Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Haziran '10

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
476
 

Aşkın Çemberinde

Boş sokaklarda yaptığım uzun yalnız yürüyüşün ardından insanların doldurduğu dar bir caddeye girdim. Herkes gözüme tuhaf görünüyor yabancı bir şehirde yaşıyormuşum havası veriyordu. Herkesin gözü üstümdeymiş gibiydi. Dışlanmış bir suçlu edasında o kaba caddeden ara sokağa doğru kaçarak hızlı adımlarla indim. Bir arabanın geçe bileceği kadar küçük eski yapılarla bezenmiş sokağın sonuna doğru ilerledim. Oturup bir yerlerde bir şeyler içmek düşünmek istiyordum ve yine içmek isteği ile yürümeye devam ettim. Sokağın sonunda gözüme bir bar çarptı. Hiç düşünmeden kapısından girdim. Aşağı doğru uzanan, ahşaptan yapılmış girdap gibi dönen uzun bir merdiveni takip ettikten sonra eylemi uygulayacağım salona girdim. Salon mavi, kırmızımtırak loş ışıklarla süslenmiş tavernayı andıran küçük bir yer idi. Burası gizli kaçamakları örten gözden uzak ve tavanı komple camla çevrili göz zevkini bozan bir bardı.

Küçük saçları yana yatırmış zorla ilikletilmiş gömleğiyle boğulmamak için debelenen yüzüne; aklından geçen düşüncelerin yansıdığı, asık suratlı komi koşarak geldi. Beni küçük bir masaya oturttu masalar plastik yuvarlaktı, üstüne bardağın içine koyulmuş solmuş papatyalar, birde yıpranmış eski mönü, mumlukta sonmuş bir mum konulmuştu.

Mönüye bakmadan çevreme bir göz attım. Sadece 3 masa doluydu benimle beraber diğer iki masada çiftler oturmuşlardı. Bir masada genç bir erkek ve kız arkadaşı sarılmış aşkın tadını çıkartıyor. Kimseye aldırmadan bir birlerinin dudaklarına yapışmış ayrılmıyorlardı yasaklara inat. Garson geldi

- Hoş geldiniz efendim.”dedi”

Her zaman ki gibi söylemesi gereken o zora ki hoş geldin izi söylüyor ve ne istediğimi öğrenmek istiyordu. Ona ne söylemeliydim? Kaybettiğim aşkımı, sevgilimi istiyorum desem bana onu getir desem ne derdi bana. Ne kadar istersiniz? Bir porsiyon veya bir kadeh cevabı ne olurdu? Her zaman ki Söylemem gereken kelimeleri sıraladım.

- Bir duble rakı su, buz birazda süzme, bide karşıma bir servis daha aç bir kadehte beyaz şarap getir.”dedim”

Bir deli gibi karşıma kimse olmadığı halde bir servis daha istemiş birde onun içtiği içkiyi vazgeçmediği beyaz şarabını söylemiştim aklımı kaçırıyordum ama vazgeçemiyordum ondan onla kazandığım alışkanlıklardan.

Garson başını öne doğru eğerek

- Olur efendim. Başka bir isteğiniz var mıydı.”dedi”

- Teşekkürler “dedim”

Garson çekilip siparişlerimi hazırlamaya gitti başka bir şeyler düşünmek istiyordum onu kafamdan atmam gerekiyordu ama nasıl olduğunu bulamadım en fazla bir günü onsuz geçirebildim biraz eskiye gitsem iyi olacaktı. Bir askerlik birde unutulamayan okul anıları lise yılları o zamanlar sevmekten korkmayan biriydim onlardan biri aşklarımın en güzeli olanı o saf utangaç olanı Gülşah’ı anımsıyorum kolay değildi yüzündeki, masumiyeti unutmak.

Sinan’la beraber teneffüste duvar dibinde olta atarken çıka gelmişti Gülşah kıza hayranlıkla baktığımı görmüş ki bizim haylaz, bana bu kızla çıkamazsın demişti ben çıkarım o çıkamazsın inada binmiş tüm cesaretimle kıza gidip çıkmanın saçmalığından bahsetmiş ama yinede teklif etmiştim Gülşah tereddütsüz bana hayır demişti hayatımda duyduğum en kırıcı hayırı yıllar sonra bile akla gelecek kocaman bir “hayırı”. Rezil olmuştum arkadaşlar peşimden koşup takılıp sinirlendiriyorlardı. Bu yenilgi içten beni yıkıyor yaralı bir savaşçı gibi kıvrandırıyordu o gün bittikten sonra bir hafta kızı görmedim görmek istemedim her zaman için zor elde edilen şeyler insanı tatmin eder ben bundan bağlanmaktan korktum ki kısa süreli bir bağlılık oldu zor olmamıştı elde etmek. Okul bahçesinde avare dolanırken Sinan’la, birkaç tane kız geldi Gülşah’ın arkadaşlarıydı kızlar. Benden telefon numaramı istediler Gülşah benimle konuşmak istiyordu, ben sevinçten çıldırıyor ama belli etmiyordum. Akşam eve gittiğimde aradı. Benim sevgilim olmayı kabul etti ona hiç sormadım neden ilk teklifimi kabul etmediğini. Artık mutluydum kazanmıştım oyunu keşke her şey oyundan ibaret olsaydı hayat oyundan ibaret olsaydı. Kendime daha çok çeki düzen veriyor saatlerimi aynanın karşısında geçiriyor havalarda uçuyordum kuş gibi, bahsi ben kazanmıştım.

Gülşah değişik bir kişiliğe sahipti benim aksime az konuşan duygularını benim gibi belli etmeyen ama beni hep yanında isteyen bir yapısı vardı. Renksiz bir karaktere sahipti. Saçları kıvır, kıvır sarmaşık gibi, toprak gözleri beyaz teni utanınca kızaran tatlı yanakları, gamzeleri, avucumun içini doldurmaya ince küçük elleri vardı. Çok tatlı bir kızdı ama birçok uyuşmazlığımız vardı. Onu tanıdıkça uzaklaşıyordum…

Garson karşıma servisi açmaya başladı rakımı getirdi buzunu attı açık beyazdan koyu beyaza dönüşen rakımı içmeye başlarken karşımada servis daha açıyordu onun geleceğini bilmeyen garson beyaz şarabı masaya koyuyor solmuş çiçekleri götürüp masaya yeni papatyalar getirip vazonun içine düzenli bir şekilde koyuyordu. Ortasına da tek bir gül koydu, mumu da yaktıktan sonra çekildi ve bana başka bir isteğimin olup olmadığını sordu “teşekkür” ettim.

Karşımda açık bir servis, içki vardı ama onları içen, karşımda gülücükler saçan kadeh tokuşturan vazoda ki çiçekleri kopartıp verebileceğim hiç kimse yoktu.

Yalnız hayaliyle, içmeye başladım bir süzmeyi çatallıyor, ardından büyük bir fırt çekiyordum rakıdan, onu da unutmuyordum kadeh tokuşturuyordum onun hayali ile içmeye devam ediyordum.

Gülşah’la uzun bir ilişkim olmamıştı artı taraflarımız çok azdı bir birimize hiç uyum sağlayamıyorduk iki yabancı gibi.

Ayrılığın hemen ardından yarım kalmış çocukluğuma döndüm öğrenemediğim sevmeyi bir kenara atmış bir top gibi şutlamıştım. Onu bir daha hiç görmemeye çalıştım gözlerin kesiştiği noktalarda kendimi dizginleyip kaçıyordum bir ara teneffüslere dahi çıkmadım. Bu sıralarda dikkatimi bir başka kız çekti Beyoğlu’nda takıldığım kafelerden birinde tanımıştım adı Tuğba’ydı pamuk yüzü sarı saçları omuzlarından aşağı dökülüyor ela gözleri ışıklarlar saçıyor beyaz teni, tam anlamıyla bir tanrıçaydı. İlkti eminim bir kızdan bu kadar çok etkileniyordum sadece adını öğrene bilmiştim tanıyan bir arkadaşıma bana yardım etmesini karşılığında rüşveti bile teklif etmiştim bir pizza kola “O bu kadar ucuza mı?” diye baskı yaptı usta bir pezevenk gibi piyasayı kızıştırıyordu, pazarlık yapıyordu bu pazarlıktan bir gömlek ve yemek kaybettim ama hayatımın aşkını kazandım.

Ağırdan içmeye devam ediyordum gerçektende ben mi sevememiştim onu yoksa omu sevmeyi hak etmemişti. Aylardır bu soru soruyordum deliyim biliyorum bu sorunun cevabını ararken masama bir kız geldi mini etekli saçları siyah, kömürsü gözleri uzun boylu bir kız yüzünde ağır bir makyaj yarı gülümseme yarı içtenlikle;

- Merhaba “dedi”

Benimde ona selam vermem gerekiyordu hiç tanımadığım bir kız güzel, güzelde fiziğe sahipti ama şüpheli bir hali vardı hafif bir sertlikle ürkütmeden

- Merhaba “dedim”

- Kusura bakmayın dakikalardır sizi izliyorum yalnız başınıza oturuyorsunuz ama karşınızda bir servis daha var bide masada içilmeden duran bir kadeh şarap

Masum, masum gözlerime bakıyordu bir şeyler söylememi bekliyordu ne demem gerekiyordu beni terk eden bir kızın anısını hala masamda yaşatıyorum bana boynuz takan o kızı hala seviyorum veya onu neden ilgilendirdiğini ne karıştığını söyleyip kovmam mı gerekirdi yo yapmamam gerekiyordu belki de oturup benle içer birazda olsa beni neşelendirirdi güzel bir gece geçirirdik birlikte (içten buruk bir sesle).

- Hiç fark etmedim kalkmış demek ki dalgınlık işte görememişim.

Kız gülerek yüzüme bakmaya başladı gözleri karşı koyulmaz bir güzellikteydi bende dayanamayıp giriş yaptım

- Siz yalnız mısınız?

- Sayılırım

- Nasıl yani

- Yani terk edildim

Gülmeye başladım oda benim gibi terk edilmişti o kadar çok alışmıştım ki terk edilmeye ayrılığa gülüyordum takmıyordum hatırlamadığım zamanlarda.

Kız yüzünü buruşturup bana baktı.

- Neden gülüyorsunuz çok mu komik terk edilmek

- Bende terk edildim ama aldırmıyorum alıştım

- Sık, sık terk ediliyorsunuz galiba

- Ayda bir oluyor bağımlılık kazandım kusura bakma oturmaz mısınız?

- Tabi nede olsa ikimizde yalnızız bu arada ben Dilara

- Memnun oldum çok güzel bir ismin var senin gibi bende boş ver adımı hiç önemli değil

Klasik kelimelerin hepsini sıraladım havadan sudan güzelliğinden her şeyden bahsetmeye başladık o da bende terk edilmiştik bir birimizi anlıyorduk ama çözüm bulamıyorduk.

Tuğba'yla ilk yemeğe çıktığımızda da bu şekil havadan sudan konuşuyorduk bazen dakikalarca susup çevreye kaçamak bakışlar atıyorduk ama ben çok etkilenmiştim Tuba’dan

Boğazım düğümleniyor onu her zaman yanımda istiyordum yemeği bitirdik birer kahve içtikten sonra kalkmaya karar verdik

- Tuba biraz yürüyelim hava çok güzel

(sanki bu sözümü bekliyordu gözlerinin içi parladı)

- Tabi neden olmasın hem değişiklik olur.

Kafeden çıktık sokağı tırmandık uzun bir yokuşu aştıktan sora istiklal caddesine çıktık mahşer kalabalığı nereye gideceğini bilmeyen insanlar vitrinleri önünü dükkanların içini köşe bucak her tarafı doldurmuş insanlar sanki yer kapmaca oynuyorlardı.

Tuba’nın elini bir ara elimde hissettim

- Birbirimizi kaybetmeyelim bu kalabalıkta “dedi”

- Dimi sonra bir birimizi aramayalım

Tuba’dan aldığım cesaretle elini sımsıkı tuttum işime de gelmişti ona.

Daha yakın oluyordum içimde fırtınalar kopuyor ateşim yükseliyordu istiklalde aşk başka.

Dilara ile muhabbetimiz ilerledi ikimizde birden terk edilişi unutup dalga geçmeye bile başlamıştık.

- Bak bende onu aldatıyorum başka bir erkeğin masasında hem de içiyorum içerimde ona ne

- Yavaş iç tamam yeter bu kadar

Dilara hiç aldırmadan garsonu çağırıp içki tazeliyordu bir büyük beyaz şarap içti daha da içmek istiyordu saatler su gibi geçiyordu farkında olmadan geceyi bitirmek üzereydik hesabı istedim hesap geldi Dilara sızmıştı ne yapacaktım onu burada mı bırakmalıydım bırakamazdım hiçbir yere gidemez di Dilara’yı kaldırıp kollarıma aldım dışarı çıktık bulanıklaşan gökyüzü gölge oyunu oynayan ay kendini yağmurdan korumak için bulutların arkasını saklanıyordu. Soğukta yağmurla beraber gelmişti sokaklar boştu barın önünde bekleyen taksilerden birine bindik “Şoförden Sarıyer’e sürmesini istedim” ve gecenin karanlığına karıştık yollarda taksilerden ellerinde içki şişeleri sızmış ayyaşlardan çöplüğün çevresinde, içinde dolaşan kedi, köpekten başka bir şey yoktu. Sahil boyu devam ediyorduk Dilara kollarımda uyuyordu şehrin ışıklarının vurduğu denizdeki dalgalar usta birer dansçı gibi oynuyor her defasında geçen gemiler bu oyunu bozuyordu.

Eve yaklaşmıştık Dilara’yı uyandırmaya çalıştım ama uyanmadı kollarımda taşıyacaktım şoföre marketin karşısında durmasını söyledim taksimetrenin yazdığından daha fazla verip Dilara’yı kollarıma aldım cebimden zorla çıkardığım anahtarla kapısı ahşap eski küçük köşkün kapısını açmaya çalıştım uzun bir uğraştan sonra başardım tarih bu evde yaşıyordu Sarıyer’in en eski evlerinden di birçok Osmanlı paşası burada oturmuştu.

Lise yıllarında oynadığımız aşk oyunlarından sonra ilk defa gerçek aşka bu kadar yakındım.

Karşımda duruyor bana içtenliğiyle gülümsüyor aklımı başımdan alıyor dahası bana konuşma fırsatı vermiyordu bile gülüşüyle tatlı, tatlı bakışlarıyla aynı lisede aşk yaşadığım kızlar gibi taze saf bir hali vardı nerden çıkmıştı karşıma ölüme gider gibi korkuyordum âşık olmaktan terk edilmekten bağlanmaktan korkuyordum ama dayanamıyordum.

İstiklalin kalabalık sokaklarında ilerleyişimiz devam ediyordu konuşmadan yalnız arda bir gözlere atılan kaçamak bakışlarla yürüyorduk. O an hiç bitmesin isterdim ama bitmek zorun daydı kısa bir süre onu evine bıraktım ilk defa beni orada öptü dudakları ıslak sıcak ve çok etkileyiciydi. Onu seviyordum evet seviyordum. Okula gitme zamanı Sinan’a anlatacak bir şeylerim vardı. Kısa bir selamlaşmanın ardından konuya giriş yaptım kızdan ve geçirdiğim hafta sonundan bahsettim bana neler yaptığımı sordu gençlik, yapmadığım her şeyi söyledim şaşırıp kaldı bir ara bana inanmadığını hissettim. Okul çıkışı Sinan ile birlikte Beyoğlu’na gittik. Aynı kafeye gelecekti Tuğba gelmeden bir şeyler içtik, içtik ve durmadan içtik neden hala gelmemişti. Telefonuna da almamıştım sevinçten yoktu işte çakır kafalarla oradan ayrıldık düşmüştüm yeniden bu çocuğun diline.

Dilara’yı kollarıma alıp yukarı çıkardım kendi yatağıma yatırdım gidip üzerimi değiştim

Tekrar dönüp ona baktım çok masum uyuyordu dakikalarca sandalyede oturup onu izledim.

Bir ara uyanır gibi oldu kalkıp salona geçtim kanepeye uzanıp geçmişi ve şimdiyi düşündüm bu da diğerleri gibi olur mu? Beni terk eder mi? denemeden bilemezdim. Derin bir uykuya dalmışım Dilara’nın “uyan” demesi ile irkildim. Her tarafım tutulmuştu. Uzun zamandır karşı cinsten biri tarafında uyandırılmıyordum.” Günaydın” dedi sanki daha önce hiç insan görmemiştim aval, aval yüzüne bakıyordum bir daha tekrarladı “günaydın” ben kendime yeni gelmiştim. “kusura bakmayın uykumu iyi almadım” dedim “sizi rahatsız ettim böyleyim işte çok içince kaybede biliyorum kendimi” dedi yeniden mi Allah’ım bu kadarı fazla âşık oluyordum karşı koyulamaz bir tatlılığı vardı yüzünde ki masumiyet dilim tutulmuştu bir şeyler söylememi bekliyordu bense gözlerine dalmıştım aralıksız bakıyordum “kahvaltıya ne dersin acıktıysan eğer” gözlerini bana dikti irkilerek “tabi gel mutfağa gidip hazırlayalım” “dedim”. Uzun bir aradan sonra bir kadın girmişti mutfağa hem Dilara mutfağa hem mutfak Dilara’ya yabancıydı. Uzun bir zaman aralığının ardından masaya oturup yalnızca kahvaltımı hazırlayan bir kadını izliyordum. Büyük bir titizlikle hazırlıyordu kahvaltıyı mutfak ona yabancıydı ama o mutfağa yabancı değil gibiydi istediğini elinin altına koymuş gibi bulabiliyordu. Hazır dedi gözlerimin içine bakarak Yine tekrarladı irkildim dalmışım güzelliğine “kahvaltı hazır diyorum “dedi.

Bende şu mutlu dakikalara birkaç kelime söylemeliydim Teşekkür ettim.

_Uzun zamandır kahvaltı yapmıyordum evde

_(Gülümsedi) neden sevmediğin için mi? Yoksa dedi.

_Hayır, epey bir zaman oldu bir kadının bu mutfağa girmeyeli.

Açıkça anlatıyordum yalnızlığımı daha açık mı konuşsaydım yapamazdım. Bir gecelik bir dostluğa, arkadaşlığa sevgiyi gömemem tekrar yüreğime. Düştüğüm deryana rabbim yine üzerimde büyük bir yük kayaların altında kalmışım yok yine derde bir derman.

Düşünceler içerisinde istemese de masayı toplarken yardım ettim. Hiç bir şey konuşmadık. Gözler bile firardaydı karşılıklı.

Lise bitmek üzereydi yaşanan aşklarla birlikte. Ben yine çocuk düşlerin içinde aşkı arıyorum yaşayarak, hissederek.

Sonlara yaklaştıkça heyecan doruklara çıkıyordu çünkü biri vardı bildiğim, gördüğüm ama yaklaşamadığım biri vardı içime işleyen adına takıldım yüreğime kazıya bilmek için. Ulaşamadığım biri vardı ulaşıp kaybettiğim insanlar gibi biri elde etmemem ek için sevmeye çalıştığım biri vardı uzaktan ürkütmeden sevdiğim.

Ne gitmekten bahsediyordu Dilara nede kalmaktan bende sormak istemiyordum yanımda kalmasını istiyordum. Birer kahve yaptı oturma odasına geçtik yaşamın ta kendisiydi odam karma karışık dağınık pantolon, gömlek, ayakkabı, yastıklar, yenmiş bisküvi poşetleri bir tarafta çirkin bir görüntü sergiliyordu.

Biraz duraksadı Dilara sonra birden içini boşaltmaya başladı ”Seviyorum galiba hala onu terk etse de sevmek istiyorum her şeyimi ona verdim en büyük hazinem kalbim dahi onda. Bilmiyorum neden böyle bir insanı sevdiğimi ama aşkımı bırakmamak istiyorum” dedi.

Gözlerimden yaşları bırakmamak için zor tutuyordum kendimi kendi ayağı ile geldi evimde kaldı. Hiç tanımadığı bir adamın evinde kaldı ve bir başkasını seviyor. Korktuğum kaybetme yine karşıma çıkıyordu çember gittikçe daralıyordu. Aşkımı içine alarak ne yapmalıyım şimdi onu evden kovmalı yada sevdasına destek mi çıkmalıyım bu düştüğüm karanlık. Çığlık atmak şimdi Dilara’yı öldürmek dünyada ne kadar Dilara varsa hepsini kurşuna dizmek istiyorum. Kalbimi alıp okşayıp bir kenara atan bütün kadınları öldürmek istiyorum. Yok, oldu, hiç olmayan aşklar gibi. Buda kayboldu, düşlerin içerisinde tıpkı diğerleri gibi. Nedenini hiç bilemeyeceğim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 43
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 598
Kayıt tarihi
: 12.06.10
 
 

1983 Adıyaman doğumluyum. Çukurova Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümünde okuyorum. Adana y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster