Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Eylül '20

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
26
 

Aşk

                Aşk sonu 1000 defa acı olsa bile vazgeçilemeyecek tek duygu…

                Delikanlı sevmiş terk edilmiş, gene sevmiş gene terk edilmiş ve sonunda vazgeçmemiş belki ama küsmüş aşka…

                Delikanlının hayatına bir kız girmeyeli tam bir sene geçmişti kahvesinden son yudumu aldı şekerli seviyordu aslında kahvesini ama o gün hayatındaki son tada da son vermeye karar verdi.  Güzel bir hayatı vardı güzel bir evi, güzel bir arabası ve hızla yükseldiği bir işi vardı ama bir yanı eksikti, son bir yıldır deli gibi çalışıp her şeyi unutmak istese de dün gibiydi son sevgilisinin olmuyor dediği gün….Her kıştan sonra yaz gelir ama o yazı istemiyordu artık çünkü onun yazı yalancı yaz olmuştu hep… Aslında çalıştığı yerde çok iyi bir konumdaydı, yakışıklı sayılırdı, çevresinde ona ilgi duyan kızlar vardı, herkes görüyordu bunu hatta bazen arkadaşları takılıyordu “bu yalnızlık nereye kadar diye” ama gönlü kördü onun. Bitti diyordu, acı çekmektense ömür boyu yalnız yaşarım, benim tek gerçeğim iş olmalı artık… İş arkadaşları vardı tabii ama işteyken konuştuğu kadın mı erkek mi hiç önemli değildi onun için… Çok uzun zaman olmuştu aşkla bakmayalı bir kadına…

                Bir gün müdürü, kendi gibi başarılı gördükleri bir kadını yanına verdi, başlarda kadına şüphe ile yaklaştı delikanlı, acaba hak ederek mi gelmişti bu mevkiye? Ancak kadın kısa zamanda çalışkanlığı ile delikanlının tüm şüphelerini aldı götürdü. Başarılı insanları seviyordu delikanlı, kadın çalışkanlığı ile sırtındaki yükün büyük kısmını almıştı, arkadaşlık zamanla dostluğa döndü iş dışında da görüşmeye başladılar. Delikanlı kadına karşı sadece dostluk hissediyordu, dışarıda buluştuklarında da sohbetleri hep iş üzerineydi. Ama bir gün birkaç kadehten sonra delikanlı gönlünü açtı, yaşanmışlıklarını, hayal kırıklıklarını anlattı, anlattıkça rahatladı, ferahladı; sanki sırtında bir yük vardı ve o yük git gide hafifliyordu... Kadın da yaralıydı, delikanlıdan sonra anlattı anlattı anlattıkça oda açıldı…. O günden sonra delikanlı değişti, kadınla arasında garip bir bağ kurulmuştu sanki kadın sıkıntılıysa onun da modu düşüyordu, kadın mutlu ise o daha çok mutlu oluyordu… İlk zamanlar geçer dedi gelip geçici bir şey, bu sefer başkaydı ama korktuğu başına gelmişti kadından başka hiçbir şey düşünemez olmuştu artık… Tam o ara delikanlıyı başka şehre seminere gönderdiler, kadından uzakta geçireceği bir hafta duygularını tartmak için iyi bir fırsat olacaktı onun için… Seminere gitti, aramayacağım dedi, yazmayacağım artık kış istemiyorum… 2 gün dayanabildi, sonunda pes etti âşık olmuştu ve bu o kadar kuvvetli bir duyguydu ki tutamıyordu içinde. Aramaya cesaret edemedi, mesajla tüm duygularını anlattı.

                Kadın iş yerinde farklı bir bölümde çalışıyordu. Üstleri onun azmini görüyorlardı. Delikanlının yanında çalışacağı söylendi bir gün. Onun ismini duymuştu. En sevilen yöneticilerden biriydi, nazikti, bu sebepten bu değişikliğe sevindi. Hem iş yerinde bir kademe yükselmişti hem de olabilecek en iyi yöneticiyle çalışacaktı. Ona âşık olacağı hiç aklına gelmezdi. İlk zamanlar sadece iş arkadaşıydı. Karakterinden etkilenmişti ama bu takdir duygusundan fazlası değildi. Ağırbaşlılığı, vicdanlı tutumu, duruşu her seyiyle başkaydı sanki. Hüzünlü bir havası da vardı delikanlının, sanki o kalabalığın içinde, yalnız kalmış bir yanı vardı. Kadın onun akımına kapıldığını başta fark etmedi bile. Onunla zaman geçirmekten hoşlanıyordu, işten az bir zaman kaldığında o da boş kalsın muhabbet edelim diye bekler olmuştu. Sonra onunla konuşurken kalbinin başka çarptığını fark etti. İşe gelirken daha özenli giyinmeye başladı. Çok kapıldığını fark ettikçe kendine kızıyordu. Arabada kendi kendine saçmalama olacak iş mi diye telkinde bulunduğu bile olmuştu. Ama gönlü ile aklı aynı yöne ok atmıyordu artık. Duyguları yoğunlaştıkça delikanlıya yakın davrandığını, iş ilişkisinden fazlası olduğu hissettirdiğini fark etti. Bir yanı kendini geri çekmek isterken, diğer yanı delikanlı hislerini bilsin o da hissetsin istiyordu. Daha önce yaşamadığı, yabancı olduğu duygulardı bunlar. Önceki flört aşamasındaki ilişkilerinde de pek başarılı olmamıştı. İlişkiyi sağlıklı yürütmeyi beceremiyordu. Arkadaşlarının sevgilim yok diye yakındığı bahar aylarında o ya sevgilisinde ayrılır ya da çıkma teklif edenleri reddederdi. Aşk meşk konularını kıvıramıyorum diye o da günlerini farklı işlerle dolduruyordu. Olması gerekenden fazla sorumluluk alıyor, iş yerinde beklenenden fazla çalışıyordu. Delikanlının rüzgârına kapılmamak için de çok çabaladı. Olmadı, yapamadı… Bir gün sanki o da kendisine karşı boş değil gibi geliyordu diğer gün ise sanki uzun uzun muhabbet eden onlar değil, iş arkadaşı gibiydiler. Açılmak istiyordu; kalbi, ruhu uç noktalarına kadar onunla doluydu, cesareti yoktu, olumsuz bir yanıt alırsa tamir edilemeyecek yaralar alırdı. Sustu, müzik dinlemeye başladı. Kahve içiyordu, şarkı hüzünlüydü, benliği hüzünlüydü, delikanlının geldiğini görmedi. Muzip bir gülümsemeyle “duygusal şarkılara dalmışsın” dedi delikanlı. “Senin yüzünden” deyiverdi kadın.  Ağzından istemsizce çıkan laftan sonra yüzünü ateş bastı. Kıpkırmızı oldu. Kem küm edip konuyu değiştirdi ama delikanlının yüzündeki soru işaretini de görmüştü. Çok utandı. Delikanlıya karşı doluydu kadın ama delikanlının dışa bu kadar kapanık olması; kalbini kapatması korkutmuştu onu; duygularını her zaman olduğu gibi bastırmaya çalıştı, hem o kadındı önce erkek davranmalıydı… Bekledi bekledi son zamanda yavaş yavaş ümidini kaybetmeye başlamıştı… Şirket delikanlıyı seminere gönderiyordu. İçinden oh dedi. Aradan zaman geçer unutulum belki dedi ama hiç unutamadı.

            Mesajı okudu, tekrar okudu telefonu kalbinin üstüne bastırdı… Aslında çok yoğun bir gündü, iş yeri için değerli misafirler ağırlanıyordu, odası kalabalıktı ama kimin umrunda, hislerini bastıramazdı, yüzü renkten renge girdi…(delikanlının yanında da sonradan böyle olmuştu kız, delikanlı kızın onun yanındayken aldığı o pembe renge bayılıyordu) Kadın kırlara gidip durmadan koşmak, delikanlının adını bağırmak istiyordu ama çalışmak zorundaydı, camı açtı biraz hava aldı ve oda mesaj ile anlattı duygularını coştu, coştu taştı…O gün ikisinin de unutamayacağı bir gün olarak kaldı 15-16 yaşlarına, ilk aşklarına, ilk heyecanlarına dönmüşlerdi sanki, bir taraftan utangaçlık bir taraftan mutluluk hepsinin üstünde aşk…. Delikanlı için o günden sonra zaman geçmedi bir an önce sevgilisine kavuşmak istiyordu. En nihayetinde seminer bitti gece yarısı evine vardı yarın sevgilisini görecekti.  O gece uyuyamadı sabaha kadar sevgilisini düşündü. Sabahın ilk ışıkları ile kalktı tıraşını oldu, en güzel kıyafetlerini giydi en güzel kokusunu sıktı, işyerine gitti. Ömründe ilk defa kalbi bu kadar hızlı atıyordu, odasına geçti, her saniyesi saat gibi geçen 5 dakikadan sonra kız odasına girdi birbirlerine baktılar, öylece kalakaldı ikisi de söylenecek çok şey vardı ama hiçbir şey çıkmıyordu ağızlarından, delikanlı kızın gözlerine uzun uzun baktı kız da bakmak istiyordu ama, utangaçtı delikanlı gibi bakamadı… Uzun bir sessizlikten sonra delikanlı dayanamadı sımsıkı sarıldı sevdiğine, çiçekler açtı birden her yere mis kokular yayıldı, kuş sesleri geliyordu sanki her yeri huzur kapladı; zaman o an durdu… Hayatlarının en mutlu günüydü o gün hiçbir zaman ne o günü ne o ilk sarılmayı unutmadılar.

            Kadın için bir milattı o gün. Normal hayatında sıradan sayılırdı. Sıradan hayalleri, ufak mutlulukları vardı. Toplum nazarında, ailesinde, iş yerinde çok sivrilmeyen ama sevilen, çalışkanlığı ile takdir toplayan, orta halli bir güzelliğe sahip bir kadındı. Önceden de aşkları olmuştu, hayal kırıklıkları, gerçekleştiremediği düşleri vardı. Şu anki hayatı rayında olsa da oldukça zorlu yollardan geçmişti. Hayatına şekil vereceği, ömrünün akışını belirleyeceği zamanlarda büyük engeller vardı önünde. Hepsini aşmıştı, destekçileri olsa da çoğu problemin üstesinden kendisi gelmişti. Delikanlıyı tanıyana kadar bir koşturmanın içindeydi. Kendisinden çok çevresi için çabalıyordu. Çalışmayı, üretmeyi seviyordu. Gezmeyi, güzel giyinmeyi, sinemaya gitmeyi hareketli yaşamayı seviyordu. Yine de eksikti bir yanı… Ufak şeylerle mutlu olmayı bilirdi, erişemeyeceği lükse hevesi hiç olmamıştı, sevdiği şehirde yaşıyordu, peki eksik neydi, hayat koşuşturmasında kalbinin sesini dinlemediğini fark etmemişti bile. Mutlu olduğunu sanıyordu ama içindeki boşluk da bir türlü dolmuyordu. Delikanlı sarılana kadar da dolmamıştı.

         Bir süre her şey harika gitti delikanlı kızı tanıdıkça daha çok sevdi, daha çok güvendi… Ama bir gece gelen “yapamıyorum” mesajı ile dünya başına yıkıldı delikanlının, o an orada kalıp bir daha gözünü açmamak istedi… Saatlerce mesaja baktı, düşündü düşündü her şey harikaydı, hayatında hiç mutlu olmadığı kadar mutluydu, kız da çok mutlu gözüküyordu ne olmuştu… O kadar bitkin bir haldeydi ki “neyi yapamıyorsun sorun ne diye bile” soracak gücü yoktu. Dışarda yağmur yağıyordu delikanlının da içini karabulutlar kapladı bulutlar yağarak tükenir, belki oda ağlasa rahatlayacaktı ağlayamadı… Güvenmiştim sana dedi hiç kimseye güvenmediğim kadar ama seninde diğerlerinden hiçbir farkın yokmuş, her şeyin yalanmış. Uyuyamadı o gece sabaha kadar kadınla yaşadıklarını düşündü uzun uzun sorguladı sorguladıkça canı daha çok yandı. Önce işten ayrılmayı düşündü sonra “o kadar emek verdiği işini seni terk eden biri için mi bırakacaksın” dedi kendi kendine. Kafası çok karışıktı, nasıl dayanacaktı.. Birçok şey geçti aklından köpürdü, doldu, taştı en sonunda “o yanlış olsa da sen doğru olmalısın” dedi.  Hiçbir şey yaşanmamış farz etmeliydi, herkese nasıl davranıyorsa ona da aynı şekilde davranmalıydı.. Başka türlü davranması zaten aşkına ihanetti, seven insan ne olursa olsun sevdiğinin iyiliğini istemeliydi; oda öyle yaptı… O gün işe gidemedi, kafasını toparladı ertesi gün işe gitti… İşte ilk defa koridorda karşılaştılar kadının ilk gözüne baktığında içinden bir parça koptu sanki, canı yandı dik durmaya çalıştı, gözleri değil belki ama kalbi ağlıyordu. O gün kadına ne kadar beceremese de diğer iş arkadaşlarına davrandığı gibi davranmaya çalıştı. o gün bitmedi evine bitkin bir şekilde gitti bedeni yorulmamıştı belki ama ruhu artık dayanamıyordu.

       Kadın için o mesajı atmak hiç kolay olmamıştı saatlerce ağlayıp atmıştı o mesajı; her şey çok hızlı gelişmişti aslında çok mutluydu ama bu hız korkutmuştu kadını…O gece delikanlı ile beraber dışarıda yemek yemişlerdi, eve geldi son erkek arkadaşı aklına geldi birden,  nasıl bittiği sonra kendini nasıl kaybettiğini, ailesini, arkadaşlarını nasıl üzdüğünü uzun uzun düşündü. Çok defa denemişti bitiyordu bir yerde işte… Bu sefer dedi yol yakınken dönmeliyim ne ailemi, ne arkadaşlarımı üzmeye hakkım yok belki birkaç gün üzülürüm ama; ben üzülürüm içimde yaşar bitiririm benim yüzümden kimse zarar görmez. Tüm bu düşünceler içinde attı o mesajı “yapamıyorum” demişti ama delikanlı neyi yapamıyorsun diye sorsa verecek cevabı yoktu. Doğruyu yaptım diyerek uyudu o gece sabah kalktı haftanın son iş günüydü mutluydu, iki gün evde dinlenecekti. İş yerine gitti birkaç arkadaşı ile şakalaştı sonra koridorda delikanlı ile karşılaştı bir an göz göze geldiler delikanlının gözlerindeki hüznü gördü akşamdan beri bastırdığı tüm duygular bir anda açığa çıktı, hızla tuvalete gitti hiç durmayacak gibi ağlamaya başladı, normalde ağladıkça rahatlardı ama bu sefer ağladıkça içi daha çok acıyordu, o gün anladı delikanlı kaderi olmuştu. O gün ilişkileri için milat olmuştu.,, Tekrar bir araya geldiler ve bu ayrılık ilk ve son ayrılık oldu. “Her hayırda bir şer, her şerde bir hayır vardır dediler” bu ayrılık birbirlerinin değerini anlamalarını ve tüm korkularını yenmelerini sağladı. O gün yeniden doğdular sanki uzun uzun konuştular akşam yemeğe çıktılar ve delikanlının cebinden çıkan yüzlükle bir ömür mutluluğa ilk adımı attılar…

Ayfer Gözübüyük bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aşkları gayet normal. İnsan çevresindekilere ilgi duyar. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur derler, onun gibi. Böyle aşklar biraz naziktir. İnsanın aklı körelir, aklına geleni yapmaya çalışır. Her bir cümleniz birer aşk tılsımı gücünde.

Tuna M Yasar 
 08.09.2020 21:26
Cevap :
Katkınız ve güzel yorumunuz için teşekkür ederim.  09.09.2020 15:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 52
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 1135
Kayıt tarihi
: 11.02.08
 
 

Sınıf öğretmeni. 39 yaşında. İstanbul'da görev yapıyor içinden geldiği gibi yaşıyor ve yazıyor.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster