Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mart '10

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
476
 

Aşk...

Aşk...
 

"Sanırım onu kaybettim." dedi büyük bir iç çekerek.

Bulunduğu odadan dışarı çıkmamak, ona "Ben burdayım." dememek için zor tutuyordu kendini. "Kaybetmedin hiç beni, sadece seni affedemiyorum." diyordu içinden. Bunları ona da söylemeli miydi? "Hayır, hayır..."

Arkadaşının "O gelmiş." dediği zaman "Lütfen ona buraya hiç gelmediğimi ve beni hiç görmediğini söyle."

O da bu arada odaya saklanıvermişti. Günlerdir onu aradığını duymuştu ama o onun ne telefonlarına yanıt veriyor, ne de bulunabileceği ortamlara ayak basıyordu. Kısacası ondan kaçıyordu. Çünkü görürse dayanamayacağını düşünüyordu. Ona yalan söylediğini düşündükçe içi acıyordu. "Keşke gerçeği söyleseydin..."

Arkadaşı "Onun böyle bir şeyi kabullenmeyeceğini bile bile yalan söylemeseydin, yanında olurdu."

O, "Evet biliyorum.” Diyerek büyük bir sessizliğe gömülmüştü. Hiç ses gelmiyordu bulunduğu odaya.

Bir süre sonra arkadaşı bulunduğu odaya gelerek “Konuşmalısın onunla, onu hiç böyle görmemiştim, lütfen konuş.”

“Sanırım haklısın.” Diyerek odadan çıktı.

Kanepeye oturmuş başını iki elin arasına almıştı.

“Merhaba” dedi.

Başını kaldırıp bakan adam o kadar şaşkın ve minnetle bakıyordu ki, yerinden kalkıp sıkı sıkı sarıldı bedenine…

“Seni çok özledim, kokunu, sesini…”

Gözleri doldu, bu adamı seviyordu. Hiçbir zaman karşı koyamamıştı. Güçsüzdü onun yanında, bir tek onun yanında yatıştığını, huzur duyduğunu hissederdi.

“Lütfen… Sadece konuşalım.”

“Sadece konuşalım mı? Seni ne kadar aradığımdan haberin var mı? Hiçbir yerde yoktun. Sana ihtiyacım vardı ve sen yoktun.”

“Engellerin vardı ve ben o engellere takılmak istemiyorum artık. Her zaman sorunlarını anlatmaktan çekindin. Arabanı sattığını bile başkasından öğreniyorum. Madem maddi olarak büyük bir sıkıntının içersindeydin neden bana söylemedin. Belki beraber çözebilirdik.”

“Senin üzülmeni istemedim hem senden böyle bir şey zaten istemezdim.”

“Neden ama? Ben aynı durumda olsam sen aynı şeyi yapmaz mıydın?”

“Elbette ki senin için elimden geleni yapmaya çalışırdım. Ama buna zaten sen izin vermezdin değil mi?”

“Evet maddi olarak yardımcı olmana izin vermezdim. Her zaman üstesinden geldim. Lanet olası para umrumda olmadı bugüne kadar. Yoksa ayağıma gelen fırsatları sen de ben de biliyoruz.”

“Bunları konuşmayalım.”

“İşine gelmeyen şeyleri konuşmayalım. Yarın ne olacak bizim halimiz dedim mi sanki ben? Umrumda sanıyor musun? Her ne olursa olsun yanımızda yer alacağız birbirimizin, ne yaşarsak yaşayalım yine de her şeyi birbirimizle konuşacağız, paylaşacağız demedik mi? Benim yapmama neden izin vermiyorsun? Neden bunun için bana yalan söyledin? Biliyor musun bana yalan söylemeyecek tek insanın sen olduğuna inanmıştım. Sorunların vardı ve bana anlatmadın. Ve yalan söyledin tamam mı?

“Biliyorum ben sana asla yalan söylemem biliyorsun. Yalan söylemekten nefret ettiğimi en iyi sen biliyorsun. Beni en iyi sen anlıyorsun biliyorsun bunları? Lütfen özür dilerim. Ben kimseden özür dilemem bunu da biliyorsun. Eşek herifin tekiyim ama hayatımda bir tek seni sevdim aşk adına bir şeye inanmazken senin varlığın bunu bana hissettirdi.”

“İlk buluşmamızda beni garda uğurlarken “Gitmek istemiyorum.” Demiştim. Gözlerimin içine bakmıştın ve o zaman anlamıştım. Sana kızamıyorum evet ama bunu da yediremiyorum. Yalan söylemeni kabullenemiyorum.”

“Peki telefon açmıştın feribottayken. Ve sen bana “Ne yaptın beni uğurladıktan sonra?” demiştin ya avare avare dolaşmıştım halbuki. Bunu daha önce kimse için hissetmemiştim. Bunların bir önemi yok mu?”

“Var tabi olmaz mı? Senden bir karşılık beklemediğimi biliyordun. Zaten o kadar sordum ki kendime “Senin gibi bir serserinin yanında ne işim var?” diye… cevabını hala bulamadım. Bundan sonra görüşmeyelim.”

“Hayır lütfen gitme.” Diyerek sarıldı. “Lütfen.” Diye fısıldıyordu kulağına.

Gitmekle kalmak arasında gidip geliyordu. Sadece o anda kalabilmeyi o kadar istiyordu ki.

Sonunda kurtarabilmişti bedenini. Bulunduğu evden çıkıp bir taksiye atlamıştı.

Taksicinin teybinde çalan şarkı o kadar manidardı ki;

“İşte gidiyorum
Bir şey demeden
Arkamı dönmeden
Şikayet etmeden
Hiçbir şey almadan
Bir şey vermeden
Yol ayrılmış, görmeden gidiyorum.

Bana kimse sen gibi sarılmadı.”

Gerçekten de bu şarkı içinde bulunduğu durumu o kadar iyi ifade ediyordu ki.

Aradan 5 ay geçtikten sonra itiraf etmişti adama “Bana kimse sen gibi sarılmadı.” Demişti.

Aşk sanırım böyle bir şeydi. Bir şey beklemeden vermek, şikayet etmemek, küslük ve kırgınlıkları büyütmemek, pişmanlık duymamak. Aşk tüm bunların toplamı dahası bunların daha fazlasıydı.

Aşkı yaşamak için kalmak ve var olmak gerekir. Gitmek ve var olmamak o sadece insanın tercihidir.

Aşkın tarifini elbetteki yapamam. Bu gün "Aşk nedir? Ne olmalıdır?" denilince aklıma bunlar geldi ve dilimden bunlar döküldü.

"Aşkın tarifi yapılmaz."

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 388
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1123
Kayıt tarihi
: 23.11.07
 
 

Herkes gibi yazar, çizerim. Dünyamı boyarım hepsi bu!..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster