Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Temmuz '17

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
226
 

Aşiyan'daki Dram: Tevfik Fikret

Aşiyan'daki Dram: Tevfik Fikret
 

Tevfik Fikret'in çizdiği kaçıncı resimdi bu? Yine bir bülbül yuvası kondurmuştu Haliç'in koynuna. "Aşiyan"...Fikret'in abideyi şahanesi.
 
Robert Kolejinde edebiyat öğretmenliği yaparken aklında yer etmişti kolejin hemen yanında denize nazır bir yuva yapmak. Eşi Nazıma Hanım ve tek evladı Haluk'la saadet dolu günler geçireceği bir ömür hep muhayyelesinde tebessüm etmişti Fikret'e.
 
Hayatı boyunca insanlara güvenememiş, sürekli bir kuşku ve karamsarlık içinde yaşamış bir şairin, planlarını kendi çizdiği hatta yapımı sırasında işçilerle beraber çalıştığı, gençliği boyunca gerçekleştirmek istediği inziva fikrini hayata geçirmek istediği bu üç katlı ev; devrin çöküş aşamasındaki Osmanlı devletinin entrikalarla dolu başkentinde bir sığınak gibiydi Fikret için.
 
Abdülhamit'in istibdat mührü altında nefes almaya çalışan Fikret dönemin en cüretkar muhalifiydi. Nerdeyse tüm şairlerin övgüsüne mazhar olmuş İstanbul'u bile yerden yere vurmuş, meşhur "Sis" şiirinde İstanbul için "bin kocadan artakalan bakire dul" benzetmesini yapmıştı. Abdülhamit'e öfkesi dinmiyordu.  Bir Cuma namazı çıkışında patlayan bombadan Bir Lahza-ı Taharrür (Bir Anlık Gecikme) sonucu kurtulan sultana karşı Fikret bombacıya ithafen "Ey şanlı avcı" diye başlayan şiir yazmıştı. Başarısız olan suikast girişimine açıkça üzüldüğünü ifade etmekten çekinmemişti. Fikret sadece sultana değil artık dine, tarihe ve geleneksel her oluşuma şiddetle karşı çıkmış, hep bu nedenlerle çağdaşı Mehmet Akif'le sık sık karşı karşıya gelmişti.
 
Galatasaray Sultanisinde müdürlük yapmış hatta Galatasaray'ın doğuşuna da yardım etmiş, Robert Kolejinde çalışmış ve nihayet Aşiyan'da inzivaya çekilmişti.
 
Aşiyan'da aradığı huzur ve aile ortamını bir türlü bulamamıştı. Eşi Nazıma Hanım'la sadece ev işleri için bir araya gelmiş, evdeki zamanının büyük bölümünü çalışma odasında geçirmiş ve orada kime ait olduğu tam bilinmeyen bir kafatasıyla dertleştiği hatta onu çok sevdiği bizzat eşi tarafından belirtilmişti. Kimi rivayetler M.Rauf'un Eylül adlı eserinde yer alan Suat ve Süreyya'nın Fikret ve Nazıma Hanım olduğu, yasak aşkın mimarı Necip'in de bizzat M. Rauf olduğu yönünde ifade edilmiştir. Kaynak olarak da M. Rauf'un bir dönem bu aileyle kalmış olması gösterilmiştir. 
 
Aynı odada biricik oğlu Haluk, babasına, artık bir Hıristiyan ve Presbiteryen Kilisesi'nin papazı olduğunu söylemiş bu belki de Fikret için en yıkıcı darbe olmuştu.
 
Fikret için ziyadesiyle buhranlı bir hayat... Ve tabii son..
 
.Tevfik Fikret, "fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür" bir yurttaş;  "Toprak vatanım, insan soyu milletim" diyerek dünya vatandaşlığından söz eden bir özgürlük savaşçısı mıydı? Yoksa dini, bütün kötülüklerin kaynağı olarak gören bir ateist, tarihine ve geleneklerine sırt çeviren bir asi mi? Ressam, şair, koca, baba, yazar, öğretmen...
 
Sahi gerçekte Tevfik Fikret kimdi?
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 51
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 239
Kayıt tarihi
: 20.06.17
 
 

#edebiyat #yazar #kitap #öğretmen #baba #etimoloji #biyografi #şiir #öykü #yaşanmışlık ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster