Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Haziran '11

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
1769
 

Aşkın (eski, yeni ve gerçek) Halleri!

Aşkın (eski, yeni ve gerçek) Halleri!
 

Meselâ: Yedi duruş, yedi hal, yedi aşk!


Tarih boyunca romancılar, şairler, düşünürler ve sanatçılar aşktan ilham aldı. Onun hakkında sayısız eser yazıldı ve yazılmaya devam etmekte... Diğer taraftan ise, geleceğe hazırlanan çocuklara, gençlere okul sıralarında ismin hallerinden cismin hallerine kadar birçok hal, durum tıka basa öğretilirken başlarına gelebilecek bu en tanımsız ve sıkıntılı sürece dair hemen hemen hiçbir şey öğretilmemekte! Her nedense o çetrefilli halin halli hayatın akışına bırakılmakta… Şöyle ki;

"Biliriz hepimiz ismin hallerini, / Çekilirler 'yalın' halden 'den' haline. / Cisimleri de öyle, yayılırlar her yana ,/ Katı, sıvı ve gaz halde / Ve renkleri biliriz; kırmızı, mavi, beyaz, pembe/ Hepsi çok iyi bilinir de / Pek bilinmez, öğretilmez oysa ki, aşkın halleri. / Gökkuşağı renklerindeki, o yedi hali..." (İ.Ersin K.)

Peki, "Aşkın temel kuramı nedir?" diye bir soru sorulsa, gelebilecek çok sayıda ve çeşitli yanıtlar arasında sanırım en doğrusu "... İki kişi arasında yakınlık, tutku ve bağlılıkla tam bir adanmışlığın düşünülmesi ve yaşanması..." olacaktır. Kanımca hiçbir insan ilişkisi yapıcı bir sevda ilişkisindeki gibi yoğun, yapıcı, güçlendirici ve geliştirici olamaz.

Günümüzde

Gerçek aşkın olanaksız gibi görünmesinde, karşı cins ile ilgili gizlerin ortadan kalkması, yüz yüze ilişkinin yanı sıra, çok çeşitli ve farklı yeni yöntemlerle de olsa rahat yakınlık kurulabilmesi, cinselliğin çabuk, erken ve tüketircesine yaşanması da sanırım önemli faktörler arasında.

İki kişi arasındaki derin bir kültür ilişkisi, insan olmanın temel koşulu ve eski günlerin hatırlı sözcüğü "aşk" da, kanımca bu tekno-kaotik çağımızda insanlar gibi oldukça bunalımda!

Sırf teknolojiye indirgenen bilim, sırf piyasa ilişkilerine indirgenen insandan-insana doğal alış-verişler ve aşırı maddeci yaşam biçimi aşkın da kimyasını değiştirdi! Şimdilerde çoğunlukla cep-tel aşkları (tele-aşk), internet aşkları (net-aşk) ve işyeri aşkları (büro-aşk) var! Gerisinde 'SMS'ler, 'massenger'lar ve 'facebook'larla beslenen... Her üçünde de sıkıştırılmış zamanlara karşı bir mücadele, dar zamanlarda kısa paslaşmalar var! Oysa kanımca aşk, sevda engelleri hep kanıksayarak aşsa da aslında geniş ve derin zamanları ister ve özler!

"...Geceleri göz kırpmadan sevgilinin düşünüldüğü, hayal edildiği..." ve onun da bunu hak ettiği günler korkarım artık geride kaldı. Bu durumda da daha çok şiir, şarkı, türkü olur ve insanların içi sızlar, burkulur (çoğunlukla da 30-35 yaş üzeri olanlarımızda). Yeni "aşk türleri"ni görüp duyunca, aslında beni ısıtmayan sevgiye sevgi, aşka da aşk demeye pek dilim varmıyor. O nedenle, aslında soyut bir kavram olan, ama psikolojik ve biyolojik etkilerinin çok somut olduğu da aşikâr olan "sevgi ve aşk"ın, eylemle de ısıtması gerekiyor.

Goethe'nin o güzel ifadesiyle "İnsanoğlunun içinde yaşayabileceği tek iklim" dir sevgi ve aşk. Ciddi bir adanmışlık eylemiyle! Oysaki bu iklim günümüzdeki hayatın karmaşası içinde, o toz, duman arasında giderek kaybolmaya yüz tutmakta! (1)

Aşkın 'eski' ve 'yeni halleri' konusunda bu kadar kelâm sanırım yeter. Ya 'gerçek hali'? O da doğal olarak bilimin konusu!

Ya bilim ne diyor?

Fakat aşk yalnızca sanatçıların konusu değil. Bilim insanları da son 50 yıldır sistematik şekilde bu çetrefilli konuyu inceliyor. Psikologlar, âşık olmanın insan duygu, düşünce ve davranışındaki etkilerini daha iyi anlamak için modeller geliştirirken; nörologlar, aşkın psikobiyolojik kökenini keşfetmek adına önemli deneyler yapıyor. Bilim, insanlarla hayvanları kıyaslayarak,’hangi organik süreçler aşkın doğasını idare ediyor’ sorusuna yanıt vermeye çalışıyor. Artık günümüzde aşk bilimi üzerine sıkça kitaplar yazıyor, sempozyumlar düzenliyor.

Bu konuya en az herkes kadar ilgi duyan biri olarak yaptığım araştırma ve derlemeler sonucu Psikolog Orhan Öztürk'ün, aşkı yedi türe ayıran yaklaşımı bana en mantıklısı olarak göründü. Öztürk, “Aşkın yedi hali”nin yüzlerce aşk kuramından yalnızca biri olduğunu da belirtiyor ve aşkın türleri hakkında şunları söylüyor: “Platonik aşklar, patolojik (hastalıklı) aşklar, karasevda gibi durumlar haricinde aşk, iki kişi arasında yaşanan ortak bir süreç. Aynı âşıklar gibi aşklar da doğuyor, büyüyor, şekil değiştiriyor ve ölüyor. Bu aşklarda üç farklı özellik ve bu özelliklerin birbiriyle ilişkisi yedi aşk tipini ortaya çıkarıyor. Bu üç özellik şöyle sıralanıyor: Yakınlık, Tutku ve Bağlılık.” Bu yedi aşk tipini daha iyi anlayabilmek için bu üç temel özelliğin daha detaylı bilinmesi gerekiyor.(2)

Yakınlık: Taraflar arasında kurulan karşılıklı duygusal bağ olarak ifade ediliyor. Yakınlık özelliği sayesinde ilişkide sıcaklık, samimiyet, duygusal destek, iletişim, anlayış, huzur, beraber geçirilen zamandan keyif alma durumları gelişiyor.

Tutku: Tutku aşkın psikofizyolojik boyutu olarak tarif ediliyor. Heyecanlanma, sevgilinin yanında olunca soluğun kesilmesi, kalp çarpıntısı, genel bir uyarılmışlık hali, enerji artışı, erotizm, fiziksel çekicilik, dikkatin sevgiliye odaklanması ve takıntılı şekilde sevgiliyi düşünme gibi özelliklerle kendini belli ediyor.

Bağlılık: Çiftler arasındaki karşılıklı bağımlılık, her şeye rağmen birlikte olmayı isteme, ortak bir hayat hedefi oluşturma ve sürdürme özelliği olarak açıklanıyor. Psikolog Orhan Öztürk'e göre, işte bu üç temel özellikten her birinin tek başına veya diğer özelliklerle birlikte bulunması durumlarında yedi farklı aşk tipi oluşuyor. Öztürk, aşkın hallerinin özelliklerini ise şöyle özetliyor:

Sadece “bağlılık” (boş aşk) :Tutku ve yakınlığın olmadığı, sadece hayat birlikteliğinin olduğu beraberliklerdir. Bu durum özellikle görücü usulü ile evlenme ve beşik kertmesinin yaygın oluğu toplumlarda (ve tabii ki ülkemizde) sıklıkla görülüyor. Bu tip 'boş aşk'lar ilerleyen dönemlerde diğer özelliklerin etkilenmesiyle şekil değiştirebiliyor; aynı şekilde dolu aşklar da zamanla tutku ve yakınlık boyutunu yitirip ‘boş aşk’a dönüşebiliyor.

Sadece “tutku” (deli dolu aşk) : Genelde çoğu aşığın ilk planda ve en heyecanlı hissettiği, cicim aylarının deli dolu yaşandığı, desteğini erotizm ve cinsellikten alan aşk… Yakınlık özelliği de geliştiğinde bu deli dolu aşklar romantik aşklara evrimleşiyor; aksi takdirde yakınlığın ve bağlılığın olmadığı durumlarda genellikle kısa sürüyor. Bu kişiler birkaç gün veya hafta evli kalıp hemen boşanma davası açabiliyor ya da 40'lı yaşlarında beşinci eşinden de ayrılabiliyorlar.

Sadece “yakınlık” (arkadaşça aşk): Yakınlık ve hoşlanma dışında tutku içermeyen, uzun süreli olmayan aşklar. Bu tip aşkta taraflar genellikle partnerlerine ilişkin cinsel çekim hissetmezler. Arkadaşça aşklarda kısa süreli iyi anlaşma, “kardeş gibi sevme”, geçici heves, bittiğinde hemen unutma ama hatırlandığında saygı duyma gibi hallere sıklıkla rastlanıyor.

“Yakınlık” ve “tutku” (romantik aşk): Hem fiziksel çekimin hem de ruhani çekimin yoğun hissedildiği aşklar. Romantik aşklarda duygu yoğunluğu ve sevilen kişinin arzulanması ilişkinin dolu dolu hissedilmesine sebep oluyor. Geçmişteki unutulmayan aşk deneyimleri genellikle bu tip aşklardan kaynaklanıyor. Ancak ne fiziksel çekicilik ne de yakınlık hissi, ilişkinin kalıcı olması açısından tek başına yeterli olmuyor.

“Yakınlık” ve “bağlılık” (dostluğun paylaşıldığı aşk): Çiftlerin birbirine yoğun yakınlık hissettiği, saygı ve sevgi çerçevesi içinde her türlü duygusal ve düşünsel paylaşımın engellenmeden yaşandığı, ancak fiziksel çekimin olmadığı aşklar. Uzun yıllar evli kalıp hiç münakaşa etmeyen, dışarıdan bakıldığında resmiyet görünümünün belirleyici olduğu, dengeli ve tutarlı birliktelikler sıklıkla bu tip birlikteliklerde görülüyor. Zamanla arzu ve fiziksel çekimin azaldığını hisseden çiftler de dostluğun paylaşıldığı aşk evrenine geçiş yapabiliyor. Bu tip durumlarda sadakatsizliklere de sıklıkla rastlanıyor. “Eşimi çok seviyorum ama artık bir şey hissetmiyorum” veya “30 sene beraberlikten sonra artık çekim hissedemiyorum” tarzı ifadelerin bulunduğu bu aşklar kimi zaman aşırı kıskançlıklara da gebedir.

“Bağlılık” ve “tutku” (arzu dolu aşk ): Beraberliği ve evliliği uzun süre devam ettirmenin altındaki temel dürtünün 'arzu' olduğu aşklar. Yakınlık faktörünün olmaması bu tip ilişkilerde ihtilafların ve tartışmaların belirgin olmasına yol açıyor, çünkü taraflar genellikle anlayışsız, bencil, yapıcı iletişim becerilerinden yoksun ve sabırsız oluyorlar.

“Tutku”, “yakınlık” ve “bağlılık” (eksiksiz aşk): Her üç boyutun da tamam olduğu, ideal aşklar. “Mükemmel çift, ruh ikizi, hayatımın aşkı” ve benzeri tanımlamaların yapılabilmesi için tutku, yakınlık ve bağlılık boyutlarının eksiksiz şekilde beraber bulunması zorunlu sayılıyor. Eksiksiz aşk, âşıklara müthiş bir ilişki deneyimi sunuyor. Eksiksiz aşkı elde etmenin zor, ancak devam ettirmen daha da zor olduğu biliniyor. İlişkiyi canlı tutmak için çaba sarf etmek, özverili olmak, etkili ve empatik iletişim sağlamak, sürprizlere açık olmak, cinsel açıdan aktif olmak, saygı ve anlayışı her şeyden üstün tutmak gerekiyor.

Ben şahsen bu sınıflamadaki ilk dört hal (eksik haller) bir yana, özellikle son üç 'hal'in zaman içinde birbirine dönüşme potansiyeli taşıdıkları kanısındayım.

Bunca açıklamanın üzerine son söz olarak ne diyelim, çağın gerekleri ve koşullar ne olursa olsun herkese “eksiksiz” ya da ona en yakın düzeyde aşklar dileyelim.

Kaynakça:

(1) 12 Haziran'a kadar siyasi içerikli yazı yasağı var. Biz de yine "aşk, sevda" üzerine yazalım bari dedik. Bkz. "Aşkın bozulan kimyası!" http://blog.milliyet.com.tr/Askin_bozulan_kimyasi_/Blog/?BlogNo=124771

(2) "Aşkın Yedi Hali Var!.." Bkz. http://www.forumdas.net/psikoloji/askin-yedi-hali-var-sizinki-hangisi-96581/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevdiğim yazarlar düşmüyor posta kutuma. Bu yüzden geç kalıyorum hep... Gelelim aşka... Ve orda kalalım. Aşk, tüm canlıların sahip olduğu bir ruhtur bence. Ruh, aşktır. Ruhsuz insanlar aslında aşksız insanlardır galiba... O güzel ruhunu yansıttığın tüm yazılarının kaynağı da aşktır değerli dost... Sizleri okuyabilmek her zaman bir hayat yolculuğuna benzer bu yüzden...

yeşilsoğan 
 06.07.2011 11:52
Cevap :
Burada hemen herkes aynı şeyden şikayetçi dostum. Neyse, teknik bir sorun galiba! Ama yorum geç olsun önemli değil, söğuk ve gönülsüzce olmasın yeter. Benim gecikmelerim ise daha çök acele etmek kaynaklı :-)) Oğuz Atay'ın 'Tutunamayanlar' da bahsettiği gibi " acele ediyorum o yüzden de çoğu kez geç kalıyorum..." Aşk adamısın can dostum; aşkın en çok yakıştığı adamlardan birisin! Ne türü (yurt, insan, dünya, yaşam aşkı vb.) olursa olsun. O yüzden de bu meseleyi senden güzel yazan az! Bilesin. Bunları yüz yüze konuştuğumuz -ve konuşacağımız- günlerin özlemi ve gönülden sevgi, saygı ve selamlarımla...  06.07.2011 20:57
 

Neler yazılıp çizilmemiş ki bu sihirli kelime üzerine.. Bir nota olarak girip, bir melodi olarak çıkmıştır; bir sazın, bir kemanın teline... Siz o "nota"yı öyle güzel bir şekilde ele almışsınız ki, bize de, zevkle okuyup, tebrik etmek düştü... Saygılarımla...

Eray Ergün 
 01.07.2011 23:10
Cevap :
Aynı notaların, çağlar boyunca, o saz ve gitar tellerinden bazen içli ve acılı, bazen de mutlu melodiler çkartması ne de ilginç bir insanlık serüveni değil mi Eray Bey? Biz de buradaki yazı serüvenimizde ister istemez -bir kaç blogla da olsa- o serüvenin izini sürmekteyiz. Güç, destek ve onur veren övgünüz için de içten teşekkürler ve dostça selamlarımla...  01.07.2011 23:44
 

Off Usta;bunca kafa yorma bunca zorlama bilim adamlarının yada meraklıların işi..:),bu hal bilinir,anlaşılr ve bir şablona oturur hal değildir zannımca.. zamandan mekandan münezzeh anlatılmaz anlaşılmaz bişey..kendinden geçmiş halde yaşanır bir haldir..yani kişiye özel bir hal..:)selamlar

cinford 
 25.06.2011 13:23
Cevap :
Kişiye özel haller bir zincirin halkaları ise bilimsel genelleme de o zincirin kendisidir diye düşündük sevgideğer dostum. Halkalar ve onların özgünlüğü konusunda yerden göğe kadar haklısın, zincirse sağlam olmalı dedik... Bilmem başarabildik mi? Sevgiler ve dost selamlarımla...  28.06.2011 20:55
 

Ne güzel ve samimi anlatmışsınız aşkın hallerini. " Aşk ölümsüz değil, ölümcüldür" diye bir cümle okumuştum geçenlerde, o geldi aklıma yazınızı okuyunca. Kaleminize, emeğinize sağlık Ersin Bey. Saygılar, selamlar...

Özlem Akaydın 
 22.06.2011 22:11
Cevap :
"Aşk ölümsüz değil, ölümcüldür!"; dikkat çekici, hatta çarpıcı bir cümle. Ciddi bir uyarı içeriyor. O kadar kısa ve çarpıcıki bizim yazdıklarımız biraz havanda su dövmek gibi kalıyor değerli Özlem hanım. İçten teşekkürler ve dost selamlarımla...  23.06.2011 15:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 335
Toplam yorum
: 3204
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2374
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster