Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Nisan '11

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
1514
 

Aşk, yaşanmamış yılların küllerinden doğar.

Aşk, yaşanmamış yılların küllerinden doğar.
 

Wordpress


Yorgun bir günün gecesinde kendini yatağın üzerine atıp, gecenin sır dolu siyahında parmak uçlarınla yıldızlara dokunmaya çalıştığında; ne kadar uzakta olduklarını fark eder gözlerini kapatırsın umutsuzca. Pencereye yüzünü ve ellerini dayar dışarıyı seyredersin. Nefesinden buğulanan cama bir şeyler çizmek ya da yazmak gelir içinden, karar veremez ama istersin. Bir kalp resmi, içinden geçen bir ok, yarısında senin diğer yarısında onun baş harfleri. Tuhaf bir tebessüm oturur dudak kıvrımlarına, elinin tersi ile silersin camı. Gece çarpar yüzüne, az önce aklından geçenler çoktan ‘geçmişte’ kalmıştır… 

Yapamadıkları vardır insanların, yapmayı istedikleri. “Bir gün mutlaka!” diyerek bekledikleri/beklentileri vardır. Hayatın içinden koşarak geçerken; odaklanamadan, göz teması kadar kısa iliştikleri duygular vardır. Hızına yetişmek için zamanın, çoğu kereler saat dursun ister, iş çıkışlarından nefret edersin. Gün bitmiş fakat yapılması gerekenler halâ bitmemiştir… Yetişmen gerekmektedir günden artık kalan beklentilere, koşarsın… Ardına bakmadan ve önünü görmeden… Saatin kaç olduğuna baktığında, şaşkınlığın öfkeyle karışır. Ne zaman saat gece yarısını gösterdi anlayamazsın… Bir gün daha bitmiş, yarının aydınlık yüzü yerine, karanlığına merhaba demişsindir. Gün boyu koşturmaların, sen daha gecesine veda etmeden ‘dün’ oluvermiştir… 

Yetişemeyeceğini bilebile koşarken, kaçırdığın çok şey vardır. Farkına vardığında telaşlanır, aynaya kaçamak bir şekilde bakarsın. O kahrolası umuttur seni hep erteleyen aslında. “Mutlaka bir gün” diye kendini avuturken, o bir günün hiç gelmeyebileceğini(!) unutturur sana…Tutunuşlar, hayatla bağını güçlendirirken, yüreğini ıssızlaştırıyordur aslında… 

Sevdiklerine zaman ayıramadığın için üzülürken, sevdiklerinin sana zaman ayırmadığını düşünmezsin. Yıllardır piknik yapamamış olmanın özlemini duyumsadığında, gitmek istediğin yerlerde gökdelenler yükselmiştir. Baş başa yemek yemeyi arzu ettiğin salaş lokantanın yerinde lüks bir sohbet mekânı boyalı yüzü ile göz kırpmaktadır sana. Ruhun örselenir. 

Sevdiğin, hoşlandığın hiçbir şeyi yapmak için zamanın yoktur. “İstersen yaratırsın” diyenlere suskun gülümsersin. Devlerin kapladığı hacim o denli geniştir ki cücelere yer yoktur çünkü… 

Hayatın neresindeyim? sorusunu sorarsın bir gün kendine. Ne tam içinde ne de dışındasındır. Hayatın kendisi sensindir. Fakat nefes alıp vermek dışında sana ait olan hiçbir şey yoktur. Bedenin bile… 

İnsanların sahip olma güdüsünün baskınlığı, duygularını bile, sana ait olmamaya şartlamıştır. Çoğunluğun düşünceleri, eğilimleri, zevkleri, ihtiyaçları arasında kaybolmuşsundur farkında olmadan… Hatırladığında da hep o cümleyi tekrarlarsın “Bir gün mutlaka…” 

Yıllar belli bir zaman diliminden sonra ışık hızında geçmeye başlar. Endişelenirsin! O ‘bir gün’ hiç gelmeyecekmiş duygusu kaplar yüreğini. Yapmak isteyip de yapamadıkların çığ gibi büyümüştür. “Hiçbir şey için geç kalmış sayılmam.” derken, yaşamadıklarının telafisinin olmadığını biliyorsundur… Şimdi, körebe oyunundaki ebe görevini yüklemiştir sana hayat. Gözlerin bağlı, el yordamıyla kaçanları yakalamaya çalışacaksındır… 

Delicesine, tutkulu bir aşk yaşadım mı? diye sorarsın kendine. Gecenin ilerlemiş saatlerinde acı bir kahkaha ile çınlar yalnızlığın. “Bir gün mutlaka!” diyerek geçiştirdiğini hatırlarsın… 

Taze uyanışların hakim olduğu mevsimlerini anımsar, bahar yağmurlarıyla sırılsıklam ıslanmak varken şemsiye açışlarının anlamsızlığını sorgularsın… Ertelediklerinle ağırlaşan yüreğinin, ritimsiz atışlarına kulak verirsin… 

O ‘bir gün ‘ gelip çatmış, ‘mutlaka’ yerini ‘geç kalmış sayılmama’ terk etmiştir…Yaşamın son ayazında bir köprü oluştursan da hayallerinle, tutunman gereken mucizelere ihtiyacın olduğunu bilirsin. 

Her gece karanlıkta başladığın yeni gün için not düşersin ajandana. 

“Aşk yaşanmamış yılların küllerinden doğar.” 

 

 

Nurcan Çelik Yalun 

5.Nisan.2011 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir an gözümü kapatıp düşündüm. Yaşanmamış yıllar, ya arzu edilip yaşanamamış ya da yaşanması gerekirken red edilmiş yıllar mı? Evet her ikisi de bir garip ukte olur içinizde kalır. Ancak ömür bitmeden daha yaşanacak çok yıllar var, aynıları belki geri gelir diyorum. Sevgiler ve selamlarımla...

Şükran Okyay 
 25.05.2011 11:01
 

Daha yaşanmamıştır ki! Yanmış, araya gitmiş gibi düşünmeyelim. AYNI HATAYI HEPİMİZ YAPIYOR VE HEP BİRŞEYLERİ ERTELİYORUZ. Ancak; ömür bitene kadar vaktimiz var. Umutsuz olmayalım ve haydi! ertelediklerimizin peşine düşelim....

Bosnalı 
 21.05.2011 10:18
Cevap :
Merhaba:)) Motive edici nefis bir yorum. Teşekkür ederim değerli arkadaşım. Sizinde ifade ettiğiniz gibi "ertelemeler" ile ortaya çıkan "yaşanmamışlıkların" sebebi yine insanoğlu'nun kendisi. "Giydirilmeye çalışılan kıyafetleri" reddetmeyi becerdiğimiz gün; yaşında yaşanması gereken her duygu, "Kül" benzetmesini yaptığım "üzeri örtülmüşlüğün" pişmanlığını yaşıyor olmayacaktı:)) Değerli yorum ve katkınızdan ötürü teşekkür ediyorum. Umut ve sevgiyle kalın. Saygılarımla efendim. Nurcan Çelik Yalun  23.05.2011 12:13
 

Hepimiz aynı hatayı yapıyoruz sevgili Nurcan. Sürekli erteliyoruz hayatı...Gündelik telaşları bir kenara bırakıp yaşamak için bir çaba göstermiyoruz. Ve geçip gidiyor hayat. Nefis bir blog olmuş.Yüreğindeki hüznün mutluluğa dönüşmesi dileğiyle...

Melek Koç 
 12.04.2011 10:26
Cevap :
:))) Evet o telaşlar içerisinde herşeyi erteliyoruz. Ertelediğimiz şeyler için de kendimizi inandıracak bir gerekçemiz mutlaka oluyor. Gerekçeler tükendiğinde de hayallere veda kaçınılmaz oluyor. Hayatta çok istediğim bir şey vardı Melek. Floransa'ya gitmek, Leonardo da Vinci'nin yaşadığı yerleri görmek. Avusturya'ya gitmek ve muhteşem konser salonlarında konser dinlemek. Hala gerçekleştirilebilir. Fakat çok önemli bir nüans var. 20 yıl önce giden arkadaşlarımdan dinlediğim Floransa bu gün yok. Benim solumak istediğim hava 20 yıl öncesindekiydi. Hayranlığımı bildikleri için mutlaka küçücük hediyeler getirirdi gidenler. 20 yıl önce getirilenler aynen duruyor. 5 yıl önce getirilenlerin boyası çıktı:))) Hüzün hepimizden uzak olsun diyorum. Dost selamlarımla. Mutlu kal.  17.04.2011 1:10
 

Özetlemişsiniz ki. Yaptıklarımızın hafifliğinin yanında yapmak isteyip de yapamadıklarımızın ruhumuzdaki ağırlığını yazarak yok etmenin en anlamlı yollardan biri olduğunu hissettim okuyunca.Nefis bir yazıydı.Yüreğinize ve kaleminize sağlık.Selamlar sevgiler...

Naz Avcı 
 07.04.2011 9:39
Cevap :
Teveccühünüz için öncelikle teşekkür ediyorum. İnsanın kendine ait olan yaşamının, başkaları tarafından sahiplenilip, yönlendirmesiyle başlıyor kayıp yıllar...Buna biz izin veriyoruz aslında. Bazen de mecbur kalıyoruz, mecbur olduğumuzu hissettiriyorlar bize...Herşeye rağmen, bir gün mutlaka:))) Renk kattınız sayfama, sevgilerimle.  17.04.2011 0:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 348
Toplam yorum
: 959
Toplam mesaj
: 108
Ort. okunma sayısı
: 1315
Kayıt tarihi
: 31.10.07
 
 

İstanbul 25 Temmuz : /… İşletme tahsil ettim. Özel ilgi alanım olduğu için 2 yıl Psikoloji okudum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster