Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mart '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
999
 

Aşk’ ın öteki adı !

Aşk’ ın öteki adı !
 

Aşkı tanımlarken önce bir durup düşünürüz değil mi ? Doğrusu da bu zaten. Çünkü, çok farklı bir kavram aşk ve kişiselleştirildiği zaman farklı anlamlar yüklenebiliyor. Bir yazımda da belirttiğim gibi, şaire göre farklı, romancıya göre farklı, şarkıcıya göre farklı, enstrüman çalana göre farklı, besteciye göre farklı, sokaktaki vatandaşa göre farklı imgelenebiliyor. Aşk, hani çocukluğumuzdan kalan ve halan geçerliliğini koruyan, “kalemle çizdiğimiz ve içinden bir ok geçen bir kalpten “ ibaret değil elbette. Bunun sözlüksel ve ansiklopedik bir açıklaması yok. Zaten olmamalı. O zaman adı aşk olmazdı ki ? Hani şairin dediği gibi “ yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmazdı “ dediği gibi, ben de diyorum ki “ aşk bir kalıba sokularak anlatılmaz. Anlatılsaydı, adı aşk olmazdı.. Tek düze, tek kalıptan çıkmış bir eylemi herkes aynı şiddette ve aynı etkileşimde yaşardı. O zaman ne farkı kalırdı, yaşadığımız diğer duygulardan farkı ? O zaman nasıl dünkü yazımda belirttiğim gibi, herkes farklı farklı algılar ve anlatırdı aşkı ? Nasıl farklı bir haz alırdık, nasıl şiir yazardık, adına romanlar dizer, filmler yapardık. Şairler nasıl şair, ozanlar nasıl ozan olurdu o zaman ? Eğer aynı bakış açısı ile baksaydık, Yunus Emre’yi anlayabilir miydik ? Zeki Müren’in şarkılarını zevkle ve huşu içinde dinleyebilir miydik ? Ya da bazılarımız gibi, damardan şarkılar dinlediğimizde, rakı kadehlerini tokuşturabilir miydik ? İşte aşkın gücü, etkileyiciliği ve farkındalığı burada. Herkesin farklı hissiyat içerisine girmesi de, bu farkında lığın, farkına varmak olsa gerek..

Pablo Neruda’yı bilirsiniz.. Bakın Neruda’nın bir anekdotunda nasıl imgelenmiş aşk ? Pablo Neruda ve F. Garcia Lorca, Madrid'de zengin bir Arjantinlinin yemek davetine katılıyorlar. Orada bir kadın şairle de tanışıyorlar. Yemekten sonra üç şair dolaşmaya çıkıyorlar. Bahçedeki kuleye tırmanıyorlar ve Neruda kadını kucaklayıp öpmeye başlıyor, ardından elbisesini çıkartmaya girişiyor. Neruda, Lorca'dan, öyle şaşkın şaşkın bakacağına, kapıda gözcülük yapmasını istiyor. Daha yirmili yaşlardayken "20 Aşk Şiiri ve Bir Umutsuz Şarkı" ile adını duyuran Pablo Neruda, tensel ilişkilerin ötesinde, aşkı da bütün derinliğiyle yaşayabilmiş sanatçılardan biri. Peki Lorca? Lorca, Neruda'Nın aksine, onun bu cesur tavrının şahidi olarak, herhalde biraz da utanmış olsa gerek. Kadın figürüne gelince, o ne gibi bir duyumsama ve ruh hali içindeydi bilinmez ama, Neruda'nın psikolojisinde "kadının adı yok". Zira, şiirlerinde adı geçmiyor, kimliğinden hiç bahsetmiyor. Belki bu özeliği kendisine saklamış, belki de hiç önemsemediği için bahsetmemiş, ismini bile unutmuş olabilir. Bence onun için ast olan o anın yaşanmışlığı olsa gerek !.. Bu resimde sizce aşk nerede ? Üç farklı insan ve üç farklı duyumsama ?

Sanatçıların görünmeyen kimlik bilgilerinde kendisine yakıştırdığı yada yakıştırıldığı nitelikler arasında, "yalnız olma", "muhalif olma", "aykırı olma", “farklı olma” gibi olgular vardır. Belki de sanatçı olmalarını sağlayan bu niteliklerdir. Bu nitelikleri de genellikle aşktan alırlar ama yeri geldiğinde de bunlardan vazgeçebiliyorlar. Mesela Neruda için aşk sanki anlıktır, bedenseldir ve beraber olmaktır. İnsanın doğasında da bu yok mudur zaten. Sanatçı kimliğinin asıl ayrılmaz öğesi, aynı eğilimin özel bir boyutu olan aşktır. Aşk, hem varlığıyla, hem yokluğuyla, sanatçıların esin kaynağı, itici gücüdür. Peki, aşk tam olarak nedir? İkincisi, aşkta varlığı zorunlu olan karşı taraf her zaman hazır ve nazır mıdır? Bu soruların tam karşılığını bulmak konusuna düşünürler ve psikiyatrisiler gibi sanatçılar da tam olarak bulabilmiş değil. Bu yüzden her sanatçının aşka bakış açısı ve yorumu farklıdır.

Fakat, normal insanlar karşılarına çıkarsa aşkı yaşarlarken, çıkmazsa dert etmeyip "mantıksal" ilişkilerle yetinirken ve hatta bu tür ilişkileri tercih ederken, sanatçıya aşk illaki gerekir! Çünkü, yaratıcılıklarının kaynağı yalnızca aşktır. Ondan beslenirler. Heykel yaparken, şarkı söylerken, beste yaparken, bir müzik aleti çalarken, şiir yazarken… Aşka uygun birileri sokaklarda geziyor mu bilmiyor mu ama, uygun olmayan birilerinden aşk nesnesi yaratmak gibi potansiyel bir tehlike de her zaman var demektir.

Sanatı ve sanatçıyı anlayamayanı, başka şeylere değer vereni, bir sanatçıya yetişememekten korkanı, komplekslisi, takıntılısı... İşte aşksız yaşayamayan sanatçıların başına en sık gelen kaza! O yüzden, örneğin aşk şiiri diye okuduklarımızın belki yarıdan fazlası gerçekte hicran şiiri. Geri kalan yarısının bir kısmı, yazılmış olduğu için yazılmıştır. Geride kalanlar içinden de gerçek aşk şiirlerini bulabilirsiniz. Bulduğunuzda ve okuduğunuzda anlarsınız ki, gerçekten bir aşk yaşanmış yada yaşanamamış, yada imkansızlaşmış.

Seven gözüyle aşk böyle bir şey. Aşk şiirlerde yaşayan duygular değil, yüreğinizin en derinlerinde hissetmeniz gerekiyor. Beyninizin her hücresinde, kaslarınızda, damarlarınızda, gözlerinizde, benliğinizde.. O zaman adı aşk oluyor. Böyle olunca da tutkuda işin içine giriyor tabiki. Tutku ve aşkla bağlıysanız birine, tinsel uyum vardır, tinsel uyum sağlıklı bir ilişkide olması gereken en önemli faktördür. Herkesin aşkı hissetmesi ve yaşaması farklı demiştik ya !. Sizin bir aşkınız varsa, beyninizin ve yüreğinizin en derinlerinde hissediyorsanız, hissettiğiniz, yaşadığınız sizin özelinizdir. Onu ne bir resim, ne bir müzik nede bir şiir anlatabilir. Siz anlatabilirsiniz ancak. Başkaları anlamıyor mu ? Boşverin anlamasınlar, siz ve ötekinin anlaması ve bilmesi önemlidir. Dedik ya, herkesin aynı ölçüde anlıyor olması adının "aşk" olmasını engellerdi.. Gerisi hikaye..

Yazıyı Yunus Emre ile bitirelim :

Helal kıldı ma'şuka aşık kendi kanını
Ma'şuk nakşından okur aşk eri Kur'anını
Yardan ayrı olunca asılıp ölmek yeğdir
Aşık kendi bırakır boynuna urganını
Gitmez aşık gözünden hergiz ma'şuk hayali
Nitekim zilha verir Yusuf'un nişanını
Dirlik budur aşıka ma'şuk yolunda öle
Sorarlar ise aydam aşıkın burhanını
Belkıs ile Süleyman aşka düştü bir zaman
İsteyip bulmadılar bu derdin dermanını

../..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Derdin dermanını bulmamak, ne müümkün. Kolayca sahip olunanları tüketip atma derdinde olan, zamane için nasıl bir ironi! Beğenerek okudum yazınızı, emeğinize sağlık. Güzel günler dilerim.

Ayda 
 27.03.2007 19:41
Cevap :
Derdin dermanı değil de, aşkın dermanını bulamamak. Yada tam bulduğunuzu sandığınız bir anda ardığınızın başka birşey olduğunu anlamak. Yada aşkı tanımamak. Eevt bence bu tanım daha isabetli oldu. Aşkı tanımadan aşk adından bahsetmek ne yaman çelişki oluyor. Yazımdaki ironiyi keşfettiğiniz için teşekkür ederim. Sevgilerimi sunuyorum..  28.03.2007 9:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2457
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster