Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '10

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
654
 

Aşka veda ve geri dönüşler I...

Aşka veda ve geri dönüşler I...
 

Su durdu…gece çekildi içine…herkes sustu…anlatılacak fazla da bir şey kalmadı geriye. Hikayeye böyle başlanır mı demeyin, burası da hikayenin sonu zaten… Bu noktaya gelindiğinde her şey bitmiştir, yaşanmıştır ya da kurgulanmıştır işte, bundan sonrası kaleme kağıda kalmış… geri sayım başlamıştır bile… Her şey karmakarışık…Birilerinin konuşmaları, su ısıtıcısının fokurdaması, çalan kapı, telefonlar, gidip gelenler ve her geldiklerinde biraz daha değişmiş yüzleri…hepimiz dünkünden biraz olsun farklı değil miyiz? Bir bardak kırıldı, bir telefon suratıma kapandı, her şey hep böyle miydi ben mi unutuyorum artık? Tesadüf…tesadüf müdür apansız karşılaşmalar yoksa tanrının hikmeti mi? Ya da doğanın tuhaf işaretleri mi? Sonunda bir çocuk doğacaksa ilişkilerimize hükmeden ne olabilir? 

İstiklal caddesini kim bilmez? bir sürü insan bilir elbette… Ben de biliyorum, aslında bu hikaye orda başlamaz ama en başına varmak için belki de bir 10 yıl daha geriye gitmem gerekirdi…bu çok uzun olur. İstiklal başlamak için iyi bir yer. Hayatın kendisi gibi, her an her şey yaşanabilir gibi…Şimdi üzerinde aşıklarının birbirine karışan ayak izlerini taşıyan o kaldırım taşları biraz sonra birilerinin bedenine ait ılık kan sızıntılarına ev sahipliği yapabilir…Sonra bir belediye görevlisi gelip usulca bu davetsiz misafirin izlerini silebilir. Bir insanın bir hayatta yaşayabileceği her şey bu caddede ve onun ara sokaklarında yaşanmış olabilir…yaşanmamışsa da bana yaşanmış gibi geliyor. 

Yürüyordum, öylesine, zaman yaratıp zaman öldürmek için…bir film izlemekti amacım, içki bile içmeyecektim. Sakin heyecansız geçen her gecenin başlangıcı gibiydi işte. Sonra yüksek bir gölge süzüldü İstiklal manzaramın içine… işte tesadüf ya da doğanın belki her birimizle tek tek uğraşıyorsa tanrının, kaçınılmaz karşılaştırması diyelim, burada başlayacaktı. Gülümseyen ama pek de sıcak olduğunu söyleyemeyeceğim tanıdık bir yüz…aceleci adımlar…uzun zaman önce almış olduğum telefon numarasını bir kez daha alıp çantama attım. Aslında o geceye gidip yeniden düşündüğümde anlatılacak daha fazla bir şey olduğu da söylenemez hepsi o telefon numarasını yeniden almamla başlayacaktı işte..hoş belki orda olmasa bir zaman sonra başka yerde başka şekilde…kimbilir… Numara durduğu yerde durmadı sonra bir akşam parmaklarıma dolandı ve ucundaki yabancı erkek sesi o yüksek gölgeye sesleniverdi işte. 

Aslında hikaye burada hala anlamsızdı. Yani o akşamki kısacık ziyaret bu hikayenin yazarı için hala gebe olduğu yaşamlardan çok uzaktı. Hatta o yüksek gölgenin hayatımdan usulca süzülüp gittiğini düşünmüştüm aslında, üstüne çok uzun düşünmemiş olmamın yanı sıra… Biraz daha zaman geçti, sonradan öğrendiğime göre yüksek gölge bir iki defa beni aramayı düşünmüşse de aramamıştı. Bunun nedeni hikayenin burada anlatmadığım bazı kısımları olabilir belki de. Aslında ben de tam olarak bilmiyorum. Zaman geçti, gölge silinmeye başlamıştı bile ama bir akşam üstü telefonumda bir cevapsız çağrı buldum. Yüksek gölge o gün nasıl olduysa beni hatırlamıştı. Akşam buluştuk.


Bir köprüyü aşıp gelmişti ve Kadıköy’de Karaköy vapur iskelesinin önünde buluşmuştuk işte…şimdi o geceye dönüp yeniden yaşayabilmeyi nasıl da isterdim. Ne garip… insanlar hayatlarının en güzel gecelerine yeterince zaman ve huzur ayıramıyorlar. Kısaca özetlemek gerekirse biraz şarap, güzel bir yemek, güzel bir sohbet ve verilen sözlerden fazlası yok gibiydi aslında ama gölge aydınlanmaya başlamıştı, fazlasıyla hem de…o geceyi düşününce bugün hala içim titriyor. O geceyi hatırladığımda içimin titremesi havanın soğukluğundan değil belki ama havanın nasıl soğuk olduğunu da söylemem gerek burada, öyle ki iki gün sonra yolları kapatacak, bazı kurumların tatiline neden olacak şiddetli bir kar yağacaktı ve o kar ikimizi üç günlüğüne cihangirde bir eve kapatacaktı. Üç kısa, unutulmaz ve tarif edilemez gün ve gece. Ruhun bedene karışması ve o karışımın tuhaf bir eriyik olup dünyaya bulaşması…dünyanın hamuru tuhaf bir değişime uğramıştı işte… 

Hikaye burada mı başlıyor diye düşündüm ama hayır hikaye burada bitti. Bundan sonrası bulanık, karmaşık ve hatta yarı yalan yarı doğru gidecek.


Söylediklerimin yarısına inanın ve lütfen yarısına inanmayın. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

aşıp Kadıköy'deki Vapur İskelesi'ne gelmesine sonra da neden Cihangir'e gidildiğine anlam veremeyeyim! Hımmm ! Tarihi bir düşünelim. 2003 olabilir mi acaba ? Aylardan da Mart ! Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 14.09.2010 11:21
Cevap :
Hayır:)) Ama o 2003 kar tatilini çok iyi hatırlıyorum... Bana bu yazıda anlatılanlardan çok daha güzel anılarımı hatırlattınız, teşekkürler...Sevgiler...  14.09.2010 11:51
 

Bir canlı bu kadar yüceltilir ve sevilir,okuduklarımdan bunu anladım.sanıyorum siz onu değil,onda bulduğunuz tutkuyu seviyorsunuz.siz sevmeyi seviyorsunuz.Kalbiniz hep biri için atmalı.Ölürüm sanıyorsunuz ama bu sevginizin nefrete dönüştüğüne şahit olacaksınız.ipten düşen siz olsanız bile bu iyi. çünkü cambazlık sevgi dolu bir kalpte olmayacak şeydir.sevgi kutsaldır.hisseden kalbe ne mutlu.ve de anlayana.saygılar.

turuncu 
 15.07.2010 14:03
Cevap :
Malesef sizin 6 bölümlük bir öyküden anladıklarınızı bu hikayenin kahraman(lar)ı dört senede anlayamadı. Kimbilir belki de ben buradaki kadar iyi anlatamadım. Ama haklısınız ben sevmeyi...ve evet tutkuyu seviyorum; ama o tutkuyu yaşatabilecek birini bulmak da her zaman kolay olmuyor işte. Belki de bu yüzden birini sevince kolay vazgeçmiyorum. Ama yanıldığınız bir nokta var aslında; sevgim nefrete dönüşmedi sonuçta ve bundan sonra da dönüşeceğini sanmıyorum. Sevgim koca bir "hiç"e dönüştü yalnızca. Belki de nefreti uzun süre içimde barındıramadığımdan... Kimbilir...İlginiz ve yazdıklarıma dönüp beni tekrar düşündüren yorumunuz için çok teşekkürler. Beni ve anlatmaya çalıştıklarımı gerçekten çok iyi hissetmişsiniz. Ayırdığınız zaman ve ilginiz için yürekten teşekkürler...Sevgiler...  15.07.2010 15:46
 

yazılarınızın tamamını baştan sona atlamadan okudum.. hani demişsiniz ya; yarısına inanın yarısına inanmayın.. ben de öyle yaptım işte.. inandım, inanmadım arası birşey.. hoş geldiniz:)) sevgiler selamlar...

sema öztürk 
 08.07.2010 20:46
Cevap :
Birbirine yakın pencerelerden bakıyoruz belki hayata, beni anlamanıza ve vaktinizi ayırıp yazılarımın tamamını okumanıza çok sevindim...Sizin gibi edebiyat tutkunları tarafından izlenmek beni gerçekten mutlu etti. Sevgilerimle...  08.07.2010 22:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 361
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 943
Kayıt tarihi
: 16.06.10
 
 

1980 'de doğdum. Batı'da küçük bir şehirde büyüdüm. Büyüyünce durduğum yerde duramaz oldum. Kuş o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster