Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Aralık '19

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
33
 

Asgari Ücretin Ekonomisi

Yoksulluk ve gelir eşitsizliği bütün Dünya’da olduğu gibi ülkemizde ’de çözülmeyi bekleyen önemli sorunlar arasında yer almaktadır. Türkiye, yoksulluk ve asgari ücret açısından gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında oldukça dezavantajlı bir konumdadır. Bu yazımızda; Türkiye’nin asgari ücret ve yoksulluk sınırı açısından mevcut durumunun değerlendirilmesi yapılarak, yoksulluk sınırının asgari ücretin üç katı olmasının sebepleri üzerine durulmuştur.

Asgari ücret, işçinin emeklerinin karşılığı olarak ve kendisinin ya da ailesinin hayatını idame ettirebilmesi için işverenler tarafından işçiye ödenmesi gereken minimum miktar olarak tanımlanabilir. Temelinde asgari ücret, vasıfsız emeğin korunması ve işçilere sosyal yönden uygun bir yaşam sağlamaya yönelik bir uygulamadır. Pek çok ülkede de sosyal devletin bir ilkesi bağlamında kullanılmaktadır. Fakat sosyal devlet uygulaması olmasına rağmen üzerindeki vergi gibi yükümlülükler hem işçinin net gelirlerini azaltırken hem de işverenlerin yükümlülüklerini arttırarak kayıt dışı istihdama neden olmaktadır.

Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kişi asgari ücret bir ücretle çalışıyor. Bir diğer yandan TÜİK’in yayınladığı son verilere göre ise Türkiye’de istihdam edilenlerin sayısı yaklaşık 28,5 milyon. Bu veriler ışığında, Türkiye’de çalışan nüfusun üçte birinden daha fazlasının asgari ücret civarında bir ücretle geçinmeye çalıştığı söylenebilir. Ama ne yazık ki asgari ücret ülkemizde işçiye asgari yaşam standardı sağlamaktan çok uzak kalmakla birlikte yalnızca işçinin zaruri ihtiyaçları göz önüne alınarak hesaplanmakta ve birçok eleştiriyi de beraberinde getirmektedir.

Genel anlamıyla yoksulluk, asgari yaşam standardına erişilememiş olma durumu olarak tanımlanmaktadır (World Bank, 1990: 26) Yoksulluk sınırı ise asgari yaşam standardında yaşanabilmesi için gereken minimum gelir miktarı olarak tanımlanabilir. Uygulamada veya algılamada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yoksulluk kavramında olduğu gibi uçurum sayılabilecek farklar bulunmakla birlikte sınır rakamlar da ülkeler bazında farklılık gösterebilmektedir. Hemen hemen her ülkede yoksul olarak yaşayan vatandaşlar bulunmaktadır. Yoksulluk sınırı, yoksulluğun önlenmesi veya bu bireylerin durumlarıyla alakalı karar almada yapılacak çalışmalarda başvurulan bir ekonomik araç oluşturmaktadır.

 

Ülkemizde asgari ücret 2019 yılı için aylık net:2020TL. ülkemizde açlık ve yoksulluk sınırı 4 kişiden oluşan bir ailenin baz alınmasıyla yapılmaktadır. Söz konusu ailenin 1 ay süresince insan onuruna yakışır şekilde yaşayabilmesi için yapmaları gereken asgari harcama miktarının ortaya çıkarılması şeklinde olmaktadır. Yine TÜİK’in 2019 yılında yayınladığı son verilere göre Türkiye’de yoksul sayısı 11 milyonu aşmış bulunmaktadır. Bir önceki yıla göre yüzde 4,4 artarak 11 milyon 91 bine yükselmiştir. Bu da bize ülke nüfusunun yüzde 13’ünün yoksulluk sınırının altında kaldığını göstermektedir. Açlık ve yoksulluk sınırı hesaplamalarını ayrı ayrı Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu ve TÜRK-İŞ yapmaktadır.  Bir diğer yandan Türkiye işçi sendikaları konfederasyonun Kasım 2019’da yayınladığı son verilere göre Türkiye’de yoksulluk sınırı 6.850 TL olarak belirlenmiştir. 2020 yılına ait asgari ücretin belirlenmesi için komisyon toplantıları devam etmektedir.

Söz konusu komisyon Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk Başkanlığında ilk toplantısını 2 Aralık 2019 günü, ikinci toplantısını 10 Aralık 2019 günü, 3 ncü toplantısını 17 Aralık 2019 günü, 4 ncü toplantısını Aralık 2019 ayının son haftasında yapacaktır. Komisyonun ilk toplantısında; işveren temsilcileri “ 1,5 milyon genç işsiz ve kayıt dışı gerekçe gösterilerek asgari ücretin makul seviyede arttırılması” talep edilmiştir.

Devlet ücret düzeyinin aşırı ölçüde düşmesini önlemek amacıyla, en düşük ücreti (asgari ücreti) belirleyerek ilan eder ve bunun altında işçi çalıştırılmasını yasaklar. Devlet ülkede hem ekonomik kalkınmayı ve büyümeyi sağlamak hem de bu gelişmeden mümkün olduğunca herkesin yararlanmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Devletin gelirin oluşum süresinde eşitsizliği azaltışı yapmış olduğu asgari ücret müdahalesi, gelir dağılımında eşitsizliği azaltmak amacıyla, tüm vatandaşlarını kucaklayan, sosyal devlet ilkesinin gereği olarak yaptığı bir müdahaledir. Girişimcinin, her yıl belirlenen asgari ücretin üstünde bir maaşla emeğin ücretini tayin etmesi-maaşını vermesi, gelirini belirlemesi- asgari ahlakı nezaket kurallarına uyması anlamına gelir.

İNSAN HAKLARI VE KAMU ÖZGÜRLÜKLERİ

SENDİKAL HAK VE HÜRRİYETLERİN GELİŞEMEMİŞ OLMASI

Devlet İktidarın sahibi yasama, yürütme ve yargı fonksiyonlarının birbirinden ayrılmasını ve bunların iradelerinin birbirinden ayrı olan organlara verilmesini öngören her bir devlet iktidarının bir parçasını kullanan bu organların sahip oldukları karşılıklı yetkiler yoluyla birbirlerini denetlenmesini, dengelemesi ve frenlemesi, sınırlı veya anayasal devlet yönetimini ortaya çıkarması böylece kişi hürriyetlerinin devlet iktidarı karşısında korunması ve güvence altına alınması esasına dayanan kuvvetler ayrılığı ilkesi günümüzde anlamını yitirmiş görünmektedir. Yasama yürütme dengesinin yürütme lehine bozulması insan hakları açısından birtakım sorunları da beraberinde taşımaktadır. (Kalabalık, s.162) İdare Yasama ve yargı organlarının uğraştıkları alanların dışında kalan bütün kamu hizmetlerini yerine getiren organdır. (Öztan, s.45)

Yürütme ve onun bir uzantısı olan idare hem hukuksal bir araç olan tek yanlı, icrai ve hukuka uygunluk karinesinden yararlanma özelliğine sahip” işlemler” hem de fiziksel bir olgu sayılan “eylemler” yapabilme yeteneği ile donatılmıştır. İdare Kamu kudretini temsil etme yetkisi bakımından hukuken korunmuş ve güçlendirilmiştir. Anayasa ve kanunlarla; Polis Vazife ve Selahiyet Kanununa göre, Grev Erteleme (m.54/4, Yüksek Hakem Kurulu Eliyle Toplu Sözleşme ve Serbest Pazarlık Düzenine Müdahale Etme (m.54/5) yetkileri verilmiştir.

Anayasamızda; “Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.” (T.C Anayasası, M.51/1) 

Sendika kurma hakkı ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir” (T.C. Anayasası, m.51/2) denilmesine rağmen, bu sebepler dışında da bazı kamu görevlileri yönünden bu hakkın kapsamının daraltılması veya sınırlandırılması ya da hakkın kullanımının yasaklanması mümkün hale getirilmiştir.

Bu itibarla; Ülkemizde Sendikal hak ve özgürlüklerin yeterli düzeyde gelişmemiş olması asgari ücretin yoksulluk sınırı altında kalmasının en önemli nedenlerinden biridir.

DOĞURGANLIK ORANA- ARTAN NÜFUS-

Üretim faktörleri girişimci, toprak emek ve sermayeden oluşur. Her Ekonominin en önemli sorunlarından biri, o ekonomide mevcut olan kıt üretim faktörlerinin arz talep dengesinin piyasada taraflara maksimum geliri sağlamasıdır. Bilinen iktisat kurallarına göre girişimcinin nazlı olduğu sektörlerde emek arzının artması ile girişimci daha seçici olacak, emeğin ücretini kendi istek ve arzusuna göre belirleyecektir. Emeğin piyasada talebe göre fazla olması emeğin rekabet gücünü azaltır.

Emek arzının yetersiz olması durumunda emek faktörü daha nazlıdır. Girişimci(firma)piyasada oluşan ücreti- emek faktörünün fiyatını- kabullenmek durumunda kalacaktır.

Türkiye Doğum istatistiklerine göre 2018’de doğan bebek sayısı 1.250.000 kişidir. Bunun anlamı her yıl bir milyon 250 bin her çocuğun askerlik yükümlülüğüne müteakip, gerekli parayı bulması, ücret ve maaş gelirine elde edebilmek için kendi işini kurması veya başkası hesabına çalışmak üzere emek arzını oluşturması demektir. Ülkemizin genç bir nüfusa sahip olması, kendine yeten, ekonomik kalkınmasını sağlamış bir ülke olma yolunda ve endüstri ülkesi olma yolunda kalkınma hamlelerinin emek arzına paralel gelişememesi nedeniyle “enflasyonist politikalar” başlığı altında ifade ettiğimiz nedenlerden dolayı reel ücret, emeğin satın alma gücü azalmakta ve açlık sınırının altına kalmaktadır.

GÖÇMEN İŞCİLER VE MÜLTECİ AKINI SORUNU

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinde Düzenlenen Haklar içerisinde, mültecilerle ilgili olarak “Kölelik yada kulluk altında bulundurulmama hakkı” olduğu,  göçmenlerle ilgili olarak ise; “Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı” bulunmasına rağmen, ülkemizdeki Mülteci ve göçmen olarak yaşayan işçiler ve ailelerini, yaşlarına ve cinsiyetlerine bakılmaksızın kötü niyetli istismarcılar tarafından kazanç ve çıkar sağlama amaçlı olarak “angarya ‘ya yakın” bir şekilde çalıştırıldığı değil asgari ücret bu ücretinin yarısı kadar bir ücretle baskı, hile ve aldatma ile çalıştırıldığı bilinen bir gerçektir.

Bu durum yasal çalışma yaşına gelmiş ülkemiz vatandaşları –bireyleri- bakımından emeğin ücretinin değer kazanması ya da hakkaniyetle talep görmesini engellemektedir.

ENFLASYONİST POLİTİKALAR

 Enflasyonu en çok kabul gören tanımıyla sürekli fiyat artışı veya fiyatlar genel düzeyinin sürekli artması olarak tanımlayabiliriz. Ekonomide enflasyon zamanlarında fiyatlar genel seviyesi toplam olarak yükselir ve bu yükselme devam ederken bazı özel ürünlerin fiyatlarında bir artış görülmeyebilir veya farklı ürünlerin bu sırada fiyatları dahi düşebilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta her fiyat yükselişinin enflasyon anlamına gelemeyebileceğidir. Çünkü sadece genel manada fiyat yükselmelere devam ettiği sürece enflasyon vardır.

 

Enflasyon, olağan ekonomik düzenin işleyişinde bir istikrarsızlık, aksamadır. Bunun ekonomi için ne kadar büyük bir sorun olup olmadığı ise şiddetine bağlıdır. Mesela %1 veya %2lik bir enflasyon insanların rahatlıkla uyum sağlayabileceği için bir sorun teşkil etmez hatta tam aksine üretimi özendirici olabileceğinden ekonomi için yararlı bile olabilir.

 

Üretim faktörleri piyasasında rekabetin bozulması sonucu girdi fiyatlarının yükselmesi dolayısıyla toplam arzın azalmasıyla maliyet enflasyonu meydana gelir, bu enflasyon türü fiyatların yükselmesiyle ücretliler açısından pahalılık anlamına gelir.

Türkiye’de ise durum daha farklı, genel olarak ekonomik sorunlarımızın başında enflasyon geliyor. 1977’den itibaren devamlı olarak artmaya başlayan enflasyon 1980 yılına gelindiğinde %100’ü geçmiştir, devam eden yıllarda büyük bir ölçüde düşmesine rağmen sonraki yıllarda tekrar yükselmeye devam etmiştir. Seksenli yıllarda liberalleşme yolunda ilerleyen Türkiye göreceli olarak daha hızlı büyümesine karşın 1989 yılından sonra dışa açık büyüme modelini benimseyen ülkemizde, sermaye hareketinin serbest bırakılması ve finansal liberalizasyon sonuncunda hiç de istenmeyen sonuçlarla karşılaşılmıştır. Bu sonuçların başında ise ekonomik krizler ve enflasyon gelmektedir. 1990’lı yıllar boyunca devam eden yüksek enflasyon 2000’li yılların ortalarında durulsa da son yıllarda yeniden yükselişe geçip Türk Ekonomisi için tehdidini sürdürmektedir.

 

Gelişmiş ülkelerde gelir dağılımının daha adil bir yapıya kavuşması, işsizliğin azaltılması veya kalkınmanın sağlanması için kullanılan kamu harcamaları Türkiye’de enflasyonun en önemli nedenlerinden biri olarak da görülmektedir. Bunun dışında bütçe açıkları ve para arzındaki artış da Türk ekonomisinde enflasyona neden başlıca sebepler arasında yer almaktadır. Bir diğer yandan hızlı nüfus artışı en önemli enflasyon dinamiklerinden biridir. Nüfus artışının, zorunlu mallardaki talebi fizik olarak genişlemesi, kırsal alandan şehire göç gibi sonuçları vardır. Nitekim bu sonuçlar da gecekondu oluşumuna, devletin verimsiz kamu harcamalarının artmasına, şehre gelen insanların tüketim alışkanlıklarının değişmesine, yeni ev kurma masraflarına neden olabilir. Bunun gibi verimsiz harcamalar da enflasyonu besleyen en temel nedenlerden biridir.

 

Enflasyon bilhassa asgari ücretle çalışan sabit gelirli çalışanların satın alma durumunu büyük ölçüde etkilemektedir. Enflasyonun yüksek olması durumunda asgari ücretliler gibi dar gelirli kişilerin gelirlerinin azalması kaçınılmazdır. Bu sebeple de enflasyon, asgari ücret ile çalışanlarda önemli bir gelir kaybına neden olmaktadır.

 

Ekonomide birçok değişkende olduğu gibi, asgari ücrette de bir artışın hem olumsuz hem olumlu etkileri olabilmektedir. Asgari ücretteki artış kişilerin gelirlerini arttırırken aynı zamanda tüketim talebini ve enflasyonu da artırabilmektedir. Bir diğer yandan bu artışın üreticinin karından karşılandığı durumlarda gelir dağılımı olumlu etkilenebilir. Ancak bu durumda da karlılığı düşen üreticinin rekabet gücünü olumsuz etkilemesiyle birlikte bazı firmaların piyasadan çekilmesine dolayısıyla bir ekonomik daralmaya neden olabilir. Bu durumda asgari ücretin artışı bazı asgari ücretlilerin işsizliğine neden olmuş olabilir. Dolayısıyla bu artış gelir dağılımının düzelmesinden ziyade daha da kötüleşmesine sebep olabilir.

 

Enflasyon ve asgari ücretin birbirine bu kadar bağlantılı olduğu düşünüldüğünde, bu iki kavramın da birbirine sebep veya sonuç olabileceği görülmektedir. Dolayısıyla yüksek asgari ücret zammı her zaman doğru bir çözüm olamayacağı gibi enflasyon karşısında sabit kalmış bir asgari ücret de doğru olmayacaktır. Hükümet yetkilisinin başkanlığında toplanan komisyonun belirlediği asgari ücret zam oranının genellikle enflasyon oranıyla örtüştüğünü söylemek hükümet yetkililerinin en makul ifade biçimidir.

 

Yapılan incelemelerde; 2006 ila 2016 yılları arasında asgari ücret artışının enflasyon oranındaki artışın altında gerçekleştiği, 2005, 2008, 2011 yıllarında ise enflasyon oranıyla benzer şekilde arttığını görebiliyoruz. Asgari ücretin enflasyon oranından daha fazla artış gösterdiği yıllarda; başka bir deyişle, enflasyon oranın üzerinde bir asgari ücret artışı yapıldığı takdirde, ekonomimiz ve vatandaşlar açısından çok da hayırlı sonuçlar doğurmadığı tam aksi istikamette asgari ücret artışının enflasyona neden olduğu, bu durumda, yüksek belirlenen asgari ücretin yüksek enflasyon anlamına geldiğini kanıtlar nitelikte bir etki meydana getirdiği istatistiklerde görülmektedir.

 

Dolayısıyla asgari ücretin enflasyon oranından fazla artışı dahi yoksulluk sınırı ile arasındaki farkın kapanmasına yardımcı olmadığı hatta artan asgari ücretin yoksulluk sınırının daha da artmasına neden olduğu görülmüştür.

 

Enflasyon yaptığı tahribatı ücretler üzerinde göstererek, asgari ücretle açlık sınırı arasındaki makasın açılmasına yol açmaktadır. Diğer taraftan T.C. Merkez Bankasının uyguladığı para politikaları ile kâğıt para hacminin kontrolsüz bir şekilde arttırılması sonucunda para tasarruf aracı olma işlevini kaybederken kıymet ölçüsü olma işlevini de kaybeder, ürün fiyatları devamlı artar, ancak asgari ücret yılda bir defa belirlendiğinden ücretli kesimlerin alım gücü azalır, fakirleşme artar.

Bu itibarla; “yoksulluk sınırının asgari ücretin üç katı olmasının nedenlerinden biride uygulanan kötü para politikalarıdır” diyebiliriz.

 

DÜNYADAKİ KONJOKTÜREL DALGALANMALAR

Bazı girdilerin ithal edildiği dışa bağımlı ekonomilerde, ülke parasının dışardan kaynaklanan kura dayalı olarak değer kaybetmesi sonucunda, ithal edilen girdi fiyatlarının yükselmesi maliyetlerin artması anlamına gelir, ithalata dayalı bir ihracat ekonomisi belirleyen ülkemizde, ekonominin dışa bağımlı olması nedeniyle ortaya çıkan fiyat artışları ülke içiresinde fiyatların maliyetlerinin artmasına neden olur, ihracat hacmini düşüren bu tablo içeride de kendini gösterir, oluşturduğu enflasyonist baskı ücretli kesimin-asgari ücretin- alım gücünü düşürür,

RESESYON

Resesyon, kelime anlamı olarak "durgunluk" olarak tanımlanmaktadır. Birkaç aydan daha uzun süren ekonomi genelinde belirgin bir düşüşü temsil eder. Başka bir deyişle ülke ekonomisinde ki büyüme hızının, nüfus artış hızından daha düşük olması sebebiyle kişi başına düşen milli gelirin yerinde saymasıdır. Ekonomide durgunluk yaşanırken, Büyüme aynı ölçüde artmadığından, artan nüfusun istihdam ve iş taleplerine cevap verilemediğinden, vatandaşın geçim sıkıntısı artar, ekonomik kriz derinleşir, üretim yapılamaz, istihdam sağlanamaz, işgücünden pay almak isteyen genç işsizler ve kayıt dışı emek/işgücü pastadan pay almak ister, mücadeleye girişir. Sonuç itibariyle bordrodan maaş alan asgari ücretli kesimin bütçesi olumsuz şekilde etkilenir.

 

ENDÜSTRİYEL GELİŞMENİN SAĞLANAMAMASI

Endüstri denildiği zaman akla “kitlesel Üretim” gelmektedir. Endüstri her türlü üretim faktörünü kendine çeken özelliğiyle Kentlerin dengesiz gelişmesine neden olur, şehirlerde çarpık gelişme, gecekondulaşma, şehir trafiğinin artması, şehir mimarisinin bozulması kötü eğitim, nüfusun büyük şehirlere toplanması, havanın, suyun, toprağın kirlenmesi endüstriyel gelişme sağlanamadan ortaya çıkan sorunların başında gelmektedir. Bu çarpıklıklar kentlere daha fazla kaynak ayrılması anlamına gelir. Bu durum; Kişi Başına düşen milli gelirden alınan payı azaltır. Alt gruplar daha fakir hale gelir.

 

SONUÇ

 

Ülkemizin dış kaynaklardan yabancı döviz kullanarak üretim yapan bir ülke olması maliyet enflasyonu meydana getirerek mamullerin fiyatlarının yükselmesine neden olurken piyasadaki ürün fiyatları hayat pahalılığı olarak tüketiciye yansımaktadır.

 

Dünya finans piyasalarında dövizdeki dalgalanmalar" kelebek etkisi" diye tabir edilen bir dalgalanma ile ülkemizde de etkisini gösterdiğinde, döviz kurlarında bir hareketlilik olur. Buna örnek olarak 2018 Ağustos ayında meydana gelen kurlardaki artışı gösterebiliriz.

 

Gerek dışalım hammadde fiyatlarındaki artışlar gerek dünya finans piyasalarında meydana gelen artışlar dışa açık büyüme modelini benimseyen ülkemizde iç piyasada enflasyonist baskı yaratır ve hayatı pahalandırır.

Asgari ücret yılda bir kez belirlenirken, marketlerde ürün fiyatları ayda üç kez değişmektedir. Asgari ücretin makul seviyenin üstünde tespit edilmesi işveren açısından hem maliyet hem yükümlülük doğurur.

Aşağıda belirttiğim şu iki husus asgari ücretin düşük tutulmasının nedeni olarak kabul edilmektedir.

1) Ülkemizin ekonomik kalkınmasında bir kaldıraç olarak görülen ve sermaye yapısını gaçlendirmek için Teşvik Yasaları ile nazlandırılan Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımlarında celbedici ana unsurlardan birisi "Ucuz İşçi Gelirleridir" üstünlük sağlayan bu yarar ilkesi daha çok Çin ve Hindistan gibi yüksek nüfusa sahip Ülkelerinin Dünya gündemine soktuğu bir avantaj argümanıdır.

2) Bölgemizde ve ülkemizde cereyan savaşlar, kıtlıklar ve insan hakları ihlalleri nedeniyle mülteci ve göçmen olarak yurda giren kişiler ve bunların ailelerinin kayıt dışı istihdamı asgari ücretlinin sofrasına ortak olması anlamına gelir. Her iki durum; vasıfsız işçiler için belirlenmiş olan asgari ücret gelirin alım gücü olarak daha da parlatılmasına engel olmaktadır, dolayısıyla asgari ücretin iyileştirilmesi kayıtdışı emeğin pastaya ortak olmak için rekabet ortamını Türk vatandaşları aleyhine bozacağı, gayrıyasal göçmenlerin ülkemize gelerek kaçak yollardan iş piyasasına eklemleneceği, mülteci ve göçmen sayısının dahada artacağı anlamı taşımaktadır.

Cumhuriyetin Kuruluşundan bu tarafa Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımlarının önünü açmak için Teşvik Yasalarına konulan maddeler doğrultusunda, hükümetler tarafından; yabancı sermaye sahiplerine "emeğin gelirinin düşük tutulacağı hususu" bir avantaş olarak gösterilmiştir. Düşük emek geliri yatırımcılar açısından cazip bir avantaj olarak görülmüştür, Bu avantaj gerek Ülke içerisinde, gerekse Türkiye Serbest Bölgelerinde "tercihe şayan avantajlar" listelerinde yer almaktadır. Asgari ücret bu anlamda yabancı sermaye sahiplerinin daha fazla kar edebilmesi için, patronlara yem olarak sunulmuştur. Hükümetler tarafından; Teşvik Yasaları ile Ülkeye davet edilen yabancı yatırımcının bu noktadan hareketle ucuz işçi kaynağına ulaşma beklentisi ülkemizin ekonomik kalkınmasına dolaylı fayda sağlayacağı düşünülmüştür.

Buna artan nüfus yoğunluğunu da ilave edersek, gelişmekte olan ve tarımsal endüstriyel reformları başaramamış ülkemizde açlık sınırının üç kat altında bir gelirle geçinme mücadelesi veren nüfusun büyük bir çoğunluğu için ufukta herhangi bir çözüm şimdilik görülmemektedir. Kaçak işçilerin ülkemize girişinin durdurulması, Göç yollarının kapatılması, Türkiyenin Kara sınırlarının yüksek güvenlikli bir koruma sağlanarak kapatılması Deniz ve Hava Limanlarının kontrol altına alınması halinde; ülkemizin göç trafiğinden olumsuz etkilenmemesi sonucunda kendi vatandaşımıza daha adil bir ücret ödenmesi mümkündür, Diğer taraftan ülkemizde gelişen milli sermayenin kendine yeter seviyeye gelmesi ile birlikte işçi sendikalarının işçi lehine, emekten yana ekonomik ve hukuksul mücadelesi ile asgari ücretin vergiden arındırılması halinde, asgari ücret iyileştirilebilir. Mülteci sığınmaları ve Göç sorunu halledilmeden,  Mevcut Teşvik Yasası, İş Hukuku, Gelir Vergileri ve diğer yasalar değiştirilmeden Mevcut şartlar altında asgari ücretli kesim belki bir süre daha düşük ücretle ezilmeye devam edecektir.

 

Ali Emir KARAALİ

23.12.2019, Samsun

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 133
Toplam mesaj
: 41
Ort. okunma sayısı
: 1290
Kayıt tarihi
: 29.09.07
 
 

Ali Emir KARAALİ, 1961 Rize Doğumlu, 1978 Rize Lisesi Mezunu, (1988)T.C. Anodolu Üniversitesi   '..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster