Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ağustos '11

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
779
 

Aşk, melodi ve dans

Aşk, melodi ve dans
 

Sevginin şemsiyesi.


Aşık olmakla sevmek arasındaki farkı sormuşlar, cevaplamış Şems: 

"Senin baktığına herkes bakar; ama senin onda görebildiğini herkes göremez.
Herkes aşık olabilir; ama hiç kimse senin gibi sevemez.
Tek fark sensin..
Seni özel kılan; sevdiğin değil, sevgin".

Üstat böyle demiş. Hepimizin çok iyi bildiğini sandığı bu sevme durumu herhalde başka hiçbir yerde bu kadar incelikle izah edilmemiştir. Aşık olmayı diler durur insanlar. Oysa ki aşık olmak bir alevdir, gelir geçer. Elbette iz bırakır. Mutlaka özlenir. Lakin en kıymetlisi aşk mıdır?

Aşk, kendi senfonisindedir. Başka hiç kimse onun frekansını yakalayamaz. Öylesine kendine dair bir eğilim sergiler ki tek başına bir orkestra gibidir. O nedenle aşk, diğerlerinden hiç ve hiçbir zaman hoşlanmaz. Tek ve kendine ait olabilmek adına çoğu zaman da platoniktir. Diğerini davet ettiğinde bu sesi duymaya, artık iş sevgiye kalır, melodi olur. Sen de beni sev demiştir artık bir kere diğerine...

İki insanın sevgilerinin başlamasına vesile olan o çağrı, bir kıvılcım gibidir. Herkes aşık olabilir, o kıvılcım herkesi kendisine esir edebilir. Ateşiyle tutuşturur önce yüreğinde yer bulduğu kişiyi, eğer yangın çok büyürse o ateş diğerine de sıçrar muhakkak. Diğeri alev alır mı, hangisi daha çok yanar bilinmez. Belki de aşka en yakın olandır en çok yanan.

Bir aşk ritüeli gibidir bu alevlerin dansı. Alevler gelir geçer, aşk soluk alamaz ise. İşte o nefestir aşkı yaşatan. Soluk alıp vermesidir iki kişinin birbirinin ruhundaki huzur içinde. Sevgi de öyle birşey.

Hep Ferhat deliyor dağları, sonunda da hayatını bu uğurda feda ediyor. Aşk, kavuşma öncesinde yenik bir dev gibi kalıyor. Hayallerimizdeki buluşma yaşanamadıkça o yarım kalmışlığın acısına okuyucular olarak biz de dahil oluyoruz. Tam karşıdaki duvara çarpacakken dondurulan bir görüntü karesi gibi, zihnimiz hep onları kavuşturma çabasında oluyor. Pamuk prenses ve yedi cüceler gibi kavuşmalar ile bitsin istiyoruz tüm masallar.

Düşünüyorum da tüm bunların ötesinde, ideal sevgi söylemlerinin çok uzaklarında bir yerlerde yaşanıyor gerçek sevgiler. Bu bahsi geçenler ise yalnızca büyük aşkların hikayelerine konu olacak nitelikte. Yeni nesil aşkların ömrü ise çok daha kısa. Maddesel olan herşey gibi hızla tükeniyor, tek bir yüzeyden ibaret. Sadece bir fotoğrafa, görüntüye aşık olmak gibi. Kendisinden öte bir boyuta geçmesi imkansız, tek yönlü bir frekans. O nedenle bir görüntüden bir hisse dönüşemiyor. O his ile o görüntüyü bağlayamıyoruz.

Çok sevgili arkadaşım Ebru’nun lise yıllarında söylediği -belki şimdilerde kendisinin bile unuttuğu- bir söz hepsini özetliyor: “İnsan her zaman güzel sevmez, sevdiği ona güzel gelir.”
Bu sebepledir ki en güzeli, aşkın frekansında buluşup, sevginin melodisi ile dans etmeli sevenler. Aşk her şeye inat, kent yaşamının tüm dayatmalarına direnebilmeli!

Daima sevgiyle kalınız. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 149
Toplam yorum
: 79
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 620
Kayıt tarihi
: 07.04.10
 
 

Sazsız söze ezgiler diziyoruz, birer birer. "Kim" olduğumuzun belli olmadığı bu dünyada K..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster