Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Nisan '20

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
47
 

ASİYE OLMAK

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb’il âlemin. Vessalatu vesselamu alâ Resûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaîn. Kadının Âsiyeleşmesini konuşacağız. Âsiye kadın, iki anlam ifade edebilir. Birincisi; isyankâr kadın demek olur, onu kastetmiyoruz. Bir de Kur’an-ı Kerim’imizin bütün mü’minlere kıyamete kadar “hepiniz böyle olun” diye örnek gösterdiği iki kadından biri olan Firavun’un karısı Âsiye’yi kastederiz ki Âsiye kadın derken küfrün her şeyiyle galip göründüğü bir ortamda Allah’ın adıyla yaşayan kadın demektir. Biz bunu kastediyoruz. Firavun’un karısı olan Âsiye, Firavun’un: “Ben ilahım, ben yarattım, ben ediyorum, söz benim.” dediği bir sarayda, ”Hayır! Sen değil, Allah her şeyin sahibi.” dediği için, bir karınca kadar cılız olduğu bir yerde deveden büyük bir cüsse gösterdiği için Allah’ın razı olduğu bir kadın oldu. Bu yüzden de Allah, bütün Müslüman kadınlara ve erkeklere “Âsiye gibi olun!” dedi. Âsiye, çok iyi bir şekilde iddia ederek diyebilirim ki sabahlara kadar namaz kılan bir kadın değildi. Âsiye, pazartesi-perşembe oruçlarını kaçırmayan bir kadın değildi. Âsiye, sabaha kadar Allah’ın kitabını okuyan bir kadın değildi. Âsiye; çarşaflı, peçeli, feraceli ve erkeklerle tokalaşmayan, haremliğe selamlığa dikkat eden bir kadın da değildi. Bu özelliklerinden dolayı sıyrılmadı kadınların ve erkeklerin arasından. Âsiye, Allah’ın sözünün geçmediği zannedilen bir ortamda “Allah” diye haykırdığı için değerli oldu ve insanlığın en büyük zalimlerinden birisi olan, en büyük kâfirlerden birisi olan Firavun’un karşısında: “Sen değil, Allah var!” dediği için müthiş bir kadın oldu rahmetullahi aleyha ve haşerana meaha fi cennetillah. Dolayısıyla biz, tesettürün önemini, gece namaz kılmanın büyük sevabını veya kadının pazartesi-perşembe oruç tutmasını ve bunların dinimiz açısından önemini konuşmuyoruz, önemsiz diye değil, bizim şu andaki konumuz o olmadığı için. Bir toplum düşünüyoruz ki bu toplum yukarıdan bakıldığında küçük bir kavanozda seyredilecek olsa Firavun’un sarayı gibi. İnsanlar kendilerini, aile geleneklerini, devlet anlayışlarını ilahlaştırmışlar; put hâline getirmişler. Diploma, mobilya, dekor, boya ilah olmuş. Uğruna her şeyin feda edildiği abartılı ve vazgeçilemez ihtiyaç hâline gelmiş. İnsanlar, dünyanın çok küçük bir varlığının uğruna cenneti bile atıp feda edecek hâle gelmiş. Camilerle meyhaneler aynı sokaklarda hatta aynı binalarda kurulmuş. İnsanların mukaddes ve önemli tutmaları gereken iffet, namus gibi değerleri “Olmasa da olabilir; yeter ki zengin olsun, yeter ki forslu olsun.” denebilir hâle gelmiş. Kâfirin özenildiği, mü’minin hor görüldüğü, insanların zenginliklerine göre kıymetli kabul edildikleri anlayışlar yayılmış. Böyle bir toplumu, yukarıdan kuş bakışı seyrettiğimizde bu toplumun tipik bir Firavun Sarayı’nı andırdığını, Firavun Sarayı’nın ülkenin bir ucundan öbür ucuna kadar büyümüş hâline benzediğini görüyoruz. Genç bir kız emsalleri kâğıt peşinde koşarken, fors peşinde koşarken zekâsı yerinde olduğu hâlde, cebinde parası bulunma imkânı olduğu hâlde, o da cep telefonuyla yüzlerce arkadaşıyla akşama kadar muhabbet etmek imkânını bulduğu hâlde, annesi babası “kızımız güzel görünsün de zengin biri bizden istesin bunu” diye onun caiz olmayacak kıyafetleri bile giymesine göz yumdukları hatta teşvik ettikleri bir zamanda henüz evlenmemiş, henüz otuz yaşına bile gelmemiş “daha ağzı süt kokuyor” denen bir çağda kalkıp da: “Rabb’im! Allah’ım! Ben bu genç bedenimin bundan sonra kalan kısmını senin dinine hizmet etmeye adadım. Evlendim davanla, senin dininle evlendim, Kur’an’ınla evlendim, Şeriat’ınla evlendim, Peygamber’inin hadisleriyle evlendim. Beni böyle kabul et!” diyebilen genç kız düşünüyorum. O hizmetçilerle dolu koca sarayında, kocası Firavun onu çivilerle toprağa çakarken dedi ki: “Allah’ım! Bunun sarayı bunun olsun. Sen bana cennetinden bir oda ver.” Allah da onun Firavun’un Sarayı’nı bırakıp kanlı bir şekilde öldürüldüğü bir zamanda cenneti isteyen hâlinden dolayı “İşte, işte! Muhteşem kadın!” diye Kur’an-ı Kerim’in önümüze koyduğu Âsiye’yi, o bugünkü Firavunlaşmış sarayların görüntüsünü sergileyen bu toplumun içinden sıyrılıp: “Allah’ım! Ben gençliğimi, kadınlığımı, güzelliğimi, menfaatlerimi, her şeyimi senin dinine hizmete adadım. Bundan sonra benim hiçbir arzum yok. Bundan sonra bütün arzum, emeğim, gayretim senin dinine hizmet etmek olacak.” diyen genç kızı seyrediyorum. Bu kız, Firavun’un Sarayı’ndaki debdebeyi ayağının tersiyle tepen Âsiye’nin yaptığını yapıyor. Âsiye’ye de kocası Firavun: “Bak, Âsiye! Aklını başına al. Ne yapıyorsun ?” demişti. Mücahide, dâiye olan bu genç kıza da annesi, babası, akrabaları: “Kızım! Sen daha gençsin. Yakma güzelliğini!” diyorlar, diyecekler. O her seferinde: “güzelliğim de, gençliğim de, varlığım da dinime feda olsun” diyecek. Ve aradan binlerce sene geçtikten sonra Kur’an’ın ebedileştirdiği Âsiye’nin, bilgisayar çağında, internet zamanındaki örneği olacak. Âsiye kadın bu işte!  

ETEM SEVİK, Büşran Betül Kaya bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 123
Kayıt tarihi
: 01.11.17
 
 

TERAKKİ VAR TEKAMÜLE DOĞRU  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster