Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ocak '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
949
 

Aşk üzerine metaforlar-3-

"Özgür bir yaşam, büyük ruhlar için olasıdır" der Nietschze. Aşk da bir özgürlük alanı olmakla birlikte (ki aynı zamanda bir tutsaklık alanıdır) belli bir bilinç yetkinligini gerektirir. Aşk gerçek anlamda yaşanacaksa biraz özgür bilinçlerin işidir gibi geliyor. Aşkın bir yanı özgürlükse bir yanı da tutsaklıktır.

Tam da burada bu iş için gerekli olan yetkin ruhun birazda serseri olması mı gerekir diye düşünüyorum. Bu durum bir bilgi sorunu olmaktan çok sanki bir paradigma, bir bakış açısı sorunu olabilir..

Gerçek bir aşk hali yarar kollamaz,aşkın yararı kendi içindedir,ya da kendincedir. Aşkta insan bir gözden çıkarıcıdır, tam bir yarar gözetmez ruh hali içinde kendini tehlikelere atar. En azından başında hep böyledir de sonradan niye başka bir şey olur, galiba sorunda burada başlıyor..

Aşk tehlikelidir, her şeyden önce alışılmışın dışına çıkmayı gerektirir.

İnsanlar genellikle alışılmışı sürdürmeye yatkındırlar. Dünya alışılmışın tersine iyi bakmaz, "alışılmışın dışı" yasadışıdır. Zira bu açıdan bakılacak olursa en güvenilir, en sevilesi bilinen insan "ortak kurallara" göre davranan insandır. Her yenilginin ardından biraz daha öyle düşünür hale geliriz, daha bir korkaklaşır ve ve düzenle daha bir uyumlu ilişkiler arayışı içine gireriz.. Cesaretimiz kırılmıştır bir kere.

Halbuki sanatçı ve aşık aykırıdırlar. Aşık daha baştan kurallara aldırmamayı kafaya koymuş bir insandır. Aşk aslına bakarsanız bir yoldan çıkma halidir, alışılan ve bilinenin ayaklar altına alınması hali gibidir. Acaba hiç uygun koşullarda aşk olur mu? Ya da en azından ne kadarı uygun koşullarda aşk olur? Bence sorun genel olarak onaylanmışla onaylanmamış arasında bir seçim yapmak sorunudur sanki. Bir serseri ya da aşık hep us dışı işler yapma egilimindedir. Gözünün önündeki uygunu istemez de gider ta ötedeki uygunsuzu seçer. Bir bakıma "toplumsallık ussallıgı gerektirir, ussallıkta toplumsallıgın bir geregidir. Ancak ne var ki Gıde”in dedigi gibi"erdem us'ta degil aşktadır" sanki..

Bir serseri kendini yaşamaya oldugu gibi bırakır, ırmagın akışına bırakır gibi. Oysa o bilir ne nediri ama öyle yapar. Sanki o bir vurdum duymazdır, ya da öyle algılanır. Oysa bir serseri yüregi taşımak kaç kişinin harcıdır ve serseri aşık olacak kadar duyarlı ve ılgındır.

Serseri, aşk için uykularını zehir edebilecek biridir ve bu onu korkutmaz. Başına bela almakta ustadır o .Aslına bakılacak olursa, bana göre serseri bir bilge kişidir, insana saygılıdır. İnsana dokunmak eşsiz bir şeydir ve o bir o kadar da kendisine dokunulmasını da ister. Dokunmayan, yalnızca tasarlıyan akılcılık onu korkutur ve dünya onun için egemen olunması gereken bir alan degil, yaşamak için bir imkandır. İnsanoglunun akıl adına nice trajikomik ya da trajik ve acılı durumlara düştügünü o çok iyi bilir. Onun sıkıntısı dünyanın hali hazır gerekliginin serserilige uygun olmayışıdır ve serserilige yan bakışıdır. Daha dogrusu serserilik edemiyecek kadar boş ve yüreksiz oluşudur ve bu yüzdendir ki dünyada o kadar az gerçek serseri vardır ki ,aşkların çogu da bu yüzden yapay ve yalandır,hesaba kitaba dayalıdır,aklın şeytani baskısı altındadır.. Aşkın tehlikelerini akılcılıkla gidermek gerekir.Mesela en iyi yöntemlerden biri, evet, bir kız çocugunu erkek gibi yetiştirmektir. Erkek gibi bir kız tam tamına bir aptallık simgesiymiş, kimin umurunda! Çagımızın kafası çalışan "amazon kadınları"aslına da bakarsan erkekten de erkektirler. İşte böylece "namus"sorunu da kendiliginden çözülmüş ve güvence altına alınmıştır artık."Herkes mutlu", ne mutlu türküm diyene gibi degil mi??

Ben çok iyi biliyorum ki, aşkın temelindeki en önemli duygulardan biri ve besleyeni "kavuşamamışlık"duygusudur (mu acaba?) Kavuşma koşulları uygunsa aşka ne gerek var ki! Sevdigine kavuşamazsın aşk olur, birinin dedigi gibi. Aşkın temelindeki kavuşamamışlık duygusu giderek insanı gerilimli bir özlem duygusu içinde bunaltır. İşte tam da bu nokta da sorun vardır. Acaba aşk dokundugumuzda giden bir şey midir? Genç Werther'in hep kaçındıgı bundan mı olsa gerek? (Goethe)Dudakların degmesi, Marguerite Duras'ın dedigi gibi aşkın sonunu ilan eden bir şey midir? Henri Mell de diyor ki;"aşkın eşiginden adım attıgımız anda aşk dagılıp gidecektir".. galiba aşkın mezarlıgı çok büyük.. Kimbilir belki de aşkın "kavram"ı ya da fikri güzeldir ve aşkın "kendisi"diye bir şey de yoktur.. Belki o uçucu bir gerçekliktir, ama ne olursa olsun aşk bir çılgınlıktır, bir histeri halidir ve bizi olaganın dışına çıkarır, bilincimizi bulandırır ve savurur!! Ve harika bir şeydir…

Aşk ilişkisi bir içtenlik ortamı oldugu kadar, bir oyun ortamıdır da ve sanatla aşkı birbirinden ayıran şey de biraz buradadır galiba.. Çünkü sanatta tek bir bireyin kendiyle "insanlık" düzeyinde bir hesaplaşması, tartışması vardır. Aşkta ise birey sanki bir uyum ortamı oluşturmak ister gibi yaparak, bir karşıtlık ortamı oluşturur. Biri bazen yenik, digeri bazen üstün gibi gözüken bu oyunda inanılmaz bir zeka gösterisi sergilenir ve zekanın olmadıgı bir yerde aşkta aşk olmaktan çıkar gibi bir şeydir. Ve yırtıcılıgının temelinde de bu zekanın payı çok gibi geliyor bana.

Çogu kez dikkatle baktıgımızda gördügümüz şey, aşkta mutluluk arayanların bir çogu, başta çok sevdikleri bu şehevi ve yırtıcı olanı "sevgi"ye dönüştürüp, ondaki bu yırtıcılıktan kurtulmaya çalışırlar ki, burada ölen aşktır, ama bunu görmezden gelmek bir çoguna iyi gelir.. İşte benim "tanışma"dedigim şey de burada başlıyor. Evcilleşmiş bir aşkın aşk olmadıgını bile bile bir güzel gider,"akıllı ve uslu"birer çocuk gibi orada, korunaklarımızın içine girer ve güvenlikli alanımızın bize huşu veren sakinligine ruhumuzu teslim ediveririz,olur biter. Bu bize "aklın"bir oyunudur ve bilgilerimiz işte tam da burada devreye girer.. Zekamız ölgünleşmiş, biz korkaklaşmış ve sevgilimizle olan ilişkimiz,dostumuzla olan bir ilişki biçimine dogru yol almaktadır. İhanet kapıdadır, dost olan herkes bilsin!

Sonun başlangıcı da işte tam buradadır, ama biz aymaz olmayı tercih ederiz."Ey benim bembeyaz,ey benim buz gibi Marguerite'im,güzel ol ve sus!" diye seslenir Baudelaire Güz sonesi'nde.. Şair daha fazlasını istemez. Çünkü dogal olan bu gidişe tepkilidir ve dogal olanı igrenç bulur. Şair dogal olan bu durumu,ki aynen sanatta da oldugu gibi, itici ve tehlikeli bulur. Çünkü bunun bir özgünlügü yoktur, agaların agalara, kadınların kadınlara, davranışların davranışlara benzedigi yerde, sıradan olan bu zeminde sanat da aşk da gücünü yitirmiş ve "kendisi"olmaktan çıkmıştır. Özgünlük, aşkın ve sanatın birinci koşulu gibidir neredeyse. Katkı olmaksızın yaşanan bir aşk, ya da yapılmakta olan bir sanat eger sadece dogal olan akışı içinde bırakılacak olursa ortada ne aşk ne de sanat kalır. Dogal olana terkedilen bir aşk ya da sanat bir hiçlige gidiştir, bir umut kırıklıgı ile sonlanır. Birinin dedigi gibi "Cezanne fırçasının izlerinden utanmaz, çünkü onun tuvaldeki beklenmedik bir akışı, görülmedik kıvrımları bize dogal olanın dışında bir başka şeyi hatırlatır ve bütün güzellikte oradadır"...

Özgünlük, aşkın ve sanatın birinci koşuludur. Kendi özel koşullarını yaratamamış olan bir ilişkiye aşk diyemeyecegimiz gibi, olmakta olana sanatta diyemeyiz diyorum ben. Her aşk ve sanat yapıtı kendi içinde kendi özel ve varoluş koşullarını yaratır ki bunu sanat veya aşk yapan da budur..

Aşkın, içinde bulundugumuz çagda bir "yabancılaşma"ya ugradıgını söylemek bir aklı evellik olmasa gerek.Bunun bence ana nedeni "kolaycılık"olsa gerek diyorum ben. Kolay yaşayan, kolayı yaşamayı amaç edinen dünya, aşkı da bu kolayın ideolojik sınırları içine ekerek onu yok etti veya ediyor. Otomobil aşkı, telefon aşkı, garsoniyer aşkı, yaz aşkı gibi degişik aşklardan söz edilir oldu bu tuhaf dünyamızda. Jamont diyor ki;"uygarlık cinselligi evcilleştirerek kolaylaştırdı"yani duygu dışlandı işler kolaylaştı..

Oysa duygunun dışlandıgı ve kolayın devreye girdigi tam da burada, aşk üstüne tuzruhu dökülmüş bir sümüklüböcek gibi kuruyup kalıyormuş, kimin umurunda?

Ahh, ah kim biliyor ki,"aşkın mitosu, sessizce sevmektir!"(Augustinus)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aşk üzerine söylenebilecek ne varsa eminim bügüne kadar birçok dilde, birçok insanın ağzından, birçok cümleleyle söylenmiştir. Ne var ki insanoğlu yüzyılardır aşkın güzelliğini, aşkın tutsaklığını, aşkın bencilliğini, aşık olmanın mutluluğunu iç içe yaşıyor. Üstelik başına geleceklerini bile bile... Bir aşktan ders alıp, diğerinde başarılı olmuyoruz ki... Yazınınz çok güzel. Aşk üzerine yazılmış yeni bir cümle gibi, yeni bir soluk. Tebrikler...

Guner 
 17.01.2007 12:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 88
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 37
Ort. okunma sayısı
: 1073
Kayıt tarihi
: 09.01.07
 
 

Ankara SBF'yi bitirdim. Öğrencilik yıllarında gazetecilik, sonrasında uzun yıllar özel sektörde ü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster