Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '19

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
210
 

Aşk Hayatla Bizim Aramızda

“Kimdim ki ben senin gözünde? Yüzlercesi arasından sadece birisi, sonrasız sürüp giden bir zincirde tek bir serüven halkası…”*

Yüzlercesi arasından sadece birisi olmayı kabul etmek…

Oldukça zor bir seçim ve kabullenişti.

İyileşmek istemediğimiz bir hastalığın tüm acılarına severek katlanmak gibi.

Aslında aralarında örülen duvarı yıkmak değildi istediği, sadece bir pencere açmak ve oradan ona seslenebilmekti… Oluşan tüm olumsuzluklara rağmen yanında olabilmek, ona ulaşabilmekti.

Tam da her şeyi olduğu gibi kabullenmişken, ikinci bir şansa kapılarını açmışken…

Oysa bazı şeylerin tek taraflı çabayla gerçekleşmeyeceğini biraz geç öğreniyorduk bazen.  Açmak istediğimiz pencerenin görünmez tuğlalarla içten örüldüğünü fark edemiyorduk. Bunun yaşla, eğitimle, düşünmeyle bir ilgisi olmadığını da. Duygularımızın yönlendirmesine karşı koyamamaktı bütün mesele. Ve “…duygularımız içimizdeki yabani atlardı. Mantığımızla onları dizginleyemiyorduk. Alıp başını gidiyorlardı. Ve giderken bizleri de sürüklüyorlardı peşlerinden.”**  Dizginlemek istedikçe sürükleniyorduk, bilmediğimiz bir coğrafyaya doğru. Gitmek istedikleri yeri, varmak istedikleri noktayı onlar belirliyordu.

Bizim yapmaya cesaret edemediğimizi onlar yapıyordu.

Götürdükleri yer cehennem de olsa, cennet belliyorduk sorgusuz sualsiz.

&

Her ne kadar aklımızı kullanmak istesek de duygularımız hep bir adım öne çıktığından, yüreğimizin götürdüğü yerde her zaman bulamıyorduk aradıklarımızı. Ve içimizde yaşatmayı sürdürüyorduk olmayan sevdaları. Derin yaraların izlerini silmeye yetmiyordu yıllar. Sadece her şeyin bizde başlayıp bittiğini öğreniyorduk zamanla. Ve Marquez’in dediği gibi yaşananları özlemek yerine, yaşamış olduğumuz için seviniyorduk.

İnsanoğlunun en büyük ve en güzel zaafı olan aşk, her zaman mümkün olanı sevmek olmuyordu… Mümkünsüzü yaşamak istemesi ise önüne geçemediği bir başka zaafıydı.

Ve bu zaaf çoğu kez erdemlerimize çarpıp geri dönmüyor, yoluna devam ediyordu.

Ve de biz erdemlerimizle zaaflarımız arasında, Arafta yaralı,  yorgun ve yalnız kalakalıyorduk… Bedenimizin tüm kapılarından geçip, ruhumuzun en kuytu köşelerine yerleşen o muhteşem mucizeyi kimseler bilmiyordu. Tanrının artık yaşamamızı günah saydığı duyguları onun cennetini reddederek yaşadığımızı kimselere anlatamıyorduk.

Bazı şeyler sadece hayatla bizim aramızda yaşanıyor ve bitiyordu.

Aşk bile…

 

*Stefan Zweig/ Meçhul Bir Kadından Mektup

**Paulo Coelho/ Brida

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Melek hanımefendi, “Tanrının artık yaşamamızı günah saydığı duyguları onun cennetini reddederek yaşadığımızı kimselere anlatamıyorduk.” diyorsunuz ya, bir de şu bakış açısı ile baksak; “Tanrım, günah olarak kabul edilen güzellikleri yaşamama fırsat vererek cennetine ulaşmamı sağladığın için sana şükrediyorum.” Gönlüm genişliyor. Huzur duyuyorum. Saygılarımla, M. Erdal Güzeldemir

Mustafa Erdal GÜZELDEMİR 
 08.03.2019 1:48
Cevap :
Bu kadar olumlu bir bakış açısına saygı duymamak mümkün değil. Ama bu bazı duyguları hayatla kendi aramızda yaşadığımız gerçeğini değiştirmiyor... Teşekkürlerimle.  08.03.2019 13:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 216
Toplam yorum
: 1806
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2063
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster