Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '06

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
5113
 

Aşkı inkar etmek...

Aşkı inkar etmek...
 

Bazen, aşkı anlatmaya çalışıyorum. Aşka dair düşüncelerimi anlatmaya çalışıyorum. Mesela bugün aşkı inkar etmeye taktım. Onu anlatabilirim.

Herkesin aradığı, aşk değil midir? Herkes aşık olmanın güzelliğini, büyüsünü anlatır durur ya hep. Ama neredeyse herkes, aşkı bir şekilde inkar etmeye çalışır sürekli. Dünyevi yasaklardır bazen inkara sebep. Kimi zaman da aşkın önüne geçen, aşkı ikinci plana atan telaşlar.

Aşık olduğunda bir kadın ya da bir erkek ve bunu anlatan cümleler kurmaya kalktığında, aşık olmak için can atan, aşık olabileceği birini bulmak istediğini söyleyen kim varsa bunu duyan, gülüşmeye, fısıldaşmaya başlar hemen. Aşk bir rüzgar gibidir artık, durgun suları dalgalandırır bir anda. Hemen herkes, bulsa hiç de reddetmeyeceği bu durumu, bir köşesinden tutup çekiştirmeye başlar. Aşıklar bu ya da benzer cümleleri işitiverir en hızlısından:

- Bu zamanda aşk zor, iyi düşündün mü? (Düşünerek aşık olmak!!)

- Kimler vardı aşık olabileceğin, bula bula bunu mu buldun?

- Ama sizin de işiniz zor ya! Durumlarınız uygun değil bir kere…

- Boş işler bunlar, geleceğini düşünmelisin.

- Aşk gelir geçer, hayatta başka şeyler de var.

- İnsan duygularını kontrol edebilmeli canım… Böyle gönlünün yürü dediği yere de gidilmez ki!

- Sen zaten hep böylesin. Hiç mi akıllı uslu bir seçimin olmayacak?

Ya da şunları başkalarının konuştuklarından emindir aşıklar:

- Duydun mu, onlar aşıklarmış bir birine…

- Deme yahu!!!

- Ben tahmin etmiştim aslında biliyor musun?

- Hiç mi utanmaz bunlar ayol?

- Şunların yaptığına bak şimdi. Olacak iş mi bu? Hem de bu yaştan sonra…

Bütün bu ve benzeri konuşmalar, iki kişilik yaşanacak aşkı, ortaya karışık bir şeyler istemeye dönüştürünce, ortadaki karışık, aşıkların da kafasını karıştırıyor sanki. Onlara hesap vermeme çabası içine girilip, hayır, yok öyle bir şey deniyor. Olsa sana söylemez miyim kıvamında ikna edilmeye çalışılıyor herkes.

Ama insanın içinden, evet ulan, var mı itirazınız demek gelirken böyle davranmak çok dokunuyor. Başkalarından sakladığı aşkını, sadece lisan ile inkar etmek bile ağır geliyor.

Hele bir de bunu saklaman gerçekten gerekliyse o çok daha fena. Deliler gibi aşıksındır ama selam bile veremezsin öyle uluorta. Karşılaşırsın, gördüğün anda sarılmak vardır içinde, ama dedim ya, selam bile veremezsin işte.

Aşk işte… Herkes onu arar ya… Bulmaya çalıştığı hep aşktır ya… Aşk kutsaldır, kökeninde Tanrı’ya aşık olmak vardır ve herkes bundan dem vurur ya… Nasıl palavralar anlatıldığı da çıkıverir ortaya. Aslında onlara göre aşk; yaşanmayandır. Eğer gerçekten yaşanıyorsa bu aşk olamaz. Aşk ütopiktir biraz. Değilse bile öyle olmalıdır, o hale getirilmelidir. Gerçekleşince evsafı bozulur onlara göre. Tağşiş edilmiş parayı andırır yaşanan aşklar onlara.

Başka aşklarıyla karıştırırlar da, ondan böyle düşünürler aslında. Etten kemikten bir varlığa ve onun ruhuna aşık olmak diye bir kavram tanımamışlardır ki. Aşkları daha somuttur onların.

Kimisi büyük düşünür, geniş ve yüksek bir eve aşık olmuştur bir görüşte. Görmeden aşık olanlarına bile rastlanır. Hatta bu büyük aşkını, şöyle iyi bir sahilde yazlık bir evle aldatanları bile vardır.

Hayal dünyası daha dar olanları da, perdeciye aşık olur. Çekilecek aile fotoğrafının arkasına, kimi harfleri aynadaki görüntüsüyle yazılmış “ev hatırası” yazısının oturtulacağı perdelere aşıktır onlar, perdeciye bile değil. Aslında onlar da aldatır aşklarını, kimi mobilyacıyla, kimi de zücaciyeciyle aldatır perdeciyi.

Hatta öyleleri vardır ki, aşık olacakları insanı bile bir yerlerden satın alabilecekleri gibi bir yanılgı içinde yaşarlar. Parasını verirsen duyguları da satın alabileceğini söylerler. Bastırınca parayı, en güzel kadını yada en yakışıklı erkeği bulma şansı var tabii. Peki ya sarılırken eksik kalacak duyguları satan bir yer var mı? Ya da sarılma isteği kaçtan satılmakta?

Kadranı şehvette takılıp kalan bir arabanın göstergesinin daha sağ tarafındaki duygulara ulaşmak nasıl olacak böyle akçeli aşklarda?

- Bu araba bundan fazlasını gitmez abicim. Bu modeller böyle…

Bundan fazlasını istiyorsan ne olacak? Bedensel hazların yanı sıra, onunla birlikte, duygusal hazları tatmak ne şekilde mümkün olacak? Mesela birkaç saat görmediğinde özlemeyi nasıl yaşayacaksın?

Ya da sesini duyduğunda içinde yaşadığın dalgalanmaların tadını başka bir ömre mi erteleyeceksin?
Birlikte, beğendiğin bir şarkıyı dinlerken içinden sarılmak geldiğini nasıl fark edeceksin? O şarkıyı, aşığına sarılmışken dinlemenin tadını hiçbir zaman anlamayacaksın.

Mesela, sevdiğin için yapılmış bir yemeğin kokusunun diğerlerinden farklılığını anlayamayacaksın hiçbir zaman. Ya da ona götüreceğin bir küçücük tadın karşılığında aldığın bakışı göremeyeceksin ömrün boyunca.

Sabah uyandığında yanında yatan insana bakıp, yataktan kalkmadan önce sevgi dolu bir sarılmanın nasıl bir şey olduğunu tatmadan geçip gideceksin buralardan. Umarsızca yataktan kalkmak yerine sarılmayı istemenin ne demek olduğunu anlamamış olarak.

Sarıldığında sevgi dolu ürpertiler olmayacak yaşadıkların. Ya da hiçbir zaman sarılmak seni bulutların üzerine taşımayacak.

Sevişirken, sadece bedeninden bir parçayla değil de tüm bedeninle hatta ruhunla var olduğunu hissedebilmenin mutluluğunu yaşamak, kısmetinde olmayacak gerçekten aşık değilsen. Bedeninin bir parçasıyla yaşayacaksın bütün hazları, tüm bedenin ve ruhunun yerine. Bir şeylerin eksik olduğunu fark edeceksin ama anlayamayacaksın eksikliğin ne olduğunu.

Bir bedenin başka bir bedenden farklılığını da anlamayacaksın. Dokunuşlar birbirine benzeyecek senin için. Sarılan kolların, sadece sarıldığın bedenin kalıbındaki farklılığı bilecek, S, M, L, XL, XXL kalıplarının hangisinin üzerine olduğunu anlatacak sana. Veya 80, 85 yada 90 diyeceksin sayısal bir yaklaşımla. Ama bu farkındalıkların hiç biri, kalbini yerinden sökecek kadar heyecanlandırmayacak seni.

Başını koyduğun omuz seni dinlendirebilmeli değil mi? Başın, dinleyip anlayabilmeli kalbin söylediklerini değil mi? Aşıksan, aşıkken sarılmaktaysan bunu göreceksin. Duyu organlarının daha farklı çalışabildiğini fark edeceksin. Görme organının sadece göz, işitme organının sadece kulak olmadığını anlayacaksın gerçekten aşık olduğunda. Teninle duyacaksın sana anlatılanları. Ellerin görmeye başlayacak, sana gösterilenleri ve hatta gizlenenleri.

Aynı evin içinde şarkı söyleyen bir sesin bu kadar güzel olduğunu hiçbir zaman fark etmeyeceksin. Bir sesin insanı sarıp sarmalayacağını, kucaklayıp götüreceğini bilemeyeceksin. O ses seni alıp götürmeyecek eğer gerçekten aşık değilsen. Sesi sadece kulağınla duyacaksın, içine işleyemeyecek. Bu güzelliği kaçırdığını, yaşayamadığını anlayamayacaksın bile.

Sabah sen evden çıkarken aklında gündelik koşuşturmaların olacak sadece, ama ben, evden çıkarken yapacaklarımın yanı sıra “en kısa sürede nasıl dönerim” hesabı yapacağım. Ben çıkarken bir yanımı, bir parçamı sevdiğimde bırakıp çıkarken, sen, muhtemelen hiçbir şey bırakmamaya çalışacaksın senden geriye kalan.

Beni yaklaşmasıyla mutlu eden ayak sesleri, senin fark etmediğin sesler kategorisinde kalacak.

Böyle olunca da aşkı yok sayacaksın tabii ki. Farkını bilmediğin bir duyguyu var sayamazsın zaten.

Aşk anlayışı bu olunca genelin, gerçek aşkı anlayamaz tabii. Aşık olanların yaptığı ayıptır üstelik. Hatta sadece ayıp değil günahtır da aynı zamanda. Masum aşklar dururken, böyle aşklara meyledenlere çok kızılır. Çoluğa çocuğa kötü örnek olur böyleleri. Menfaatlere alıştırmaya çalıştıkları çoluk çocuklarına, menfaatsizce sevmenin örnek teşkil etmesi olacak iş değildir. Hem sonra, ya onlar da günün birinde perdeciye, zücaciyeciye aşık olmak yerine, etten kemikten gerçek birine aşık olursa. İstemezse herkesin yanıp tutuştuğu şeyleri. Gönlünün sesine kulak verirse bir gün. Mutluluk burada derse.

İşte kimi yaşadığı aşkı inkar etmek zorunda kalır böyle sudan sebeplerle. Kimi de yaşamadığı, bilmediği aşkı, aşk yoktur diye inkar eder.

Bir şarkı vardı hani. “Gözler kalbin aynasıdır, aşkı inkar etmez onlar…” diye. Sahi ya… Neden gözlere sorulmaz bu aşk denen şey? Neden onlara anlattırılmaz yaşananlar?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

öyle ki başkasınca tarif edildikçe uzaklaşır bizden. insan nasıl hissediyorsa yaşasın derim ben, bıraksın kendini. ben hep öyle yaptım ve hep kazandım. neyi aşkı yaşamanın heyecanını ve ardından dolu bir sevdayı. aşk öldürmez acı verdiğinde de sadece güçlendirir.

Başak ALTIN 
 28.09.2006 19:21
Cevap :
Yorumunuza teşekkürler. Mutlu bir yaşam dilerim.  28.09.2006 22:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 88
Toplam yorum
: 58
Toplam mesaj
: 27
Ort. okunma sayısı
: 887
Kayıt tarihi
: 26.07.06
 
 

1969 yılında Tarsus'ta doğdum. İktisat Fakültesi ve Su Ürünleri Fakültesi mezunuyum. Amatör olara..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster