Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mart '13

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1165
 

Aşk Kırmızı: Ahu Tuğba filmlerini özleyenlere

Aşk Kırmızı: Ahu Tuğba filmlerini özleyenlere
 

Burcu B. Bilgin

İzleyenler, hatırlayanlar bilir. Bir dönem özellikle Ahu Tuğba'nın, istemeden kötü yola düşmüş hayat kadınının konusunun işlendiği filmleri vardı. Hatta bunlar adeta furyaydı, sonunda Ahu Tuğba'nın öncülüğünde hayat kadınlarının kurtarıldığı filmden tutun da öldüğü veya kaçıp gittiği filmlere kadar. Bunların bir kısmında da o, eski sevgilisine rastlardı yıllar sonra... Peki bu seneler öncesinde bıraktığımız  klişe 21. yüzyılın Türk Sineması'nda ne arıyor?

Yönetmen Osman Sınav, bildiğiniz gibi uzun süredir geniş biçimde basında yer bulan ve çekim aşamalarını aylardır izlediğimiz Aşk Kırmızı adlı bir film için kamera arkasına geçti. Nurgül Yeşilçay gibi iddialı bir oyuncuya yer verince, bir de filmden erotik sahneler sık sık basında yer alınca filmle ilgili beklentiler epeyce arttı. ''İki kadın arasında kalmış bir erkeğin öyküsü'' diye lanse edildiğinde akla Fransız filmleri tadında bir yapım geldi. Aşkı, sadakati, modern çağın ilişkilerini sorgulayan.... Ama şansımıza ortaya çıkan film Catherine Deneuve'lu, Audrey Tautou'lu bir Fransız filmi değil bizim Ahu Tuğba filmlerinin benzeri çıkıverdi.

Aslında film birşeyler vaat eden bir havada başlıyor, bu da sadece 10 dakika sürüyor. Sonra balıklama Yeşilçam melodramı moduna geçiveriyor film... Eski sevgililerin yıllar sonra karşılaşması yetmiyor bu hüzün bulutu içinde bir de erotizm fırtınası esiyor. Film ne yazık ki bu yönüyle yine o 1990'lar döneminin Yeşilçam'ın daha önceki furyasına göre dozu azaltılmış filmlerine, Banu Alkan'lı, Seda Sayan'lı,  Ahu Tuğba'lı yapımlarına bir kez daha göz kırpıyor. 

 

 

                

 

-Benim Adım Kırmızı

 

Filmin baskın tonu olan kırmızı sanki sınıflandıran ve ''kötü kadınlığın'' altını çizen bir olgu gibi gösteriliyor. Bunu filmin ''cici kızı'' olan Zeynep karakteri Ezgi Asaroğlu'nun kırmızı ruj sürmeye başlayınca karakterinde ''bazı kötülükleri'' barındırmaya başlaması çizgiyi kalınlaştırıyor.

Bu noktada, Kieslowski'nin ''Üç Renk'' filmleri Mavi, Kırmızı ve Beyaz'a da yaklaşır düşüncenin ön plana çıktığını, kırmızının ağırlıkta olduğu filmin isminin de Aşk Kırmızı oluşunun böyle bir metafor oluşturduğunu da itiraf etmek gerek. 

Jartiyerler, yüksek topuklu ayakkabılar, rugan, deri ve satenlerle, dekolteyle ''Pretty Woman'' havasındaki Nurgül Yeşilçay'ın ''vur bakalım bana vur ben kötü kadınım'' dercesine tokadı davet etmesi, bitmez bir namus vurgusu yapması da Yeşilçam klişesi.

 

 

                 

 

 

- Karakterler çok köşeli

 

Filmi izlerken insanın en çok kafasını bulandıran bir nokta da tıpkı karakterlerin çok sivri köşelere sahip oluşu. Yani, Zeynep (Ezgi Asaroğlu) çok sevimli, çok iyi, kalpli pijamaları, sevimli şapkaları var. Nazlı (Nurgül Yeşilçay) ise zaten düşmüş, iyi biri olsa da gündelik yaşamında bile dekolte giyiyor, gittiği çini kursunda tıpkı Gündüz Güzeli filmindeki karakter gibi kimseler onun ne iş yaptığını bilmiyor.

Yine aynı şekilde Ferhat'ın işyerinde kadın düşkünü, serseri arkadaşı (Teoman Kumbaracıbaşı) kötüler safında. 

Bütün bu karmaşanın içine bir de Burak Sergen'in canlandırdığı Nazlı'nın annesinin dostu girince bu klişeler serisi artık insanı gülümsetir bir hal alıyor.

 

- Filmin iyi yönüne gelince

 

Bu ağır melodram sonunda öyle bir noktaya geliyor ki insanın aklına acaba usta yönetmen Osman Sınav, tıpkı Atıf Yılmaz ustanın Arabesk filmi gibi Yeşilçam'ı mı hicvediyor gibi bir soru geliyor. Ya da niye bu filmi çekti? 

Hikaye zayıf, havası ağır, klişelerle dolu, bir o telden bir bu telden gezinirken film bir köşelerde adeta kayboluyor.

Uzun Hikaye gibi Türk Sineması'nın son dönemdeki başarılı filmlerinden birine imza atmış bir yönetmen olarak Osman Sınav, bu filmde başarısız bir ''sınav'' vermiş. Ekmek Teknesi, Süper Baba gibi sıcak aile yapımlarını evlere konuk eden, daha sonra aksiyon sinemasına yönelen Sınav, tüm bu melodramın içine bir de kötü kaza sahnesi katmış. 

Mehmet Erdem'in şarkıları film müziği olarak gerçekten insanın içini ısıtıyor ve filmin tek artısı.

Nurgül Yeşilçay ve Tayanç Ayaydın ise bu melodramın içinde kaybolan talihsiz kahramanlar... Belki bu tür filmler 1990'lı yıllarda izlenebilirdi ama 21. yüzyıl Türk Sineması'nda yeri yok...

 

 

                 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Sinema sitesinde de yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 90
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 2191
Kayıt tarihi
: 05.02.13
 
 

Yaşamın her anına renkli gözlükle bakacak Seyirci Kedimiz... Kimi zaman oyunlarını binbir güçlükl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster