Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Şubat '18

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
225
 

Aşk, Akıl ve Mutluluk

Aşk, Akıl ve Mutluluk
 

(El-Medinetü'l-Fazıla’da es-sa'âdetü'l-kusvâ)


Sevgi bir liyakat işidir. Aşk, sevginin daha kuvvetli hali olduğuna göre aşkın liyakat şartları daha ağır olacaktır. Bir şekilde bilinememiş sebebe rastlantı denirse, aşkın rastlantı üzere başlaması, aşık ve maşukun, aşka layık olma şartlarını etkilemez.

İnsan etkinlilerini yetkinliğine doğru gerçekleştirmezse aşka ehil olamaz. Kişi, düşünme yetisi ile elde ettiği ilkeleri hayata tatbik etmekte tembel ya da başarısız olursa sahici bir aşk deneyimi onun için mümkün olmayacaktır. Herkesin bildiği gibi; insanın bedeni onun maddi yanını oluşturur ve cinsel arzularını terbiye edememiş birisi maddi yanına yenilmiş olur ve aşk ile cinselliği karıştırır. Bu da aşk için kınanan bir durumdur.

İnsan akıl sahibi bir varlık olmakla evrende ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Ancak insanın nefsi sadece akıldan ibaret değildir. Bedenin arzuları, nefsin akıl sayesinde ulaştığı yüceliği ve mutluluğu sakatlamak için tetikte bekler. Nefsin akıllı kısımı, yine nefsin bedenden kaynaklanan akılsız kısmı üzerinde üstünlük sağlayamazsa, kişinin insanlığı zarar görür. Böyle birisi için sadece aşk değil, bütün insanî deneyimler sahiciliğini yitirir.

***

Kişi, aklı sayesinde nefsini yetkinleştirmek gayesi ile davrandığında, tanrısal bir varlık olmak yolunda ilerler. Tanrı, zâtında herhangi bir maddi unsur içermez. İnsanın maluliyeti, herhangi bir illetle varolmamış Tanrı için sözkonusu olamaz. Ayrıca, Tanrının birden çok olması ya da onda herhangi bir çokluğun bulunması imkansızdır. Tanrı, zâtı gereği birdir, başka türlü olması imkansızdır. Tanrı, ilk nedendir, ilk olandır. İki varlıktan aynı anda ilk neden ve ilk olan olarak bahsetmek saçmadır. Böyle bir durumda bu iki varlığa zorunluluğun, cins ve tür gibi yüklenmesi gerecektir. Bu da zorunluk ile bağdaşmaz, çünkü bu mahiyetleri yükleyecek ayrı bir illet gerecektir.

 Tanrının akletmesinde de onun çokluğuna neden olacak bir durum sözkonusu olamaz: Tanrı, hem akleden hem akledilendir hem de bu akletme işini yapan akıldır. Akıl-Akleden ve Akledilen; insan için ayrı birer varlık olarak düşünülürse de Tanrı için bu imkansızdır. Tanrının maddi bir unsur taşımayan bir varlık olması ve akıl-akleden ve akledilen birliği olması; onun akletmesinin –insanda gerçekleştiği şekliyle-bir süreç olmasına izin vermez. Tanrı, insandan bu bakımdan da farklıdır. Yine bu düşüncenin bir sonucu olarak, Tanrı, aşık, maşuk ve aşktır. İnsan için birbirinden ayrı üç varlık ve belli bir süreç gerektiren bu durum, insanın yetkinliğinin hiçbir zaman tanrısal anlamda bir tam-lık olamayacağını anlatır.

Tanrının tam yetkinliği, onu tam olarak kendi kendine yeterli yani mükemmel kılar. Bu ifadelerin insan için kullanılması ikincil ve mecazidir. İnsanda tam-lık yoktur. İnsan için bahsedilen tam-lık her zaman ikincildir. Tanrının tam ve mükemelliği onun varlığından ayrı sıfatlar değil, doğrudan zâtına işaret eder. Aksi halde yine Tanrı için bir çokluktan bahsetmiş olurduk.

Tanrının tam-lığı, O'nun varolmak için bir şeye ihtiyacı olmamasını anlatır. O aklederken, aynı zamanda akıl ve akledilendir de. Ayrıca, Mükemmel Varlık’ın; aşk için de özne-nesne içeren bir sürece düşmesi, onun mükemmelliği ile çelişecektir. Bu yüzden o, aşk-aşık ve maşuktur. Tanrı her bakımdan yetkin ve kendi kendine yeterlidir.

***

Ya insan? Onun aklı, onun aşkı, onun mutluluğu?

İnsan, kendi gücü ölçüsünde yetkinleşmek istiyorsa; kendi gücü ölçüsünde akletmeye mecburdur. İnsan mutlu olmak istiyorsa, ki insan mutluluğu, mutlak iyi olduğu için başka bir gayeden dolayı değil bizzat kendisinden dolayı ister, aklın ilkelerine göre davranmak zorundadır. Mutluluğun teorik akıl ile tesbiti ve bir gaye olarak ortaya konması, insanın mutluluk yolundaki ilk adımıdır. Son adımı ise, mutluluğun bizatihi tabiatından kaynaklanan kendi kendine yeterliktir: Mutluluğu elde ettiğimizde, onunla birlikte herhangi bir şeye ihtiyacımız olmadığını görürüz. Ama bu kendine yeterlik, tıpkı insanın eşyanın hakikatini bilmesinde kendi gücü ölçüsü ile kayıtlı olması gibi kendi gücü, kendi yetileri nisbetinde olacaktır.

İnsanın kendi gücü ölçüsü ile kayıt alınan bir mutluluk ve kendine yeterlik ile yetinmek zorunda olmasının nedeni, onun Tanrı olmamasıdır. Tanrı olmadığı halde tanrısal bir mutluluğun, tanrısal bir tamlığın, tanrısal bir kendine yeterliğin peşinde koşan insan, daha yolun başında insanlığını inkar ettiği için mutsuzluğa yazgılıdır. Bu tarz kişiler, aşka ehil değildir, liyakatları yoktur. Tanrı gibi birlik sıfatına sahip olma çabası, insan için bir öykünme olabilir. İnsan, tanrısal bir varlık olmak isteyebilir ama bunun zorunlu sınırı insanın hiçbir zaman Tanrı olamayacağı gerçeğidir.  

Aşk için liyakat, kişinin Tanrıyı bilmesidir, Tanrı olmadığını ve olamayacağını bilmesidir yani kendini bilmesidir: “Men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu.”

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 60
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 315
Kayıt tarihi
: 07.09.16
 
 

SBF-Mülkiye mezunu, TCDD'de Memur. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster