Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Haziran '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
869
 

Askıdaki ürküten umutsuzluk…

Askıdaki ürküten umutsuzluk…
 

Görsel kaynak: chiphi-pi.org


Eski öğrenci evlerini bilirsiniz.

Ev bir kez öğrenciye kiralandıysa yıllar boyu o evde öğrenciler yaşardı. Mezun olan, ev değiştiren gider yerine derhal yeni ev sakini yerleştirilirdi.

Ev devretme işlemi yıllarca sürer, bir ev yüzlerce öğrenciyi mezun ederdi. İşin ilginç yanı evde hiçbir eşya ve düzen değiştirilmezdi. Çünkü kalış süresi belli olmadığı için hiç kimse o evde değişiklik yapamazdı. Mezun olup giden bile yolu düşünce evini ziyaret eder ve evini bırakıp gittiği gün gibi bulup şaşırırdı.

Malına düşkün olan eski mezunların yıllar sonra gelip “bu tabak benimdi” diyerek tabağını alıp gittiğini bilirim.

Bu evlerin en büyük özelliği ise elektrik sayaçlarının oynana-oynana yalama olmasıydı. Yani kaçak elektrik kullanılırdı. Gündüz sağlam olan sayaç hava kararınca ters çalışmaya başlardı. Bizim zamanımızda bu işleme “elektriği kamulaştırmak” denirdi.

Yıllar içindeki tek farklılık evin beyaz badanasının gri tonlara dönüşmesi olurdu.

Ben her sene bu zamanlarda kendimi eski öğrenci evi gibi hissederim. Çünkü ben de eski öğrenci evleri gibi “devredilirim.”

Yıllar önce bir üniversitemizin mühendislik bölümü son sınıf öğrencilerinin ödevlerine ve stajlarına yardımcı olmuştum. Olmaz olaydım demiyorum, iyi ki olmuşum. Biraz zamanımı alıyorlar ama beni çok eğlendiriyorlar. Ödevi yapan öğrenci bir alt sınıftaki arkadaşına benim telefonumu ve adresimi veriyor; “bunu sakla seneye lazım olur” diyormuş.

Geçenlerde yeni öğrenciler geldiler. Ödevlerini anlattılar ve beni yardımcı olmam konusunda ikna etmeye çalıştılar. Oysa onlar gelmeden ben ikna olmuştum. Gene de (adet yerini bulsun diye) biraz nazlandım.

Her sene olduğu gibi ikna olduktan sonra “geleneksel” sohbetime başladım. Öğrencilerin hayata, mesleklerine ve geleceklerine bakışlarını öğrenmeye çalıştım.

Öğrendikçe dondum kaldım.

Hiçbir yıl bu dönemki gibi büyük bir umutsuzluk görmedim gençlerde. Altı kişiydiler, altısının da görüşlerini dinledim. Hepsi de diğerinden daha umutsuzdu.

Hepsi de değişik illerden gelen şu meşhur “orta direk” ailelerin çocuklarıydı.

Umutsuzlularının karşılığında verebileceğim tek damla umut yoktu. Gene de vermeye çalıştım.

“Gençler, her kriz döneminde böyle umutsuzluk olur, sakın umudunuzu kaybetmeyin, her şey düzelecek” demeye çalıştım. Ama gördüm ki umutsuzlukları öfkeye dönüşmeye başlamış.

Umutsuzluğun verdiği öfke çok tehlikelidir. Bu durum insanın tüm değer yargılarını değiştirir ve en çılgın kararları aldırır. İşte bu “gözün döndüğü” andır.

“Bundan daha kötü ne olabilir ki” diye düşündürür insanları. Özellikle gençler bu noktaya gelmişse durum çok vahimdir.

Kız öğrenci gözlerinden ateş fışkırarak konuştu.

- Bana iki haftadır para gelmiyor. Biliyorum evde de yok, zavallı ailem neleri var neleri yoksa benim için harcıyorlar. Kaldı ki; zaten bir şeyleri yoktu. Bu yıl okumaktan vaz geçmek istedim, izin vermediler. Bir senen kaldı dişini sık dediler. Ama bu yaşta dişim bile kalmadı hocam. Okul bitse ne olacak? Arkadaşlarımın hepsi işsiz! İşi olan da 600-700 liraya talim ediyor. Okul saatleri dışında çalışmak istedim, tabiî ki iş bulamadım.

Onun lafı bitmeden erkeklerden biri konuşmaya başladı.

- Hayattan hiçbir beklentimiz kalmadı. Okula girerken ne umutlar taşıyorduk. Şimdi okul bitmiş-bitmemiş hiç umurumda değil. Bitmese daha iyi! Bitse ne olacak? Kızlar evde oturup hayırlı koca beklerler. Ya ben ne yapacağım? Üç sene önce mezun olanlar doğru dürüst iş bulamadılar. Ben nasıl bulacağım. Tokat’a gelirseniz kahvelerden birinde beni bulursunuz.

Dert anlatmak için yarışıyorlardı sanki. Diğer kız da aynı öfkeyle konuştu.

- Hayırlı kocayı nerden bulacağız? Olsa olsa zahirecinin oğluyla evlenirim. Ev kadınlarıyla gün-gezek yaparım. Ben bunun için mi okudum. İş yok, umut yok, para yok. Harcımı ödeyebilmek için nelere katlandığımızı anlatamam. Arkada bir kardeşim daha var, babamın ağzında diş kalmadı. Beli iki büklüm oldu. Zavallı adama daha ne kadar yük olacağız.

İçlerinde en sakin olan kız sakin-sakin konuşmaya başladı. Ama konuştukça dilinden ateş aktı.

- Biz (diğer öğrenciyi gösterdi) Muratla sözlüyüz hocam. Her ikimizin ailesinin durumu belli! İşi bulamazsak ailelerimizin bizi evlendirmeleri mümkün değil. Daha askerliği var, iş bulacak, para biriktirecek. Hepsi de hayal. Harçlıklarımız gelince birbirimize destek vererek yaşamaya çalışıyoruz. Geçen ay Murat telefonunu sattı aynı telefonla idare ediyoruz. Parasızlık her neyse, gelip geçecek. Ama gelecek diye bir şey yok. İşin kötüsü ailelerimize umutsuzluğumuzu söyleyemiyoruz. Çünkü biz onların umuduyuz. Bizde umut yok ki, onlara nasıl umut olacağız?

Ben umut vermeye çalıştıkça öfkeleniyorlardı. En son Murat’ ın yüzüne baktım. Kafasını öne eğdi. Konuşmak istemiyor gibiydi.

- Yurt taksitimi ödeyemedim. Yurda kimseye görünmeden girmeye çalışıyorum hocam. Geçenlerde yerde on lira bulduk, o kadar sevindik ki. Çünkü beş paramız yoktu.

Durdu, yutkundu. Sözlerinin ateşi yüreğimi yakıp geçti. Boğazım düğümlendi, gözlerim doldu.

- Sizin de üniversitede çocuğunuz var. Onun yurt parasını ödeyemeseniz ne hissedersiniz? Cebinde harçlık yoksa rahat olabilir misiniz? Bizim ailelerimiz de bu durumdan memnun değiller. Hem annem hem de babam öğretmen emeklisi. Ama ne yapsınlar, üç kuruş emekli aylıkları var, ev kira. Arkadaşın söylediği gibi biz onların umuduyuz ama kendimizden umudumuz yok. Babam dün hiç yapmadığı bir şeyi yaptı;. “Sen bizim umudumuzsun oğlum” diye mesaj atmış. Oturup ağladım.

Sesi titredi. Bir daha yutkundu. Sağına-soluna bakındı ve zorla konuştu.

- Ben nasıl umut olayım şimdi hocam? Benim tek umudum kaldı; o da bu düzenin değişmesi. Böyle giderse diplomalı işsiz olacağız.

- Nasıl bir düzen düşünüyorsun oğlum?

- Bu yaşıma kadar düşünmediğim bir şeyi düşünüyorum artık. Sosyalizm gelsin!

Şaşırdım.

- Sosyalist misin?

- Hayır değilim. Hatta ben Cuma namazlarına falan da giderim. Ama tak etti artık hocam.

 

Diğerleri de söylenenleri onayladılar.

Konuşmasına büyük siyah gözlerini kısarak devam etti:

- Şimdi size sorayım. Kırk yıldır ne için çalışıyorsunuz?

- Bir ev, bir otomobil, sosyal güvence, sağlık hizmetlerim, çocuğumu yetiştirmek ve ona bir gelecek hazırlamak. Bir de yılda bir-iki kez tatil yapabilmek.

- Sistem tüm bunları veriyor olsa kendinizi güvende hisseder misiniz?

- Elbette.

- Çocuğunuz için de bunları garantilese… Okul bitince işini verse, diğer sosyal ihtiyaçlarını karşılasa hala çalışıyor olur muydunuz?

- En azından bu kadar yoğun ve riskli bir hayatım olmazdı. Şimdi bir köy evinde domates fidelerimle uğraşıyor olurdum.

- E işte bu yüzden düzen değişsin ve sosyalizm gelsin istiyorum.

- Yani çaresizlikten sosyalist-devrimci oldunuz. Öyle mi?

Yanıtı kanımı dondurdu…

- Valla hocam, devrim olsun, bu düzen değişsin de ne devrimcisi olduğum hiç önemli değil. Devrim ister yeşil olsun, ister turuncu olsun, ister kırmızı olsun. Sadece bize insan gibi yaşama olanağı versin. Hangi devrim başlarsa peşinden gideriz.

İşte bu cümleden sonra irkildim, korktum. Onlara dilimin döndüğünce devrimciliği anlattım, hayatı anlattım…

Son cümlesinin yanlış olduğunu düzeni değiştirmek istiyorlarsa bir ideolojilerinin olması gerektiğini bu üç devrimin çok farklı yaşamlar getireceğini anlattım.

- Örneğin Humeyni devrimi gibi bir devrimin peşinden de gider misiniz?

- Çare olacaksa gideriz hocam. Kaç gündür buraya geleceğiz, paramız yoktu gelemedik. Üç kuruş para yüzünden bilgiye ulaştırmayan bir düzen düzen midir?

Yeni devrim arayışları yerine yapılmış olan devrimlere sahip çıkıp insanca bir yaşama ulaşabileceğimizi de söyledim. Sadece “haklı olabilirsiniz” dediler.

Çocukları şehre bıraktırdım. Onları yolcu ederken ülkenin geleceğine dair umutlarımın azaldığını fark ettim.

Gençlik bu kadar umutsuz, bu kadar çaresiz olmamalıydı. Gençlik bu kadar ideallerden uzak yaşamalıydı. Nasıl bir gençlik oluşturduk biz?

Gençler sırf umutsuzlukları nedeniyle her türlü devrimin militanı olmayı düşünebiliyorlar. Kafaları çok karışık. Zihinlerinde sapla saman karışmış durumda.

Bu çok tehlikeli bir gidiş değil mi?

Bu umutsuzluklar kullanılarak gençler her türlü yola sevk edilebilirler.

Ben çok korktum! Çok üzüldüm. Umutlarım azaldı.

Gençlere sahip çıkmalıyız, onları böyle umutsuz, böyle naif, böyle çaresiz bırakmamalıyız. Ama nasıl?

Esprili bir arkadaşıma bu olayı anlattım. Şakayla karışık ama, en doğru yanıtı verdi:

- Aslında düzen durmadan değişiyor, ama düzülen hiç değişmiyor. Bundan sonra da değişmez. Gençler işte bunu bilmiyorlar… Bilseler devrimlerin bekçisi olmaya devam ederler hakça bir düzeni yapılmış olan devrimlerin temellerinin üzerine inşa ederlerdi.

 

Askıda geçen askının tersine bu kez umutsuzluk ve çaresizlik vardı.

Oysa umut bittiğinde yaşam biter, gençler bunu fark etmeliler... Hayatın içinde umutlar gizlidir, bunları tek tek bulmak gerek...

Askıdaki umudu okumak isterseniz tıklayın...

MARTILAR ÖZGÜRDÜR bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 90
Toplam yorum
: 1679
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2030
Kayıt tarihi
: 27.05.07
 
 

Yaşayacağım yıllar yaşadıklarımdan daha az... Öyleyse "adam gibi yaşamalı" diye düşünüyorum. Kola..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster