Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ekim '10

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
3319
 

Aşık Ercişli Emrah ile Selvi Han (2)

Hakk ve halk aşığı, Aşık Ercişli Emrah'ı halk yazıncısı Ali PÜSKÜLLÜOĞLU'nun kaleminden aktarmaya devam edelim. Miroğlu'nun sazındaki dokuz telin dokuzunu da, sazı çalmaya çalışırken koparan Emrah, babası Aşık Ahmet'ten tokat yemiş ve Erciş'in eteklerinde bir çeşme başında uyumuştu. O sırada bir düş görmüştü. Görelim bakalım Aşık Ercişli Emrah'ın gördüğü düş neymiş ve sonrasında neler olmuş. "Gahi Emrah, gahi Selvi" diyelim bakalım, Ümit KAFTANCIOĞLU dilince... Ve bir de şunu derim: Yaşayan doğru insanları dinleyelim, Rahmet-i Rahman'a erenleri de analım, unutmayalım.

"Daldı gitti ve bir düş gördü." Aşık Ercişli Emrah...

"Düşünde, ak sakallı bir pir, bir tas su sunup, "İç oğul, iç bunu!.." dedi. Emrah, tası alıp içti ki, ne içti, kana kana içti. Pir, tası bir daha doldurup sundu, "Al, bunu da iç!.." dedi. Emrah, onu da içti. Ve de o vakit, "Aman dede, yanıyorum, bir daha yok mu?" dedi.

"Pir, ışık saçan gülümsemesiyle, bir daha doldurdu tası. "Oğul!.." dedi, "Bu aşk içkisidir. Birini Yaradan, birini erenler aşkına içtin. Bunu da, Miroğlu Ahmet'in kızı Selvi Han aşkına içesin. Ta ki, onun aşkının ateşi gönlünü tutuştura!.."

"Emrah, pirin uzattığı tası bir dikişte içti. Böylece, pir elinden üç dolu içen Emrah, bu son tastan sonra kendinden geçti.

"O, kendinden geçedursun.

"Emrah'ın eve gelmediğini gören babası, aramaya çıkmıştı onu. Ama bulamamıştı. "Nereye gidecek, nasıl olsa döner gelir eve" diye düşünüp, döndü evine.

"Öte yandan, Miroğlu da adamlar salmıştı, Emrah'ı bula getireler diye. Miroğlu'nun adamları, Emrah'ı, bir ağaç gölgesinde buldular. Uyur buldular ya, "Gündüz gözüyle bu ne uykusu?" diye de düşündüler. Üstelik, Emrah, onca gürültü patırtıya karşın uyanmamıştı. Öylece alıp getirdiler onu Miroğlu'nun konağına. Miroğlu'nun konağında da bir süre öylece kaldı Emrah. Daha sonra da yavaş yavaş kendine geldi.

"Emrah kendine gelince, haber ilettiler Miroğlu'na. Miroğlu, "Emrah, bu ne hal, N'oldu böyle sana?" deyince, çocuk bir bir anlattı olanı, gördüğü düşü. Ama, Selvi Han'ın aşk dolusundan söz etmedi.

"Pir elinden dolu içen, saz çalar, şiir söyler. Emrah'ın, "Ah bir saz olsa da derdimi döksem!.." demesine kalmadı, Miroğlu, "Tez, bir saz getirin Emrah'a!.. buyruğunu verdi. Güzel bir saz getirdiler. Emrah, sazı aldı, kırk yıllık saz ustasıymış gibi bir düzen verdi, başladı çalmaya. Sanki, Miroğlu'nun dokuz telli sazının tellerini bir bir koparan Emrah, bu Emrah değil!..

"Emrah, tellere vurdukça, Miroğlu'nun konağına eşi benzeri bulunmaz sesler doluyordu. Hiç çıt çıkmıyordu. Koca konak kulak kesilmiş Emrah'ı dinliyordu. Emrah, çaldı çaldı... Sonunda, başını sazdan kaldırıp, "Haber edin babama" dedi, "gelsin yarışmak isterim onunla!.." Miroğlu, haber gönderdi Aşık Ahmet'e, "Genç bir aşık geldi, yarışmak istiyor, hemen gelsin" diye...

"Aşık Ahmet, "Demek, Miroğlu gözden çıkarmamış beni. Varayım, hem onun gönlünü alayım, hem şu genç aşığa bir öğrenek vereyim!" diye düşünüp, konağa geldi. Geldi ya, ne göre?!.. Genç aşık dedikleri, sille tokat ver yansın ettiği, bütün gün arayıp da bulamadığı, öz oğlu Emrah değil mi?..

"Aşık Ahmet, oğlunu görünce , çok sevindi. Sağ esen, karşısındaydı oğlu. Kucaklayacaktı Emrah'ı ya, tuttu kendini. Ama Emrah, hiç oralı değildi. Sazına düzen veriyordu. Başını kaldırıp bakmadı bile.Aşık Ahmet, yine de dayanamayıp söz attı Emrah'a: "Nerelere gittin oğul, nerelerdeydin?" O vakit, Emrah, şöyle bir kaldırdı başını: "Erenler bağına gidip pir elinden dolu içtim, baba" dedi. "Şimdi dilerim ki seninle yarışayım!"

"Emrah'ın bu sözü üzerine, Aşık Ahmet gülümsedi: "Kucağındaki sazı da pirden mi aldın, oğul?" dedi. O zaman Emrah: "Yok" dedi, "sağ olsun, bu sazı Miroğlu verdi bana." Babası yine gülümseyerek: "Desene ki, can düşmanı kesildin babana" dedi. Ardından da ekledi: "Ne de olsa oğlumsun. Ver şu sazını da bir düzen vereyim!.." Emrah, bunun üzerine: "Sen kendi sazına karış, benim sazımın düzeni çoktaaan verilmiştir!" deyiverdi.

"Böylece, baba oğul, bir süre saz çalmadan, şiir söylemeden atıştılar. Bu atışma bitince, iş saza söze döküldü. Aldı, Emrah bakalım ne dedi:

Hayat bağlarında üzüm yiyende,

Söyle babam, söyle, tadı nicedir?

Üç yüz altmış dallı ağaç diyende,

Bil babam, ağacın adı nicedir? Selvi Han'ın Emrah'ı bu dörtlüğü söyledi ya, baba Aşık Ahmet'ten ses gelmedi. Aldı Emrah yine, bakalım ne dedi, dinleyenler ne eyledi, baba ne yaptı:

Hak için söylerim, gitmesin güce,

Hak aşıklarının figanı yüce,

Kim sevmez yarini yüzün görünce,

Aşığın yar ile kavli nicedir? Emrah, böyle deyip kesti.

Saz söze, söz de saza uymuş, dinleyenler mest olmuştu. Baba duygulu bir hal ile dinledi evladını.

"Emrah, böyle deyip kesti ya, babasından ses seda ne gezer? Aşık Ahmet, oğlu Emrah karşısında dut yemiş bülbüle dönmüştü. Neden sonra kendine gelip, "Hele danış oğul, bir daha danış" dedi. O zamanlarda "demek", "söylemek", "konuşmak" gibi "danışmak" da derlerdi."

Azerice'de de "danışmak" söz söylemek anlamındadır. Isfahan dilince de söylenmiş olabilir.

"Babası, "Danış, hele oğul, bir daha danış!" deyince, aldı Emrah, bakalım ona ne söyledi:

Dertli Emrah der ki aşktan yanasın,

Dünya kanmaz ise özün kanasın,

Yalan söz olanda gereçek sanasın,

Hakim hükmü nedir, kadı nicedir?

"Aşık Ahmet buna da karşılık veremedi, susup kaldı öylece. Olacak şey değildi bu ya, oldu işte. Bunca yılın saz ve söz ustası Aşık Ahmet, oğluna mat oldu. Ve de, sazını getirip, oğlu Emrah'ın önüne koydu:

"Bundan sonra saz da, söz de düşmez bana. Sazım sana helal olsun" dedi. "N'ideyim ki, Allah seni bana oğul eylemiş. Yoksa, önünde diz çöküp elini öperdim."

Olan biteni izleyenlerin sessizliğine büründü konak. Baba oğul görelim bakalım neler danıştılar:

"Emrah, ayağa kalktı. Miroğlu Ahmet'ten başlayıp, orada bulunanların elini öptü. Sıra babasına gelince, elini öpmeden önce, aldı sazı Emrah, bakalım ona ne dedi:

Oğul benim, Emrah benim,

Şol saçları gümrah benim,

Bir Leyla'nın Mecnun'uyum,

Sevap onun, günah benim."

"Böyle deyip kesti ve de babasının elini öptü. Böylece, baba oğul, barışmış oldular. Ve daha o gün, Miroğlu, babasını aşıklık tahtından indiren Emrah'ı konağına yerleştirdi. Babasını da evine, Emrah'sız; oğulsuz gönderdi. Aşık Ahmet, eve varınca, sazını karısına uzattı, "Al, şunu da duvara as" dedi., "artık gereği kalmadı. Emrah, pir elinden dolu içmiş, hak aşığı olmuş. Beni mat etti. Bundan sonra kara sabanın kuyruğundan başka tutacak iş kalmadı bana." Böyle deyip, bir köşeye çöktü Aşık Ahmet. Karısı, sazı götürüp duvara astı." (Kaynak "TÜRK HALK ÖYKÜLERİ" yazarı ALİ PÜSKÜLLÜOĞLU)

Hak aşığı, Ercişli Aşık Emrah ile Selvi Han'ın hikayelerinin devamında neler olduğunu üçüncü bölümde okuyacağız. Bu güzel aşığın, has evladın şiirlerinden seçmeler de okuyacağız. Dünyamızda, her zaman çok enteresan baba oğul hikayeleri karşımıza çıkar. Burada iki aşığın; baba Aşık Ahmet ile, Aşık Ercişli oğul Emrah'ın hikayeleri karşımıza çıktı. Her ikisinin de yürüdüğü yol aynı. Başlangıçlar farklı. Yaşanan hayat farklı...Hayattan çekilecek çileler değişik. Ancak Hakk ve halk sevgisi ortak. Aşıklık özdeş... Baba oğul hikayeleri hep güzel olmalı... Sonradan gören babalar ile şımaran oğullar, ne kendileri mutlu olur ne de başkalarını mutlu edebilirler... Varlık da güzel, ama estetik değerler ve sanatla, insan sevgisiyle taçlanmayan varlıktan hayır gelmez. Bilmek de öyledir, bilen herkesten çok daha doğru olmalıdır.

Aşıklar ne güzel insandır...

Ders dolu hayatlarından ne alsak kardır... Her birinden bir "öğrenek" çıkarmak gerek, Ali PÜSKÜLLÜOĞLU'nun dilince...

Sevgilerimle...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 315
Toplam yorum
: 576
Toplam mesaj
: 319
Ort. okunma sayısı
: 2007
Kayıt tarihi
: 04.09.06
 
 

Yaşanan her hayat en iyi hayattır; yeter ki içinde kötülük olmasın!.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster