Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Nisan '19

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
194
 

Aşk ve Kadınlar Üzerine

En Doğru Aşklar Nasıl Başlar

Aşk ve evliliklerin amacı ya da görünenin arkasındaki gerçek amacı kimyasal hormonların karşılıklı etkilendiği ve söz konusu hormonlardan dolayı en sağlıklı nesil dünyaya getirmek üzere beynin, birçok karışık reaksiyon ve etki tepkiden sonra üreme, soyunu devam ettirme içgüdüsüyle yapmış olduğu bilinçli ve bilinçdışı seçimlerdir.

Seçim Kriterlerine Doğrudan ya da Dolaylı Etkiler

Bu seçimde kadın yani dişi seçen taraf olarak, bu içgüdüyü kullanır. Bu birlikteliklerde mantık aranması, tamamen öğretilmiş reaksiyonların, öğretilmiş din ve geleneklerin etkisinde kalınarak yapılan davranışların ürünü olmakla birlikte özellikle son yüzyılda; boy boy gazetelerde, dergilerde, kısacası tüm yazılı ve görsellerde; dünya güzeli, Türkiye güzeli erkek ya da kadın modeli çizilmesi son derece yapay, suni ve işin doğasına aykırı olarak insanların algılarını bozmaya yönelik, bilinçli veya bilinçdışı hareketler olarak tanımlamak mümkündür.

İnsan beyni moda, eğitim ve kültürel etki hatta dini etkilerle doğasına yanlış bilgilerle donatılmışsa bu durumda ortaya çıkan yavrularda birçok engellerin olacağı açıktır. Ki günümüzde özellikle evlilikler, aşklar şirket kurma gibi bir iş modeli olduğundan ya da öyle anlaşıldığından işin doğası bozuluyor ve buna yapılacak bir şey de yok. Anneler, babalar oğullarına ya da kızlarına eş seçerken, şu olsun, şu olmasın şeklinde zaten toplumsal realitelere uygun olarak seçimleri yapıyorlar. Sözel olarak bir şey söylemeseler de aslında belli bir yaşa geldiğinde ortamında yaşadığı her şeyi birebir onaylamış olan çocuk yetişkin olunca, annesinin ve babasının bir kopyası olup ortaya çıkıveriyor.

“Yedisinde neyse yetmişinde odur” şeklinde ifade edilen ve sıfır yedi yaş arası birçok değerin oturduğunu anlatan bu ifade bugünlerde bilim çevrelerinde de karşılığını fazlasıyla buluyor. Bilim çevrelerinde yapılan araştırmalar; bir çocuğun karakterinin yüzde seksene yakının yedi yaşına kadar oturduğunu ifade ediyor.

Her ne kadar insanlar reddetseler de anne babaları ne kadar cahil eğitimsiz olsa ve çocuk bir sürü eğitimden geçse de yine bir şekilde anne ve babasının davranışlarını kopya ettiği ve rol model aldığını birçok yetişkin şaşarak, şaşırarak kendinde görüyor ve gözlemliyor.

Aynı zamanda dini ritüellerden tutun da davranış şekillerine kadar hemen her şeyi, ailesinden kopya eden çocuğa her halükarda çok iyi bir rol model gerekiyor. Tabi zaman içinde alınan hasarların bıraktığı etkinin kişiyi ne hale soktuğu da ayrıca önemli olmakla birlikte, ruhsal ve bedensel yıkımların yol açtığı zararlar olmadığı takdirde en azından böyle ve bu minvalde bir akım olduğu açık.

Özellikle ülkemizde ve dünyada kadın sayısının az, erkek sayısının fazla olması seçilecek çok erkek olması gibi bir avantajı kadına sunsa da öğretilen kurallar yine de doğru eşleşmeler yapılmasını imkânsız kılıyor. Bu arada tüm dünyada sanılanın aksine kadınlar erkeklerden azdır ve özellikle doğu toplumlarında erkek egemen olunması sebebiyle tercih edilmekte ve halen ülkemizde de kız çocuklarına eş görülmemekte birçok aile kız çocuklarından sonra erkek bulana kadar ciddi bir arama tarama faaliyetinden sonra beş kız, dört kızdan sonra bir erkek evlat edinen ailelere sıkça rastlanmakta ve bazen sayı daha da fazla artmaktadır. Ancak elbette bu durumun faydası da yok değil, söz konusu aileler ilk çocuklarında erkek çocuk sahibi olsalar en fazla bir tane daha deneyecekken üst üste kız doğmasından dolayı kız sayısının artması ve nüfusun dengelenmesi adına yapılan doğumlar önemlidir.

Çok kızlı ailelerde erkeklerin ayrıcalıklı yetiştirilmesi yeni bir şey değildir ve kendince her aile bir kraliyet olduğundan hanedanda ailenin başına geçecek varis de erkek olacaktır şeklinde özetlenecek duygusal bağ, erkek çocuklarına günümüzde de önemli avantajlar sağlayabilmektedir. Aile içindeki eşitsizlik temelde bir sorun olmakla birlikte aile içinde kadına yerini hatırlatmakla kalmayan, daha çocukken beynine kazıyan bir ritüelden başka bir şey değildir. Elbette aileler bu konuda yanlış yapmak istemeyebilirler ancak isteseler de istemeseler de aile içinde eşitsiz durumların hayat boyunca edilgen olarak devam ettiğini gözlemlemek için bir dikkatlice toplumun taranması yeter de artar bile.

Toplum yetiştirdiği normlara göre şekillendirdiği bireylere mesleğine göre statü, roller ve birtakım yapay görevler verir. Misal tıp fakültesinden mezun olacak bir kızın kimle evlenmesi gerektiğinin çerçevesi kabaca çizilmiştir.

Zengin bir kızın ya da erkeğin kimle evlenmesi gerektiği, mesleğine zenginlik derecesine, memleketine, ırkına, dini inanışına, mezhebine göre kabaca çizilmiştir. Bu tip sınıflandırmalar kesinlikle yapay olmakla birlikte toplumda en okumuş kesimden en az okumuş kesime kadar bir karşılığı vardır ve sağlıklı bir yaklaşım gibi görünen sınıflandırma ve eleme kuralları acaba gerçek doğa ile ne derece bağlantılıdır bu pek düşünülmez. Ki herkes kendi inanışına göre, haklıdır, zaten ona inanmış, beyin bu durumu kabul etmiştir.

Doğru mudur? Doğrudur ama doğal hayatın akışına uygun mudur bu son derece tartışmalı bir durumdur.

Aşk Ne Zaman Ortaya Çıkar

Özellikle tanrı vergisi olarak belli bir yaşta kadınsal hormonlar başlar ki, öyle zamanlarda vücut doğum yapabilecek şekle gelir. Doğum yapabilecek şekle gelen vücut doğal akışında bu formata getiren, ayarlayan doğal düzen koku alma, farkına varma gibi birçok kriterle geciktirildikçe geciktirilir. Çünkü günümüz kuralları ve yaşam standartları için bunlar son derece doğrudur.

Hâlbuki öğretilen kurallarla doğa kuralları arasında dengesizlik olunca sonunda doğanın galip geldiği binlerce yıllık deneyimlerle görülmüştür. Bu insanoğlunun en büyük çelişkilerinden biridir.

Bu çelişkiye inat, erkekler daha çocuk denecek yaşta iken, olayların farkında değilken, kızlar çok daha erken üreme evresine erişmiş olurlar. Hormonlar kesinlikle vücutta kimyasal reaksiyonlara yol açarak, eş seçimi için gerekli hazırlıklara başlarlar. Bazılarını, diğerlerinden daha çok beğenirler ve o kişinin ismi, görüntüsü, diğerlerinden farklı olarak zihnin bir köşesinde kalır. Misal o kadar erkek kadın tanıştığı onca erkek ve kadına rağmen bazılarının görüntüsünün de adının da şıp diye hatırlanmasına anlam veremeseler de özellikle kızlar için; “ortaokulda hatırladığınız erkek arkadaşlarınız ya da on üç on dört yaşında hatırladığınız erkek arkadaşlarınız kimlerdi?” (komşu veya akraba olmamak şartıyla; çünkü bu kişiler daha sonra da görüleceği üzere, diğerleri ile aynı kategoride olmazlar) sorusuna verecekleri yanıtlar aslında kimyasal olarak da o kişinin kaydedildiğini gösteren delil niteliğindedir.

Bilindiği gibi özellikle kadınlar koku alma anlamında erkekler göre çok daha hassastır. Koku ise kimyasal bir reaksiyonun algılanmasında sensör görevi yapan duyargaların hassas çalışması üzere kendisine özel bir amaçla erkeklerden fazla olarak verilmiş özel bir yapıdır. Koku bezlerinin kadınlarda daha büyük ve hassas olmasının hikmeti bunun özellikle bazı zamanlarda daha da hassas işlev görmesinin özel bir amacı vardır. Özellikle bu duyargalar en hassas oldukları zamanda kullanılmayıp, hassasiyetini yitirdikten sonra otuzlu yaşlardan sonra kullanılmaya çalışılması algıda yanlış demek doğru olmasa da doğal seçimin yerine başkalarının seçimlerinin, öğrenilmiş kuralların ki, bunlar toplumun o zamanki şartlarına göre güya doğrudur, kendisine teslim olmayı gerektirir. Bu durumda etkin seçim şansını kaybeden kadın, edilgen bir seçime zorlanmış olur. Çünkü sensörlerinin ve sensörlerle birlikte yumurtalarının, zirve yaptığı durum ortadan kalkmış, doğru seçimi yapacak sensörlerin hassasiyeti bozulmuş demektir ki, biz inanların bedensel fonksiyonları belli bir yaşta zirve yaptıktan sonra yavaş yavaş düşüşe geçiyor ve bilindiği gibi, önce fonksiyonları ölen vücut sonra da tıbbi olarak ömrünü tamamlıyor ve ölüyor.

Sonuç;

İnsanlar tarih boyunca aşk, romantizm ve birçok şeyin peşinden koşarken beden gayri ihtiyari üreme ve türünü devam ettirme yolunu tercih etti. Güzel veya çirkin fark etmez, bir kadın bir erkeği, hiç tanımadan aynı fiziksel ortamda seçiyorsa ki bu günümüzde zor; bunun daha önce öğretilen din, kültür, medya araçlarının beyne kazıdığı şekliyle olmamak şartıyla seçebiliyorsa doğru eşi, doğru bireyler dünyaya getirmek üzere seçmiş demektir. Bu arada dişinin grip, nezle ya da fiziksel bir rahatsızlığının olmaması sensörlerinin tam ve eksiksiz çalışması esastır.

Sağlıklı bireyler dünyaya getirme seçim kadına tanındığı sürece mümkündür.  Algılarının doğa dışı hiçbir kural ve kaide tarafından hasara uğratılmaması ise esastır.

Burnu koku almayan koku bezleri hasar görmüş bir kadın doğal seçim yapma sensörlerinden en önemlisini kaybetmiş demektir.

Kadın güzel veya çirkinden ziyade, seçim yapan, dünyadaki doğurma özelliği onun tekelinde bir faaliyet olup aynı zamanda insanlığın anası olması sebebiyle ona verilen en önemli doğal görevdir.

Ancak kadınlarını, dişilerini doğru yetiştiren toplumların mutluluğu daim, nesilleri ise sağlıklı olabilir.

Bir insanın öncelikle kendini, vücudunu, doğayı doğru anlaması ile doğru adımlar atabilmesi mümkün olabilir.

Marsta su arayan, hatta bulan insan genellikle ya kendini tam olarak tanımamış, kapasitesi ve özelliklerini tam olarak anlamadan başka yollara ve ideallere savrulmuş yaratılanların en akıllısı, yaratılanların en fazla şaşırtılanı olmakla akıllı özelliğini layıkıyla hak edecek bir şey yapmayan ve her geçen gün daha fazla savrulan canlı olma unvanını kazanmaya layıktır.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu muhteşem yazınızı bir yazımla süslemek istiyorum. http://blog.milliyet.com.tr/incecikten-bir-kar-yagar--tozar-elif-elif-diye/Blog/?BlogNo=427742

Kerim Korkut 
 29.11.2019 11:03
Cevap :
Aslına bakarsanız ben daha çok şu konuyla ilgileniyorum; canlılar dünyasının en akıllıları neden doğru dürüst üreyemezler ve gerçekte beyin ve biyoloji bu şekilde programlanmışsa bu programı kimler ne şekilde ve niçin bozuyorlar. İnsan kendini gerçekten tanıyor mu ve eğitim programlarında insan tanıma, insanı tanıma, doğayı tanıma, maddeyi tanıma gibi hayati konular neden yer almıyor ya da yeterince yer almıyor.? İnsanlar arasındaki sınıf farkları bu denli artmışken ve kimyasal tatlandırıcılar bu denli aşk hayatımızdan tutun da her şekilde bizi etkisi altına almışken doğru nasıl bulunacak? Bizim ülkemizde yeni yeni ortaya çıkan zengin fakir mahallesi ayrışmaları zenginlerle fakirleri birbirinden sınıfsal olarak bu kadar ayırmış ve bunun üzerine mezhepler, tarikatlar, dini ve ekonomik sınıflar ve pazarlama dünyası ciddi olarak darbe vurmuş ve vurmaya devam etmektedir. Önümüzdeki yıllarda herhalde birçok araştırmacı bu konulara yönelecektir elbette daha fazla para kazanma şansı doğarsa..  29.11.2019 13:20
 

20-30 yaş arası kadınlarda duygusallık ön planda iken 30 yaş sonrası kadınlarda mantık önplandadır yada farkındalığı artmıştır demek daha doğru..erkekler için söylenen hep şudur..erkekler değişmez..kadınlar bu düşünceyi 30 yaş sonrasında benimser..kafasındaki profile uygun olmayanları eler..hem kalbine hem beynine hitap edebilecek erkeklerle uğraşır ..duyguları bırakmaz ama beyniyle daha fazla hareket eder hepsi bu...30 yaş sonrası kadınlar zenginlik yerine bi erkekde çalışkanlığın ve hırsın ne kadar değerli olduğunu iyi bilir...aşk konusunda kadınların ne istediklerini en iyi bi kadın anlatabilir..sabahtan akşama kadar kafa yorsanız anlayamazsınız..yada bi erkeği en iyi başka bi erkek anlatır..bu kadar kimyasal reaksiyona girmeye gerek yoktu:)

savas barka 
 28.04.2019 8:39
Cevap :
Yazdıklarımla düşündüklerim eşleşmemiş, aslında tam olarak bunu kastetmemiştim. Kastettiğim, yapay kurallar yapay güncel ve moda görüşler insan hayatına şekil veriyormuş gibi gözükse de doğru nedir ve bizler hayatı neden zorlama ihtiyacı hissediyoruz? Elbette bize öğretilenler sayesinde... Balıkları havuza koyup, havuz içine okyanus resimleri koymakla balıklar kendilerini okyanusta yaşıyorum hissi ile mutluymuş gibi yaşayabilirler. Balık bunu düşünür mü? Bilemem, genel kurallardan hangisi doğal hayatın akışına uygundur bunu düşünebilir ve bu konuda fikir yürütebilirim. Yapmaya çalıştığım bir nevi bu idi ama tam da istediğimi yapabildiğim söylenemez.  28.04.2019 10:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1542
Toplam yorum
: 258
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 188
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster