Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ekim '06

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
3350
 

Aşk, yüzüncü geceyi beklemektir

Aşk, yüzüncü geceyi beklemektir
 

Bir kafede bekliyorsunuz. Etrafınızdaki masaların bazıları boş ama çoğunda oturan birileri var. Kiminde birkaç kişilik grup, kiminde çiftler. Siz yalnızsınız ve ikide bir saate bakmanızdan, sıkıntınızdan, kapıdan girenlere dikkatle bakıp tanımaya çalışmanızdan birini beklediğiniz kolayca anlaşılıyor; hem beklediğiniz hem de beklediğiniz kişinin geciktiği…

Etrafınızdakiler kendi sohbetleriyle meşgul, ama arada bir göz göze geldiğiniz kişiler sanki sizin bekletildiğinizi yüzünüze vururmuş gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Garson sipariş almaya geldiğinde, “biraz bekleyeyim, arkadaş gelecek” dediniz. Bekleyiş uzadıkça ikide bir yanınızdan geçen garsondan utanmaya başlarsınız. Çaresiz bir sipariş verir, sigaranızı tazelersiniz. Bütün gözlerin sorgulayıcı bakışlarla üzerinize çevrildiğini sanır; terlemeye, yapay olduğu hemen anlaşılan hareketler yapmaya başlarsınız. Sanki bir sahnedesiniz ve zor beğenen seyirciler her hareketinizi dikkatle inceleyip puan vermektedir oyununuza. Zamanla bir cendereye sıkıştığınızı fark edersiniz. Hiç kıpırdamadan hareketsiz durmanız da bir şeyi çözümlemez; o şekilde daha da kasılırsınız. Belki sıkıntı sadece sizin kendi kendinize yarattığınız bir yanılsamadan kaynaklanmaktadır. Belki kafenin öteki müşterileri sizin farkınızda bile değillerdir ama eninde sonunda o ruh haline kapılırsınız.

Kalkıp gitmek yenilgiyi kabul etmektir. Beklediğiniz kişiye karşı değil, orada oturanlara... Kalkıp bir an önce utanç meydanından kurtulmak istersiniz, ama zordur bunu gerçekleştirmek. Oturduğunuz masayla kapı arasındaki mesafe sırat köprüsü haline gelmiştir sizin için. Beklediğinizin gelmeyeceği anlaşılmıştır. Suçüstü yakalanmış bir suçlu gibi başınız yerde, kimseyle göz teması kurmadan, sakin olmaya çalışarak çıkmanız gerekecektir. Bir kuş olup uçup gitmeyi istersiniz. Ama kuş değilsinizdir. Hesabı almasını istemek için garsonun sizden tarafa bakmasını beklersiniz. Bekleyiş uzadıkça utanç ve kızgınlık artar.

En zoru karar vermektir. Kalkmalı mıyım? Yeterince bekledim mi? Ya ben gittikten sonra gelirse? Ne kadar gecikirse geciksin onu bekleyeceğimi kanıtlamalı değil miyim? Sonunda çaresiz terk edersiniz orayı. Bu kadar süre beklediğiniz için kendinize, gelmediği için ona öfkelenirsiniz.

Fransız denemeci, edebiyat eleştirmeni, göstergebilimci Roland Barthes, “Bir Aşk Söyleminden Parçalar” kitabındaki “Bekleyiş” başlıklı bölümünde birini beklemenin, bekleyen üzerinde yarattığı etkilere değinir. Genel bir bekleme değil de daha çok iki sevgilinin randevusu sırasında bekleyenin ruh halini çarpıcı gözlemlerle anlatır.

Bekleyişi bir tiyatro oyununun aşamalarına benzetir. “Bekleyen, bekleyişin giriş bölümünde kaygılanmaya karar verir. Birinci perde kestirimlerle doludur, ya saat konusunda, yer konusunda bir yanlış anlama varsa? Buradan davranış bunalımına geçilir: Ne yapmalı? Oturduğu mekanı mı değiştirmeli, telefon mu etmeli? Ama ya öteki bu yokluklar sırasında gelirse?”

İkinci perde öfke perdesidir, burada olmayana şiddetli serzenişler yöneltilir. “Ah! Burada olsayda da burada olmamasını başına kakabilseydim!” Üçüncü perdede bırakılmışlığın bunalımına ulaşılır.

“Aşık mıyım? Evet, beklediğime göre… Aşığın kaçınılmaz kimliği yalnızca budur: Ben bekleyenim.” der Barthes.

ii Barthes, bunları cep telefonlarının henüz hayatımıza girmediği zamanlarda yazmıştı, -1980’de ölmüştür Barthes... Artık mobil telefonlar var. Beklemenin o heyecanlı, tedirgin edici, merak uyandıran, utandıran ve acı veren niteliği kayboldu. Birini bekliyorsanız en fazla on dakika sabredersiniz. Belki o kadar bile duramaz hemen telefona sarılıp aramaya başlarsınız.

Ancak beklemek, “bir yerde beklemek”le sınırlı değildir. Sevdiğinizin de size sevgisini belli etmesini beklemek, aramasını beklemek, teklifinizin karşılığını beklemek ve karar vermesini beklemekle başlayıp öyle sürer gider.

Yazarın dediği gibi, “âşığın kaçınılmaz kimliği”dir beklemek. Telefonların ekranında. Bir otobüs durağında yalnız. Bir kafede yabancı gözlerin hapsinde. Yatakta uykuya dalmaya çabalarken. Aşk hakkında bir şeyler okurken. Çalmayan bir kapı zilinin gerginliğinde. Tenha bir sokakta başın eğik yürürken. Bir rüyanın “rüya” olduğu anlaşıldığında. Terleyen avuçlarda. Bir pencerenin mahzunluğunda. Dinmeyen bir kalp çarpıntısında.

Barthes, adı geçen yazısını beklemenin güçlüğünü vurgulayan bir anekdotla bitirir: Bir adam bir kadına âşıkmış. Kadın, “penceremin önünde yüz gece boyunca bir tabureye oturup beklersen senin olurum demiş”. Adam doksan dokuzuncu gece taburesini koltuğunun altına alıp gitmiş.

Aşk, yüzüncü geceyi de beklemektir. Hatta yüz birinci, yüz ikinci...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel bir yazı Sevgili Celal..bayıldım.. tabii ki aşk; emek ister..özveri ister sabır ister... Bence de Aşk..yüzlerce gece beklemeyi bilmek demektir..Sevgilerimle:)))

sema öztürk 
 14.04.2007 22:56
Cevap :
Çok teşekkür ederim Semacım, epey eskilerde kalmış bir yazımı bulup okumakla da kalmamış bir de yorumlamışsın:)) Tabii, dediğin gibi emek, sabır ve özveri ister aşk. Çok selam.  15.04.2007 13:15
 

Aylarca görmemiştim onu... Sarılıp sımsıkı, gömüp yüzümü boynuna çekmek istedim kokusunu içime... Tüm hücrelerimde hissetmek... Dakikalar geçtikçe kalp atışlarım hızlanıyordu... En güzel an en güzel bekleyişti. Geldii.. Sarıldık.. Dünyanın en güzel anı o andı.. Çok güzel bir yazı.. Yüreğine sağlık. Sevgiler...

Hoşsada 
 18.02.2007 22:23
Cevap :
Bekleyiş ne kadar uzun ve sancılı olursa kavuşmanın sevinci de o derecede yoğun oluyor sanırım. Sevgili Seda, bekleyişlerin hep mutlu sonla bitsin. Sevgiler, selamlar.  19.02.2007 10:15
 

Şimdiki eşimle sekiz seneden fazla bir zamandır beraberiz ve bunun üç senesini ben yurtdışında okuduğum için ayrı geçirmek zorunda kaldık.Senede bir iki aylığına dönüyordum yurda fakat o bekleyiş,bitmek bilmeyen uçak yolculuğu,sonu gelmeyecekmiş gibi hızla geride bırakılan şeritler ve sonunda kavuşma anı...Ben beklemeyi hiç böyle güzel yaşamadım.Teşekkürler çok güzel anlatmışsınız. Keyifle okudum.

Hasan ARSLAN 
 14.10.2006 13:26
Cevap :
Yazımın sizi kısacık bir anlığına da olsa keyiflendirimesi beni de çok mutlu etti Hasan Bey. Ne güzel ki sonunda beklediğinize kavuşmuşsunuz. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Çok selam..  14.10.2006 17:21
 

bazen en kolayıdır. iktidarı elinde tutan her zaman beklenilen olmayabilir. çoğu zaman da sevilen olmaktan daha çok "kendisinden aşk beklenilen olduğu için yorulan ve "vermesi beklenilen" de olabilir. bize bir soru sorulduğunda acaba "beklenen ya da istenen yanıtı verebilecek miyiz? o boşluğu dolduracak olanın biz olduğumuz gerçeği kimi bağlar?

Başak ALTIN 
 13.10.2006 22:24
Cevap :
Sevgili Başak, şimdi bu açıdan bakınca da haklısın. Ancak yine de "beklenen"in elinde daha çok alternatifi varmış gibi geliyor bana.  14.10.2006 12:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3741
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster