansör kapısının önünde sorun ne kadar bu düzeye çıkıyor bilemiyorum. Umarım tahminlerimin ötesinde bir sorun olmuyordur çünkü ben türban takanla takmayan, ya da inançlarına bağlı ya da modern yaşama uyumlu insanlar arasında bir sorun yaşandığını zannetmiyorum. Ama mesela dün Milliyet Blogda buna benzer bir örneğe denk gelmiştim. Bir arkadaşımız dolmuşta yaşadığı bir hikayeyi aktarmıştı. Burada her iki taraf içinde bir hoşgörüsüzlüğün sergilendiği bir gerçek. Ama ben günlük yaşamımda böyle bir örneğe çok fazla denk gelmiyorum. Eğer gerçek anlamda asansör önünde böylesi diyaloglar yaşanıyorsa bu toplum artık parçalanmış ve yeniden biraraya gelmesi zor demektir ki ben bu aşamanın uzağında bile olduğumuzu düşünmüyorum. Devamı var,  10.01.2008 9:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1760
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster