Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '16

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
34511
 

Aşkın, hüznün ve kederin Şairi; Furuğ Ferruhzad..

Aşkın, hüznün ve kederin Şairi; Furuğ Ferruhzad..
 

Kalbimi bir meyve gibi tüm ağaçların dallarına asmak istiyorum..


"Şiir benim Tanrımdır! İşte ben şiiri bu denli seviyorum.. Gecem, gündüzüm bunu düşünmekle geçiyor. Kimsenin söylemediği yeni bir şiir, güzel bir şiir söyleyeyim diye.. Kendimle başbaşa olmadığım ve şiiri düşünmediğim günüm, anlamsız ve hiç sayılır! Belki şiir görünüşte beni mutlu kılamaz, ancak ben mutluluğu kendim için başka türlü yorumluyorum.. Mutluluk benim için güzel bir elbise, iyi bir yaşam ve iyi bir yemek değil.. Ben; ruhum memnun olduğu zaman mutluluk duyuyorum ve şiir benim ruhumu memnun ediyor.. Şayet insanların elde etmek için çırpındıkları bu güzellikleri bana verseler ve karşılığında şiir söyleme yeteneğini benden alsalar intihar ederim.. Siz benden vazgeçin, siz bırakın ben sizce mutsuz ve aylâk olayım, ancak ben hiçbir yaşamımdan yakınmayacağım!.. " 

Furuğ Ferruhzad, şiire ve doğal olarak sanata bakışını bu şekilde betimlemiş yıllar evvel.. 5 Ocak 1935 günü Tahran 'ın { o zamanlar.. } edebiyat, aşk, ama illa ki araya karışan insan kokusu arasında doğdu Furuğ.. { Kısa bir dipnot, Furuğ, Farsçada Işık anlamına gelir.. }

Babası askerdi ve rütbesi albaydı, annesi ise klan sistemi içinde, asil sayılan Turan Veziri Tebar ailesinin mensubu idi.. Babası Albay Muhammed Ferruhzad, ordudan ve İran 'daki yaşamsal alandan aldığı dominant ataerkil düşüncesini kendi evinde de hâkim kılmıştı.. 

Şiirlerinden anlaşılacağı üzere Furuğ 'un en büyük sıkıntısı babasıydı.. Babasından sevgi, ilgi ve alâka görmemişti. Bu tür durumlarda normâl şartlarda babanın sevgisizliğinden kaynaklanan boşluğu anne doldurur; ancak Furuğ 'da durum böyle olmamıştı.. O, tüm ailesini eleştirecek kadar cesur ve yargılayacak kadar inançla doludur..

"Annemin yaşamı açık bir seccadedir, cehennem korkusu eşliğinde serili.."

Yaşı 16 'ya geldiği ve genç kızlığın keyfini çıkarması gerektiği vakitlerde İran 'ın ünlü simalarından Pevez Şapur 'a aşık olur ve evlenir.. Evlendikleri sırada eşi 36 yaşındadır.. Furuğ 'un kendi deyimi ile bu evliliğe itilme sebebi; babanın yerine geçecek birini arıyor olmasıdır.. Evdeki ve okuldaki baskıdan kurtulmanın yolu bu evlilikten geçiyordur ancak maalesef düşünülen olmaz ve koca evi, baba evinin devamı şeklinde yaşanır.. Ama ne olursa olsun ilk aşkıdır Furuğ 'un..

"Vardı gözlerinde günahların kahkahası,
yüzünde de törensel bir pırıltı,
ve eşliğinde masum dudaklarının gülümseyişi,
gizemli ve asi!.."

1952 Yılı başlarında, ilk şiir kitabı "Tutsak" yayımlanır ve alışılmışın dışında tarzı, başkaldırısı vedâhi kadın olduğunun farkındalığı ile satıra döktükleri Fars edebiyat dünyasında çok büyük ses getirir.. "Seni istiyorum ve biliyorum, asla koynuma alamayacağım! Sen o aydın ve pırıl - pırıl gökyüzünün, ben bu kafeste bir tutsağım.."

1953 'te anne olur ismini Kamiyar koyduğu ve göğsünün sol yanına bastırdığı oğlu sayesinde.. 1954 'te isyan bayrağını çeker ve boşanır, ancak bu boşanma ertesi oğlunu bir daha göremez; şeriat kanunları gereği evlat babaya verilir ve Pevez Şapur, bu yasal ama insanlıkdışı hakkını Furuğ 'a karşı acımadan kullanır.. Şiirlerinde bu acının izlerine sıklıkla rastlanır.. 

"Nigâh kûn ki mum-ı şeb berahı mâ,
çegûne karte katre âb-misaved,
surahiye siyâhı didegânı men,
be lay - lay germ tu,
labeleb ez şerab mişeved,
be ruyi kahvare haye şiir men,
nigâh kûn, tu midemi ve aftâb mişeved!.."

{ Bak, tam karşımızda gecenin mumu,
damla damla nasıl eriyor,
nasıl doluyor ağzına kadar uyku şarabıyla,
gözlerimin simsiyah kâdehi,
senin ninnilerini dinlerken,
ve bak nasıl;
şiirlerimin beşiğine sen doğuyorsun,
güneş doğuyor!..}

İran 'da yaşıyorsanız ve kadınsanız, bu içe kapalı toplumda sürekli sorunlarla yüz - yüzesiniz demektir. Ve Furuğ toplumunun kadın sorunlarını, duyarlı yüreğinin süzgecinden geçirerek şiirlerine taşımıştır.. Şiirlerinde hiçbir zaman mahlas kullanmadan sözcüklerin sessizlikten çığlığa evrildiği kelimeler ile; aşktan, sevgiden, sevgiliden ve en cesuru da cinsellikten söz etmiştir; "Ey kanımın bataklığının altın balığı! Hoş olsun sarhoşluğun, beni içiyorsun.." ve / veya "Vucudunun hatları, benim giysim.." vehatta "Seninle yalnızlığım son buldu, tenimde sevişmenin kokusu kaldı!.."

En ilerici çevrelerde dâhi bir kadının bu konulara kalem oynatması herkesi sarstı.. Eril hegomanyayı çıldırtacak seviyede "Ahlaksız" idi satırları ve düşünceleri.. Şiirlerinde kadın sorunlarına ağırlık vermiş, baskıcı ve yasakçı toplumda kadın olarak yaşamanın zorluklarını gözler önüne sermişti.. 

"Yaşamak belki;
bir kadının hergün filesiyle geçtiği uzun bir caddedir..
Yaşamak belki;
bir adamın kendini astığı bir iptir..
Yaşamak belki;
okuldan dönen bir çocuktur..
Yaşamak belki;
sevişme arasında yakılan bir cigara,
veya bir yayanın şapkasını kaldırarak bir başkasına;
"Günaydın!" diyen şaşkın bakışıdır..
Yaşamak belki;
senin gözbebeklerinde hârab olan bakışımın kapandığı an 'dır,
ve benim onun ay algısıyla karanlık kavramını karıştıracağım duygusudur!.."

Şiirleri birer sanat yapıtı olmasının yanısıra bildiklerini, inandıklarını korkusuzca paylaşarak çağdaşı kadınlara eğiticilik ve rehberlik de yapıyordu.. Şiirleri aşk kadar hüzün ve keder doluydu.. Kapalı ve baskıcı bir toplumda özgür bir kadın olmanın ağır bedeli olacağını tahmin etmişti. Belki de bu önseziştir O 'nu yaşamda aceleci kılan ve yıkılmadık duvar, kırılmadık tabu bırakmamasını sağlayan.. Herşeyi kısacık bir hayata sığdırma çabası içinde aşka saygı duruşundan geri kalmaz hiç; " - Aşktandır.. Tüm yaralarım benim.."

"Ari, aghaz dust dashtan ast,
garche pâyan râh napeydâst,
man b pâyan digâr nayandisham,
ke hamin dust dashtan zibast.."

{ Evet, sevmenin başlangıcıdır bu,
gerçi belirsizdir yolun sonu,
ama ben artık düşünmüyorum bunu,
sevmektir güzel olan çünkü.. } 

.  .  . 

Duvar,
İsyan,
Yeniden Doğuş, 
İnanalım Soğuk Mevsimlerin Başlangıçlarına,

isimli şiir kitapları bu aşk, hüzün, keder ve tutku dolu ve şiirin yanısıra ödüllü yönetmenlik ile sinema, muhteşem fırça darbeleri ile resim, ve satır aralarına hayatı sıkıştırdığı tiyatro alanlarında da emek etmiş kadının 13 Şubat 1967 tarihinde, okul servisine çarpıp çocuklara zarar vermemek adına direksiyonunu kırarak geçirdiği trafik kazası ardından sonsuzluğa kavuşan kısacık yaşamından bize miras kalanlar.. Yaşamının ibret dolu kısacık öyküsü toplumun baskıcılarını o denli korkutmuştu ki Mollalar cenaze namazını kılmak istemeyince; naaşı iki gün beklemek zorunda kalmış ve en nihayetinde bir yazar tarafından namazı kıldırılarak, Tajrish kentinin Zahirüddevle Mezarlığı 'nın topraklarına kavuşması sağlanmıştı..

Bihruz Celali, O 'nun ardından yazdığı kitabında Furuğ 'u tanımlarken; "Sade giyinir ve bilezik takmazdı. Böyle şeyleri küçümserdi. Hayatta tek düşünmediği şey paraydı. Öldüğünde varlığı 37 Tümen, 8 Riyal ve bir paket de sigaraydı.." demiş ya; nasıl da ibretlik, gâm ne hor!..

"Ellerimi bahçeye dikiyorum, 
yeşereceğim! biliyorum, biliyorum.." 

Ölümü dâhi muhteşem satırlar ile selamlayan ay ışığı gülüşlü, güvercin yürekli kadın!
"Kuş ölür! Sen uçuşu hatırla.." dedin insanlığa son demlerinde.. Nerede yürekten gelen bir "Ah!" nidâsı duysak ve matem havası esse; düşersin aklımıza.. Güzel uyu ve sonsuzluktan gülümse bize herdâim; ve kuşun uçuşunu usumuzdan çıkarmadan hiç inanıyoruz elbet; yeşereceksin, yeşereceksin..

"Siz haklısınız!
ben ölümümden sonra hiçbir zaman,
cüret edemedim aynaya bakmaya,
ve o kadar ölüyüm ki,
hiçbirşey ispatlamıyor artık ölümümü.."


26.Ekim.2016
Kerem Porazan

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

paylaşım için teşekkürler... iyi geldi okumak ve tanımak

İlhan Aşıcı 
 28.12.2016 9:49
Cevap :
İlhan Bey.. Zaman ayırdığınız ve ilgi gösterdiğiniz için ben teşekkür ederim.. Bâki selam ve muhabbetle..  28.12.2016 12:40
 

Bazen sanat kederden beslenir, kedere ise sanatla dayanabilir insan. Bazı büyük sanatçıların yaşamı acıyla doludur, Orhan Veli gibi. Ölümü bile başlı başına bir trajedidir bana göre ki epeydir ötelediğim bir blog konusudur aynı zamanda. Bu şairi sizin aracılığınızla tanıdım ve sevdim. Kuşkusuz kendi dilinde sözcüklerin bir ahengi olmalı, başka bir dile çevrildiğinde şiir müziğini yitirir diye düşünürüm, geriye anlam kalır çoğunlukla ki o anlamdır okunur kılan. Bu ayrı ve uzun konu, anlatış biçiminiz hüzün kokuyordu ama kederi yaşamının merkezine oturtmuş bir şair, bir kadın başka türlü de anlatılamazdı belki. Saygılar.

Güz Özlemi 
 31.10.2016 10:04
Cevap :
Sözcüklerin ahengini yaşamının merkezi yapmış bir çok kişinin Tanrısı hüzündür belki de.. Bâki selam ve muhabbet ile..   08.11.2016 9:18
 
Toplam blog
: 59
Toplam yorum
: 97
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 13029
Kayıt tarihi
: 17.12.09
 
 

İmgelemelik 'ten düştüğü 6.Mayıs.Bindokuzyüz... ~ fi tarihinden bu yana; Sonsuzluk 'da insan.. Yüre..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster