Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Temmuz '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
5295
 

Askıda kahve!

Son günlerde bir "Askıda Kahve" modasıdır gidiyor. Ünlü İtalyan sinema sanatçısı Vittorio De Sica bir röportajında anlatmış;

"Bir Cafe-Barda, espressolarımızı içiyorduk. İçeri giren müşterilerden biri, barmene 'iki kahve biri askıda' dedi. İki kahve parası verdi, bir kahve içip gitti. Barmen de duvar üzerinde asılı duran çiviye bir küçük kâğıt astı. Biraz sonra içeri iki kişi girdi. Onlar da 'üç kahve biri askıda' dediler. Üç kahve parası verdiler ve iki kahve içtikten sonra gittiler. Barmen ‘askı’ ya yine bir küçük kâğıt astı. Bunun gün boyu böyle sürdüğü anlaşılıyordu. Bir süre sonra kahveye, üstü başı biraz eski-püskü, belli ki yoksul bir kişi girdi ve barmene ‘askıdan bir kahve’ dedi. Barmen hemen bir kahve hazırladı ve yeni müşterinin önüne koydu. Yoksul kişi kahvesini içtikten sonra para ödemeden çıktı, gitti. Barmen ise duvardaki askıya taktığı kâğıtlardan birini kopardı, parçalayıp çöp kutusuna attı."

Ve ardından internet sitelerinde bir mesajlaşma trafiği; herkes birbirine bu "İtalyan toplumsal terbiyesi" örneğini göndermek için âdeta yarışa girdi. Tanıyan tanımayan herkes birbirlerine bu mesajı gönderdi. Ben kendi adıma bazı günlerde birkaç defa bu mesajdan aldım. Mesajlaşmanın ardından gelsin yorumlar; İşte biz de "bu İtalyan toplum terbiyesi" ni örnek almalıyız; acaba bizde de bu tür bir uygulama yapılamaz mı? İşte, askıda ekmek, askıda su, askıda ayakkabı , askıda v.s.,v.s.,v.s.

Lütfen kendimize gelelim! Evet, bu uygulamaya saygı duymamak mümkün değil. Ancak biz toplum olarak Türk örf ve âdetlerinde, Türk töresinde binlerce yıldır yerleşmiş toplumsal yardımlaşma örneklerini ne çabuk unuttuk? Bize ne oldu da İtalyanlardan "Toplumsal yardımlaşma terbiyesi" öğrenir olduk? Bu kadar mı kendimize yabancılaştık? Bu kadar mı kim olduğumuzu, nerelerden geldiğimizi, neler yaptığımızı unuttuk?

Unuttuklarımızdan bazılarını hatırlamaya ne dersiniz?

Türkler tarihte kökleri ve derinliği olan bir millettir. İslamiyet’ten önce Tanrı adına yoksullara yardım edilir, açlar doyurulur, çıplaklar giydirilirdi. İslamiyet ten sonra da İslam’ın sosyal hayatı (yardımlaşma ve dayanışmayı) düzenleyen mucize emirlerinden olan fitre, zekât ve sadaka kurumları işletilmiştir ve bugün de işletilmeye devam edilmektedir.

Avrupalı Ortaçağ'ın karanlığında boğuşurken Türkler de yaşlılara koruma hizmeti veren ilk sivil kurum 11. yüzyılda Selçuklular döneminde yapılmıştır. Osmanlı ise bu yardım kervanına kurduğu vakıflar, imarethaneler, şifahaneler ve düşkünler evleri ile katılmıştır. Cumhuriyet döneminde de bu kuruluşlar işlevini sürdürmeye devam etmişlerdir.

Yine özellikle esnaflar arasındaki 1000 yıllık bir yardımlaşma, dayanışma geleneği olan Ahilik. Ahiliğin kelime manası: Arapça "kardeş",Türkçe, "eli açık, cömert, yiğit" demektir. Ahiler örgütledikleri sandıklarla ilk güvenlik ve emeklilik gibi işlemleri gerçekleştirmişlerdir.Ahiliğin kollarından olan Yaren Odaları, Zaviyeler (Konuk Evleri): Buralarda yolculara ve misafirlere bedava yiyecek, içecek ve yatacak yer temin edilirdi.

Köylerdeki imece (birkaç kişinin birleşerek bir sorunu çözmesi) usulü yardımlaşma bugün de devam etmektedir. Unuttuğumuz bu örnekleri çoğaltmak mümkün ancak burada yerimiz müsait değil. İslam dini insanlara her fırsatta hayırda yarışmayı emreder; "Herkesin bir yönü vardır, ona döner. O halde hayırlarda yarışın! Nerede olursanız olun Allah sizi bir araya getirecektir. Allah her şeye güc yetirendir." Kur’an (Bakara 148)

Sevgili Peygamberimizin o muhteşem sözünü hatırlayalım; "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" Bizim İtalyanlar da dâhil hiçbir ulustan "toplumsal terbiye veya toplumsal yardımlaşma terbiyesi" almaya ihtiyacımız yoktur. Yeter ki kendi kültürümüze ve geleneklerimize yabancılaşmayalım. Başka kültürlere özenerek özümüzü, dilimizi ve dinimizi yozlaştırmayalım.
Bir AHİ ustasından çırağına öğütler;

"Harama bakma,

Haram yeme, haram içme,

Doğru, sabırlı, dayanıklı ol,

Yalan söyleme,

Büyüklerinden önce söze başlama,

Kimseyi kandırma,

Kanaatkâr ol,

Dünya malına tamah etme,

Yanlış ölçme, eksik tartma,

Kuvvetli ve üstün durumda iken affetmesini,

Hiddetli iken yumuşak davranmasını bil ve

Kendin muhtaç iken bile başkalarına verecek kadar cömert ol."

Yeter ki biz, "Biz" olmaya devam edelim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Birde nacizhane görüşümü eklemek istiyorum. Bence: Yardım etmek: , ‘’yardım etmektir’’ Yardımın ülkesi, dini, rengi, şekli olmaz. Günümüzde bir ‘askıda ekmek’’ tanımlaması dolaşıyor olsa da; bunun sebebi Avrupalı insanların bilgisayarı daha çok kullanıp, seslerini daha çok, daha kolay duyurabilmesinden kaynaklanır. Bizim kültürümüzde 11.yy dan beri var olan yardımlaşma geleneklerini, kuşaklarımız daha çok uygulayıp, daha çok dillendirdikçe; gelecek kuşaklar, içinde bulundukları toplumun ne kadar değerli olduğunun farkına varıp, tarihçelerini öğrendikleri örnek davranış şekillerini, başta bilgisayar olmak üzere, çeşitli iletişim araçları ile dillendirmeye, yaymaya başlayacakları konusundaki ümidim büyük saygılarımla kaleminize sağlık devrim atılkan NOT: Birde Bizim SOMUNCU BABAmız var:)

Devrim Atılkan 
 11.11.2008 15:52
 

Yazınız gerçekten çok güzel. Muğla sokaklarında dolaşırlen 'Askıda Ekmek, Hayra Ekmek, Sebil' tanımlamalarının olduğu bir ekmek dolabı bana Askıda Kahve hikayeni hatırlattı. İnternette araştırırken yazınızı bulup okudum. Osmanlı döneminde yardımlaşma şekillerini araştırırken bir tanım daha buldum. -SADAKA TAŞI: Yardım eden, yardım alan birbirini görmez, bilmez, tanımazdı. Yardım alan muhtaç olmanın ezikliğini taşımaktan, yardım eden de gurur ve riyadan korunmuş olurdu. İhtiyaç sahipleri, ihtiyaçlarını giderince veya imkan bulduklarında sadaka taşlarına kendi imkanları ölçüsünde yardım bırakırdı. Alanlarda, sadece kendi ihtiyaçları kadar olanını alıp, fazlasını geri bırakırlardı.Yardım almak ve yardım etmek için yatsı namazı ve sabah ezanı arasındaki vakit kullanılırdı. Yani alan-veren gözükmesin diye karanlıktan faydalanılırdı. Eller taşın içerisindeki oyuklara girdiği için; yardımda bulunmak için mi?yardım almak için mi gidildiği bilinmezdi. Bu taşların mekanları için genellikle

Devrim Atılkan 
 11.11.2008 15:49
Cevap :
Merhaba. Öncelikle verdiğiniz değerli bilgiler ve yorumlarınız için teşekkür ederim. Askıda kahve olayı günlerce internette gezdi ve gençlerimiz bu olayı asrın mucizesi gibi etrafa yaymaya başladılar.Sunum şekli bana göre yanlıştı. Gönül isterdi ki bizdeki çok eskilere dayanan yardımlaşma geleneğinin aynen sizin bu yorumlarınızda anlattığınız gibi açıklanması ve İtalya'da buna benzer bir yardımlaşma şeklinin olduğunu,bizimkilerle beraber uluslararası boyutlara taşınması gerektiğinin anlatılmasıydı. Öyle olmadı. Her zamanki gibi kendi geleneklerimiz unutuldu. Elbette yardımlaşmanın, dili, dini, ırkı olmaz.Yardımlaşma evrenseldir. Herşey insan için vardır. Önemli olan kimliğimize ve kültürümüze sahip çıkmaktır. Kendimize ve ülkemize saygı duymaktır. Artık Batı özentisi, kendisine, diline kısaca kimliğineyabancılaşmamış nesillerin yetişmesi dileğiyle. Sevgiler.  12.11.2008 10:03
 

Osmanlılar zamanında Ramazan günlerinde tebdil-i kıyâfet ile, pek çok zengin, hiç tanımadıkları mıntıkalardaki bakkal, manav dükkânlarına gider, onlardan Zimem Defteri ' ni (veresiye defteri) çıkarmalarını isterlerdi. Baştan, sondan ve ortadan rastgele sahifelerin toplamını yaptırıp, miktarını ödedikten sonra; "Bu borçları silin! Allah kabul etsin!" der, kendilerini tanıtmadan çeker giderlerdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, borçtan kimi kurtardığını bilmezdi... Gizli verilen nafile sadakanın, açıktan verilen nafile sadakadan yetmiş kat daha sevap olduğunu bilen zevat, yardımlarını mümkün olduğunca gizliden yapmaya gayret ederdi. Ecdadımız sağ elin verdiğini , sol elinden bile gizler, yaptıkları iyilikleri unutur giderlerdi.

Hasan ERAY Önelçin 
 29.09.2008 15:57
Cevap :
Merhaba,Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Bizim millet olarak kimseden hayır konusunda ders almaya ihtiyacımız yok. Bugün ihtiyacımız olan şey tarihimizden ders almak ve günümüze uyarlamaktır. Bizi biz yapan bugün unutulmaya yüz tutmuş o değerlerimizdir. Saygıyla.  06.10.2008 10:15
 

Yazınız için size teşekkür ederim! Çok haklısınız, böyle kaliteli bir yazının daha çok okunması gerekirdi! Yazılarınızı merakla takip ediyorum. Başarılar.

tervedus 
 07.07.2006 1:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 486
Toplam yorum
: 630
Toplam mesaj
: 80
Ort. okunma sayısı
: 1106
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

Ankara doğumluyum. İstanbul'da uzun yıllar özel sektörde çalıştım. Halen, kayıtlı-ruhsatlı malî m..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster