Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Eylül '08

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
530
 

Aşk...

Aşk...
 

aşk


AAAH ŞU YÜREĞİMİZ AH


Ah, ah şu yüreğimiz ah. Şuna bir hâkim olabilsek. Onu, kendi başına bırakmasak ya. O da, uçarken önüne gelen dala konmasa ve biz de onu oradan indirmek için bin bir zorluklar çekmesek. Ama hep “aaah, ah.” Çekeriz. Bin defa söz versek de kendimize, bir türlü tutamayız sözümüzü bir defa, sözümüz yemin olan biri olmamıza rağmen. Ama, niye kızıyorsun ki yüreğine? Hani hep öğüt vermez miyiz ki hep; sev, sev, küsme, küsmek günahtır, insanları sev, sev, sev ve yine sev diye. Bu ne çelişki ya?

Eğer, vücudun bir ihtiyacı odlumu fizyolojik olarak talepte bulunur. Yemek-içmek ve cinsellik gibi.

Hani hamile kadınlar bir anda akıllarına geliverir de, kışın ortasında olmadık yiyecekler ister taze ve gıcıklık yaparcasına. Aslında, o gıcığı yapan hamile kadının kendisi değildir, karnındaki o minik yavru dur. Onları isteyen o dur. Bütün isteklerini anneye bildirir ve anne de hemen ister, tedarik etmek gerekir. Çünkü o minik yavrunun, orada büyük bir çalışması vardır. İnsan olmak için büyümeli ve büyümek için de o bedeni inşa etmek lazım. Bunun için de, çok malzeme gerekir. Patron baba, projeyi çizmiş çekmiş gitmiş. Şimdi de malzeme getirmelidir. Kolay iş değil. (Bir bahaneyle de, bu olayı kısaca anlatmış olduk. )

Cinsel istek duyar vücudumuz zaman zaman. Bu, fizyolojik bir olay. Vücut denilen sistem böyle bir istekte bulunduğunda organların, organların cinsellik diye bir talebi vardır. Bu, insanın aklıyla ilgili bir iş değildir. Yani elinde değil. Karşıla karşılayabilirsen. İmkanlar gerekir!. Ama, kısacası vücudun böyle bir isteği var.

Hani yemek ister, midesi boşalınca insanın. Çünkü enerjiye ihtiyacı var vücudun, tıpkı arabamızın yakıt deposu gibi. Hemen doldurmak lazım gelir. Yakıt deposunu doldurmak yine kolay da cinselliği karşılamak herkes için kolay değil maalesef.

Bunların hepsi birer ihtiyaç. İstekten gelen bir ihtiyaç.

İşte yüreğin de böyle aç kaldığı ve kendini aç hissettiği bir anda diline, damağına uygun birini buldu mu hemen yakalıyı verir. Bir, uzay aracının uzayda diğerine kenetlenmesi gibi.

Okullarda deneyler yapardık mıknatıslarla. Mıknatıs, karşı kutbuna yanaşınca hemen yakalıyı veriyor onu. Mani olamazdık ona. Sanki, okullarda dersin yanında birde çekim kuvvetini öğrenmiştik. Beklide öyle. İlk deneme aşkları hep okullarda yaşanır. Okul bitince de, ardından ıslak gözlerle bakılır.

Yaş ilerledikçe de gerçeğini yaşarız. Ama bunu yapan biz değiliz, yüreğimizdir. İstem dışı “tik” bibi bir olaydır.

Fakat, öyle her zaman da aşık olunmaz ki kolay kolay. Aşık, isteyerek de olunmaz. “Hey arkadaşlar, ben bugün âşık olmaya gidiyorum hadi sizde gelin” der gibi.

Kimileri ömründe hiç âşık olmamıştır ve aşk denilince “o da nedir ya?” diye sorarlar. Elle tutulan, bakkalda satılan ananas gibi bir meyve sanır onu garibim. Oysa aşk; yenilmez, içilmez, giyilmez, tutulmaz ve göz ile de görülmez. O, hissedilir ve yaşanır. O, duygularda bam başka bir dünyadır.

Bazılarının ise aşkları çok değerlidir. Kolay kolay aşık olamazlar. Belki de ömründe bir kere. Ama o aşklar bir felakettir, Kerem ile Aslı ve Ferhat ile Şirin gibi. Bulutlar ağlar, yıldızlar selam durur bu aşklar karşısında. İşte aşk bu.

Birde, tıkır, tıkır, tıkır aşık olanlar vardır. Köylerde, küçük çitçit kuşları gibi. Çitçit kuşunun bir an bile yerinde durduğunu göremezsiniz. Pinpon topu gibi, daldan dala atlayarak gezinir duru. Çok hareketlidir. Bir an durup ta, yemeğini nasıl yer merak ediyorum. Ha, birde merak ettiğim; eşiyle fırsat bulur nasıl çiftleşir? Bu kadar hareketlilik olmaz ki ya. Öyle kısa süreden zevk alınamaz ki. Yüzüne gözüne bulaşır. Bir dur da herif cağız işini görsün be. Çok gıcığım ben o kuşlara. Hemcinsime haksızlık bu ya. Zavallı kocası, şöyle ağız tadıyla bir sevişmeye fırsatı bulamadan göçüp gitmiştir gözleri açık bu dünyadan kim bilir. Ama, mahşerde bunun hesabını nasıl verecek o dişi kuş bilemem. Ah çitçit kuşu bu günah sana yeter. Bakalım ahir ette de, öyle öteye beriye atabilecek misin kenedini?

Vay beeee, amma da uzamış bu yazı yaa. Farkında bile değilim. Ne zaman bu kadar yazdım.

Hulasa, yüreğe hâkim olmak kolay iş değildir.

Eyvah, kendimi de ele verdim bu arada. Aşk kurşunu yediğim anlaşıldı. Bizim de, Ferhat ile Şirin gibi, ilçemizde böyle bir zamanımız olmuştu yıllar önce. Hala üzeri kabuk bağlamış o yaranın izi orada duruyor.

Aşk yarası mahşere dek kapanmaz. Aşk yarasının ipliği bulunmaz. Bulunsa da dikeni bulunmaz. Çünkü o yarayı açan, çekip gitmiştir artık. Gitmemiş olsa zaten yara olmazdı. Geri dönmesi imkânsız artık. Kapılar kapatılmış, kilitler vurulmuş üzerine ve anahtarlar da kör kuyuya atılmıştır artık. Gücü yeterse gelsin açsın kapıyı girsin. Görelim bakalım aşkı neymiş. Üç beş feryat ve üç-beş gözyaşı senet olamaz cumhurbaşkanı onaylı da olsa.

Yine, içteeen, içten deriin deriin bir nefes çekiverdim elimde olmadan.


Gençler dikkatli olun. Yolda giderken yüreğinizdeki mıknatıs anında, yanından geçmekte olduğun birine yapışıverebilir. Haberiniz olsun. Benden söylemesi. Aşka selamlar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 358
Toplam yorum
: 404
Toplam mesaj
: 47
Ort. okunma sayısı
: 1014
Kayıt tarihi
: 03.09.08
 
 

  Ne elimde garantim var ikinci bir soluğu almaya Ne aklım erer dünyayı yıkıp ta yeniden ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster