Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Nisan '08

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
506
 

Aşk..?

Üç harften oluşan, kısacık bir sözcük dilimizde... Bu denli kısa olup da, söylendiğinde, okunduğunda ya da duyulduğunda insanın dikkatini çeken, içinde bir şeyleri kıpırdatan... Bu denli kısa olup da, uğrunda ölünen, öldürülen, kişiyi yemeden içmeden kesen ya da deli olunan bir durumu anlatan kaç sözcük vardır ki... Eğer aşk, salt bir sözcük olsaydı; yaşanan bir gerçekliğe delalet etmeseydi, bu kadar bizi ilgilendiren ve etkili bir kavram olabilir miydi ki...

Aşk her toplumda vardır ama yaşanış renkleri farklıdır. Bunların renklerini birbirinden ayıran ise, bireylerin içerisinde yaşadığı toplumsal, kültürel koşullar, bireylerin yetişme tarzları ve çocukluk yaşantıları, kişilik özellikleri, değerleri ve tercihleridir.

Tarihsel ve güncel anlamda, aşkın yüzlerce, binlerce tanımı yapılmıştır ve gelecekte de yenileri eklenecektir bunlara. Keza yine aşkı konu alan binlerle ifade edilecek şiirler, öyküler, romanlar yazılmış; oyunlar sahnelenmiş, türküler yakılmış, şarkılar söylenmiştir. Ressamlar, ellerinde fırçaları ve paletlerindeki renklerle, tuvale aksettirmeye yeltenmişlerdir onu.

Aşk, yalnızca sanatın ve edebiyatın farklı alanlarında değil, felsefede de işlenmiştir. Filozofların bazıları aşk’ı bir varlık olarak ele alıp, “aşk nedir” sorusunu yanıtlamaya, onun neliğini ortaya koymaya ve belirlemeye girişmişlerdir. Bunlardan bazıları makaleler yazmış, bazıları daha kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Schopenhauer’in Aşkın Metafiziği, Afşar Timuçin’in Aşkın Diyalektiği, yine yaklaşık olarak aynı kapsamda değerlendirilebilecek olan Alain Finkielkraut’un Sevginin Bilgeliği, Herbert Marcuse’un Eros ve Uygarlık, Erich From’un Sevme Sanatı, bu çalışmalardan bazı örnekler olarak sayılabilir.

Bunların yanısıra, bilim alanından da, özellikle psikolog ve psikiyatristler aşk üzerine çalışmalar yapıp eserler ortaya koymuştur.

İster bilimsel, ister sanatsal, isterse felsefi anlamda ele alınsın, aşkı bir varlık, bir olgu olarak gören ve belirlemeye yönelen her girişimin temelinde, buna girişen bireyin, kendi öznel, deneyimleri ya da deneyimsizlikleri; anlamlandırmaları, yanılsamaları, hayalleri; içerisinde yaşadığı koşullardaki tercihlerini hem kendisi hem de diğerleri nezdinde meşrulaştırma çabaları vardır. Bu çaba, kendilerinin, yani öznelliklerinin paranteze alındığı, hatta, sanki hiç yokmuş gibi algılanmasına olanak veren genelleşen belirleme ve önermelerde bulur ifadesini... Yapılan tanımlarda daha da belirgindir bu özellik... Bundan dolayı yapılan her genelleme öznelliği aşma yada gizleme çabasıdır. Çünkü bilinmesini, sorgulanmasını, alenileşmesini istemez kendi yaşantısının...

Örneğin;

“Aşk şiddettir.”

“Aşk tutkudur.”

“Aşk iradedir.”

“Aşk iradesizliktir.”

“Aşk uysallıktır.”

“Aşk sahibine yaltaklanmaktır.”

“Aşk kediliktir.”

“Aşk ihanettir.”

“Aşk köpekliktir.”

“Aşk sadakattir.”

Tanımlarının/nitelemelerinin her birinde gizlenen bireysel yaşantılar ve bunlara dayanan öznel anlamlandırmalar vardır. Ancak tanımın/nitelemenin genelliğinden dolayı, bunları okuyanlar, bu tanımları verenlerin/yapanların bireyselliğini düşünmez bile... Oysa bu tanımlar, gerçekliğini esas olarak, tanımı yapanın, adına “aşk” dediği ilişkide bulur. Daha ötesinde değil... Acaba yaşanan gerçek bir aşk mıydı? Okuyan bilebilir mi ki bunu...

Aşk’ı varolana aşkın kılmaya çalışmanın anlamı da gereği de yoktur. Aşk metafizik bir şey olmadığı gibi, herhangi, sıradan denilebilecek bir şey de değildir.

Aşk ilişkidir.

Ne var ki her aşk, karşılıklı yaşanan gerçek bir ilişkiye dayanmadığı gibi, her ilişki de aşk değildir. Adına aşk denilen ilişki, diğer tüm insan ilişkilerinden farklıdır. Hem öznesi ve özne/nesnesi hem de yaşanışı açısından...

‘Aşk ilişkidir’ önermesi, “nedir” sorusuna genel bir yanıt olsa da, kendi başına açıklayıcı değil elbette. Bundan dolayı sorular sormak gerek yükleme. Aşk nasıl bir ilişkidir? Aşk neden bir ilişkidir? Bu ilişkiyi diğer insan ilişkilerinden ayırıcı ve ayrıcalıklı kılan nedir? Soruları çoğaltmak mümkün ama, gerek yok şimdilik...

Aşk, düşünsel, duygusal, bedensel boyutuyla, öznenin özne/nesnesini bütünsel anlamda fethetme ve onun tarafından fethedilme isteğine dayanan bir ilişkidir. Öznenin, özne/nesnesiyle buluşamadığı ya da özne/nesnenin idealleştirildiği yerde, gerçek, yaşanan bir aşk yoktur. Ki “platonik aşk” denilen ve giderek hastalıklı bir hal alan bu durumda gerçek bir aşktan değil, saplantılı bir bilinç halinden söz edilebilir yalnızca... Çünkü ortada ilişki yoktur. İlişkinin olmadığı yerde de aşk...

İnsanın hem en güçlü, hem de en zayıf olduğu ilişkidir aşk... Çünkü çırılçıplak yaşanır; düşünsel, duygusal ve bedensel boyutuyla... Teklifsiz, beklentisiz, çıkarsız ve ikircimsiz yaşanır. Ki orada, ne bir gonca gülün gölgesine yer vardır ne de bir kuş kanadının... Eğer bunlar, “acaba”, “ama”, “ancak” gibi sözcüklerle peydah olursa bir ilişkide, biline ki aşk sırra kadem basmıştır çoktan... Ve onun adı artık aşktan başka her şey olabilir... Ama asla aşk olamaz.

Atalay GİRGİN

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

* - Anne aşk nasıl bir şey? * - Aşk mı? Şey... Aşk şöyle bir şeydir kızım, hani mesela çok zengin ve yakışıklı bir adama rastlarsın, seni Venedik'e götürür, mehtapta gondolla gezersiniz, sonra San Marco meydanında güzel bir restoranda harika bir yemek yersiniz, müzik falan... Ve arkasından en lüks bir otelde sana şahane bir gece yaşatır. Sonra da, ne bileyim işte, sana güzel bir araba alır, bir daire alır ya da deniz kıyısında sana bir villa satın alır, elmas gerdanlıklar, altın yüzükler hediye eder, mutluluktan uçarsın adeta, işte aşk böyle bir şeydir kızım. * - Ama anne, peki o heyecanlar, güzel duygular, kalbin küt küt çarpması, ilk buluşma, ilk öpücük... Bunlar yok mu? * - Ha onlar mı? Kızım onlar ucuz hatun için Komünistlerin uydurmaları, başka bir şey değil...

Mehmet Sağlam 
 06.09.2008 23:39
 

degerli dostum hem bir felsefecisiniz,hemde aşkı salt bir "ilişki" boyutuna indirgiyorsunuz.Platonik aşkı ise,aşk olarak bile nitelendirmiyorsunuz.O zaman yunus'un tanrısına olan aşkını nereye yerleştireceksiniz?Bir kez dahi yarin elini tutamamış topraga karışmış deli divane aşıkları mezardaki ölüler olarak mı göreceksiniz?Bütün mitolojik aşk destanlarını ise sanırım görmezden geleceksiniz.Aşk kavramını bu kadar nesneleştirirsek,ona ait büyü de biter sevgili dostum ve yaşamda önemli bir rengini kaybeder...sevgiler..

mehmet selim 
 30.04.2008 15:31
Cevap :
“Değerli dostum” diye başladığınız yorumunuza, “hem bir felsefecisiniz hem de aşkı salt bir ‘ilişki’ boyutuna indirgiyorsunuz” diyerek devam etmişsiniz Sevgili M. Selim. Öncelikle ilginize teşekkür ederim. Yazıyı okuyup, bir de düşüncelerinizi belirttiğiniz için… Ancak, insanlar ne denli değer atfederse etsin, ne denli ‘derin’ anlamlandırmalarda bulunursa bulunsun, eli tutulmamış, sesi duyulmamış, teri terine karışmamış ve lhasıl düşünsel, duygusal ve bedensel boyutuyla yaşanmamış hiçbir ilişki aşk değildir. İnsanların atfedişleri ve anlamlandırmalarının düzeyi ve değeri bu gerçekliği değiştirmez. Bir de demişsiniz ki, “aşk kavramını bu kadar nesneleştirirsek, ona ait büyü de biter.” Sevgili M. Selim, “aşk” kavramı neliği ve gerçekliği temelinde anlamlıdır. Onun, tüm kavramlar gibi, salt düşsellikten düşünsellikten çıkarılıp gerçeklikle ilişkisinin kurulmasıdır aslolan. Çünkü ancak o zaman onun renginden, renklerinden söz edebiliriz. Nesneleştirme ise, insanın olmazsa olmazıdır. Aşk b  03.05.2008 20:50
 

Aşk; Bir adıla dünyaları sığdırıştır. Nasıl oluyor bilmem! Belkide "muhabbeti" yaşanır bilinmrzliğinde. Zira; büyüklerimiz, "Güzellik Gizdir" der. Saygılarımla

Yücel! 
 28.04.2008 10:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 102
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 1416
Kayıt tarihi
: 26.04.08
 
 

Felsefe öğretmeniyim. İzmir'de görev yapıyorum. Edebiyat, felsefe, eğitim ve politikaya ilişkin yazı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster