Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '15

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
625
 

Asiye nasıl kurtulur?

Asiye nasıl kurtulur?
 

Bazı mesleklerin “emekliliği” yoktur efendim… Tüccar son nefesine kadar tüccardır mesela (evinde bile tüccardır)… Yapı ustası elinden malasını, çekicini bırakamaz, bir memur gibi yan gelip yatamaz emekliliğinde… Yan gelip yattığı an yolcudur!(Bünye alışmıştır hareketliliğe.)


Emekliliği olmayan “uğraşlar” da vardır… Bir ressam da son nefesine kadar ressamdır, aktör de aktör! Yazarlık da bir “uğraş”(meslek değil) olduğu için sigara bırakılır gibi bırakılmaz!


Siteye üye olup bir/iki yazıyla hem hevesini, hem de boyunun ölçüsünü alan “maymun iştahlılardan” bahsetmiyorum elbette! Yazı uğraşına gönül vermişleredir sözüm! Ama Milliyet Blog Sitesini tercih etmek veya etmemek çok ayrı bir konudur. Bir değil, milyonlarca gerekçesi vardır zira!


“Ne olacak bu Milliyet Blog Sitesinin hali?” sorusu şimdilerin işi değil dostlar; daha kuruluş senesinde dillere pelesenk olmuş bir tevatürdür! Ki severiz biz “mıymıy” yapmayı! Şikâyet edip yakınmak naturamızda vardır!


Palaspandıras, hiçbir inceleyemeye gerek duymadan “küüüt” diye siteye üye olanlara ne diyeyim ben bilmem ki! Hem kütüphaneye üye olacaksınız, hem de o kütüphaneden tek bir kitap alma ihtiyacını hissetmeyeceksiniz gibi bir şeyler işte!


“Yazılarımı paylaşıyorum” söylemi inanın hiçbir şey ifade etmez! (Bir “goygoydur” sadece)


Yeniler bilmez! Bir “Jinekolog” üye, bir günde, Allah sizi inandırsın tek bir günde siteye 250 küsur (mesleki) yazısını (sanki Ümraniye Çöplüğüne boca eder gibi) yayına vermiş (sizin değiminizle paylaşmış) ve ortadan toz olmuştu! Ara ki bulasın!(Eski üyeler ve editörler şahidimdir.)


Öte yandan…


Memur çocuğu olan bu fakir; “Milliyet Blog Sitesi memur ve emekli memur sitesidir” diye bir “saptama” yapınca kırılıyordu bazı kalpler! Ama kimse de çıkıp(değişik) bir saptama yapma zahmetine katlanmıyordu nedense!


Ama işte meslek! İnsanın ister istemez “naturasını” da belirliyor! Bugün bu site bir devlet dairesi resmiyetine, soğukluğuna ve de durgunluğuna sahipse (ki öyle diyorlar), bunun sorumlusu site idarecileri değil, üyelerdir! Oysa en çok “kalem efendilerine”, yani efendim memurlara yakışır yazmak!


Yeter ki klavye başına oturunca o “beyaz yakalı” gömleklerini çıkarsınlar!


Biliyorum; yazmak için gerekli olan o ölçülü ”fırlamalık” ,oturmasını kalkmasını bilen memur “süzülmüşlüğü” ile pek bağdaşmıyor!


Bağdaşmıyor ama “evet efendim sepet efendim, Allah ömürler versin efendim” kafasıyla ortaya yazı da çıkmıyor malumunuz!


“Gündemi” yazmak marifet değil (Günlük gazetelerden kopyalayarak)…


“İnsanı” yazabiliyor musun sen insanı; ondan haber ver!


Bu sitede “portre” diye bir kategori yok ama portre yazabilecek üye var mı?


Ya da portre yazmayı göze alabilecek?


Yangını körükle harlayacak; bilinen doğruların üzerine üzerine gidebilecek; uyuz koşullanmaları kırabilecek kaç üye var bu sitede?


Hem de “madalya” beklemeden”!


***
Mesela yani!


“BANA BAŞAK HANIM’DAN NİYE ESKİSİ GİBİ YAZMIYORSUNUZ DİYE MAİL GELDİ” diye yazıya başlanır mıııııı, başlanmaz mı?


“İnsanı yazmak gerekir” diyoruz ya hani!


Yapılan “jesti” iyi değerlendirmek gerekir!  Hayatta her şeyin “paylaşılmayacağını” bir şekilde öğrenmemiz gerekir! Ötesi; “Bana Başak Hanım’dan mail geldi” şişinmesi olarak kalır ve o şekilde algılanır!


İnanın “kısaca” değindiğim bu konu tümüyle insanidir ve muhakkak yazılması gerekir!(Bazı kalpler kırılsa da)


***


Öte yandan…


“Efendim ben bilmem kaç bin yorum aldım” söylemi var!


Deme yahu! Kaç bin yorum aldıysan bir o kadar da yorum yazdın bre kardeş! Yazmasaydın sana bir yudum su koklatmazlardı, biliyorsun!


Tek bir “eleştirel” yorum yazabildin mi? Sen ondan haber ver!


Yazamazsın! Tık ve yorum kaybına tahammülün yoktur zira! Sanki borsası var! O kör olasıca ince hesapların buna engeldir!


Doğru, dosdoğru görünme çabalarının altında “yapaylık” yatar! İçinden geçenleri yazıya dökememek ise “sefilliğin” ta kendisidir! Oturup, aslında hiç de beğenmediğin bir “şiirimsiye” övgüler düzersin! “Bu ne yahu?” desen o şiir celladı sana küser! Ne seni okur ne de sana yorum yazar bir daha! E tabii bu da senin için felakettir!


Böyle böyle kokuşur ortalık!


Ortalığı sıkıntı basar(Al gülüm, ver gülün nereye kadar?)…


Ve başlar “Asiye nasıl kurtulur?” söylemleri!


Keçi yellenmiş poposuna küsmüş misali!


“Neymiş bu durgunluk?”! Sen gözüm, sen yiğidim önce kendini kurtar!


Bu site sen varsan var!


“Çorbaya” bir tutam tuz katamıyorsan bunun sorumlusu sensin, editörler değil!


***


Oysa kimi üyelere göre “cümbüşlü” bir panayır yeri gibidir ortalık!


“Memleketimden insan manzaraları”!


Yaz Allah yaz bitmez; yeter ki zaman olsun!


Zira içinde “insan” vardır! Koşullanmalarıyla, zaaflarıyla, hasletleriyle, o kör olasıca ince hesaplarıyla ve en çok da “beğeni açlığı ile” insan!


Yazmayı göze alana hazine!


Toparlarsak…


“YAZIN VE OKUYUN” derim efendim, naçizane(Sağlığınız için).


Yazabiliyorsanız( gündemin canı çıka) “insanı” yazın frensiz! (İçinizde ukde kalmamacasına)


Bizim sitenin yaş ortalaması yüksek! Beyin meşgul olmalı ki yaşlanmayalım! E yaşam tecrübesi de var!


Yazarlar uzun yaşar!


Ölçülü “hergelelikler” elzem!


İçinizden geçenleri yazabilirseniz ortalık renklenir bir bakıma! Sıkıntı dağılır!


Tutsa işte değerli ve de kıdemli üye Muzaffer Cellek üstadım , “Ben âşık oldum arkadaşlar” diye bir yazı döktürse… (Depreme bakın siz!)


Hani mesela yani!


Sizi bilmem ama ben saygı duyar ve canı yürekten alkışlarım!


Yazı icabı olduğunu bilsem bile alkışlarım!


Hareketliliği “absürt” gibi görünse de bu tür “çıkışlar” sağlar!  Ve gayet insanidir! (Yürek yaşlanmaz zira)


Bakmayın gökyüzünde parıldadıklarına, “ölü yıldızlar” ışık vermezler… Sadece aldıkları ışığı yansıtırlar!


Öyle ya; “köşe yazarı taklitçiliği nereye kadar”?


Hızardan yeni çıkmış bir “kereste” gibi “biçimli” olma çabalarının yazı uğraşında alkış alacak hiçbir yönü yoktur!


Konu da bundan ibarettir efendim!


İnanın bundan ibaret!


Asiye, yani efendim MB Sitesi(bir şekilde)kendini kurtarır!


Siteyi bırakıp kendinize bakın siz!


Zira çare sizsiniz!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazmak başlı başına zor iştir, o cümleleri bir araya getirmek bile büyük marifettir. Sevgiler ve saygılar mutlulukla kalın Ümit Bey.

Selda Çakmak 
 20.12.2015 15:44
Cevap :
Siz de efendim, siz de:)  28.12.2015 19:46
 

Önce güvenilir yazarlık ayrımcılığı sonrasında da Blog kategorisi icat edildi veeeeeee Asiye yengemiz oldu...

Matilla 
 29.09.2015 6:32
Cevap :
Blog kategorisinin sucunu anlayamadim?  29.09.2015 19:16
 

İnsana dair haa... Narçiçeği rumuzlu bir arkadaşımız vardı, kanser tedavisi görüyor ve yaşadıklarını yazıyordu. Kadını yerden yere vurmuştunuz! Gerekçeniz, hiç unutmam, "İnsanların size acımasına izin vermeyin!" tarzında olmuştu ama o kadını çok üzmüş, herkese deşifre etmiş, suçlamıştınız! Vefat etti bir süre sonra... Hep merak ederim: Hiç aklınıza gelir mi? Vicdan azabı duyar mısınız? Sizi bilemem, ama kendisini sizin o suçladığınız yazı ve yorumlarınızdan tanıdığım kadını, Narçiçeği'ni ben unutamadım! Hasta bir kadının hayata tutunmak adına yazdığı, belki de benzer hastalıkla uğraşanlara bilgi sağladığı yazılara amansızca saldırdığınızı da... Şimdi; "insana dair" yazın diyorsunuz!... İnsan en yakın insanı, kendisini, anlatırken üzdüklerinizi, yıprattıklarınızı siz unutabilirsiniz; ben, ölümü bunca yakın bir insanı kırmanıza şahit olan biri olarak UNUTAMADIM!

Olcay Gülgün Karaoğlu 
 25.09.2015 2:44
Cevap :
Güzel bayramlar efendim!  27.09.2015 14:41
 

Yazınızda, düşündürücü sözler var. Ölü yıldızlar, ışık vermezler. Ancak:aldıkları ışığı yansıtırlar" diyorsunuz.Bunu, "yeni" öğrenmiş gibi de ifade ediyorsunuz. Işık kaynağı olmadığı halde ışık kaynağı gibi görünenler yok mu? Var! Kendilerini hem ışık kaynağı olmadıkları halde,ışık saçtıklarını iddia edenlere ne buyurulur? Ama sizin ana konunuz o değil. Sözünüzü söyleyip, sonucu Asiye'ye bağlıyorsunuz. Asiye ne halt etsin? O, herkesin Asiye'si. Bana gelince.Bloğun yaş dahil kıdemce de en eskisiyim. Evet. Yürek yaşlanmıyor. Misal: Baba oğul bir bardasınız.Eğlence olan hızıyle devam ediyor. Bir aralık farkedip de " Kim söndürdü bu lambaları yahu. İyiydik. Romantizmin içine ettiniz be!" diye çıkıştığınızda yanınızdaki oğul dürterek "Baba baba, sabah oldu be yau"" diye, üstü açık barın tavanından doğan güneşi gösteriyorsa, işte Asiye o zaman kurtulur. O bakımdan da derim ki, Denizlili doktorumuzun ettiği o şişinmelere boş verin. İdare, genel bir deklarosyon yayınlamıştır belki de.SLM.

Muzaffer Cellek 
 24.09.2015 13:17
Cevap :
Hay siz cok yasayin e mi?  27.09.2015 14:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 312
Toplam yorum
: 4634
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1605
Kayıt tarihi
: 10.02.07
 
 

Önceleri konuşurdu insanlar, "yazmak", sonraların işi... Duygu ve düşüncelerimizin yanı sıra gözl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster