Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Şubat '12

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
3146
 

Aşkın felsefesi

Aşkın felsefesi
 

aşkın rengi


Yeryüzü soğumadan, kayalar ve denizler oluşmadan önce aşk ve ateş vardı. Birlikte tutuşan, birbirine sarılıp uzaklaşan alevler, milyonlarca yıl süren bir oynaşma ile yavaş yavaş söndüler. Ateş ve aşk maddenin içine işleyip, özüne süzüldü. Okyanuslar kayalara çarparak işledi aşkı; fırtınalar, kıtalar arasında savurdu. Oluşmanın büyük serüveni bir gün insanı da vurdu kıyılarına.

İnsan , ateşi ve aşkı söze döktü yaşadıkça. Söz, anlam kazandı, derinleşti ve felsefe oldu. Filzoflar varoluşu, varlığı ve zamanı anlatırlarken hep bir özden, bu özü oluşturan ateş ve aşktan söz ettiler. Schopenhauer ''Aşkın Metafiziği'' adlı yapıtında türlerin varlıklarını sürdürebilmeleri için kendi bireylerine kurdukları hoş bir tuzak olarak tanımladı aşkı. Bireyler, coşkulu bir yanılsamayla karşı cinse yönelirlerken, aslında türün sürdürülüşü uğraşına katılıyorlardı. Cinsler arasındaki çekiciliği- Rengi, kokuyu, karşılıklı tutkuyu- aşk ateşiyle geliştirerek türün kendisi dokuyordu. Sanat bu doğal akışın yüceltilmesinin ifade ediliş biçimiydi. Rengin, kokunun ve biçimin peşine düşen bireyler, aşk adına türün özünü tekrarlayıp duruyorlardı kuşaktan kuşağa. Gökyüzünden yıldızları koparıp, sevgilisinin ayaklarının altına ipek bir yol gibi döşemek isteyen liseli aşıkların umurunda bile değildir türün tuzakları. Aşklarıyla yeryüzüne meydan okurken, gözlerini kısıp uzak ufuklara bakarlarken onlar kendilerini yeryüzünün fatihleri sanmayı sürdürecekler, varoluşun gizemli gülümseyişine aldırmadan.

Platon ''şölen'' adlı yapıtında sevgiyi ve aşkı insanın güzele ulaşma çabaları olarak açıklar. Olimpos tanrıları bir şölende biraraya gelerek yiyip içerler. İlerleyen saatlerde içtikleri iksirlerin etkisiyle şurada burada sızıp kalırlar. Şölene çok geciken ''yoksulluk'' yiyecek içecek birşeyler bulamayınca belki de bir şeyler bulaşır umuduyla sızmış durumdaki ''zenginlik'' e sarılıp yanında uykuya uzanır. Karşıt iki gücün uykudaki ilşkilerinin ürünü olarak ''sevgi'' doğar. Platon'a göre sevgi anası gibi eksikli, pis ve düşüktür. Çöplüklerde gezinir, yerlerde sürünür. Bilgelik ve erdemden yoksundur. Öte yandan da babası gibi donanımlı, yiğit, bilge ve yaratıcıdır Güzele ulaşmak için gözüpek serüvenlere atılır; yeryüzünü aşk ateşi ile tutuşturur... Böyle bir karşıtlar birliğidir sevgi. Tanrılara yakıştırılan bu insani özellikler yaşanan her aşkın yapısında biraz bulunur. Hiç bir aşkın gidiş çizgisi dümdüz değildir. Pislikleri de güzellikleri de bağrında bulundurur aşk. Bu nedenle aşk; karanlıktan aydınlığa, çirkinlikten güzelliğe, yosunluktan varsıllığa doğru amansız bir savaşımdır. İnsanlar bu savaştaki kazanımlarına göre aşktan paylarına düşeni alırlar.

Orwel, ''1984'' adlı yapıtında aşkı bireyin direniş ve tutunuşunun son kalesi olarak ele alır. Herkesin sıkı düzen altında tutulduğu, herkesin yıldırılıp sıraya geçirildiği bir toplumda her şeye gücü yeten egemenlerin korktukları tek direniş gücü olarak aşk ayakta kalır. İz sürücüler, kolluk güçleri aşkın peşine düşerler. Son iki insanda -her şeye rağmen- yaşamakta olan gizli aşkı bulup, ortaya çıkarırlar. Bu aşkı da boğup öldürdüklerinde, Hiç bir direnişle karşılaşmadan kurulacaktır düzenleri. İnsan aklının anlamakta zorlanabileceği en ağır işkenceleri dayatırlar aşka. Orwel'e göre insanların aşkları da düştüğünde kurulacaktır faşizm. Çünkü aşık insan daha iyi , daha yaşanılası bir dünya için direnir.

Küreselleşmeninkaçınılmazsonucu olarak gittikçe köşeye sıkıştırılan, yalnızlaştırılan günümüz bireylerinin de sığınabileceği son kaledir aşk. Nihat Behram' ın deyişiyle; '' Kim ki düşürürse elindeki çiçeçi/ o çiçek, ezilir yokolur bu hengamede '' Herkes sımsıkı kavradığı sevgilerine, aşklarına sahip çıkmalıdır. Şiirlerini ve aşklarını yitiren bireyler sürü toplumlarının bireylerine dönüşürler.

Uğruna savaşlar çıkartılan, taht kavgalarına girişilen ya da tahtlardan vazgeçilen aşk; binlerce yıldır ayakta duran anıtları ve anlamlı çizgileriyle tarihte de yerini alıyor. Kanuni Sultan Süleyman önceleri gözdesi sonradan da eşi olan Hürrem Sultan'a Fuzuli'nin dizeleriyle diz çöküyor: '' Cana meylin varsa, hükmeyle teslim eyliyem / Şah sensin, ben senin bir bende-i fermanınem. '' Kanuni'nin babası Yavuz Sultan Selim de yeryüzünü titrettiği sıralarda bir güzele kendi dizeleriyle yakınıyordu: '' Şir'ler çarpışırken pençe-i kahrımda / Bir gözleri ahuya zebun eyledi felek. ''

Zaman padişahları da, onları süründüren dünya güzellerini de alıp götürdü. Herakleitos'un da belirttiği gibi her şey akıyor. Geçmiş zamanların destansı aşklarına günümüzde -artık- rastlanılamıyor. Yine de birlikte tutuşan birbirine sarılıp uzaklaşan alevler üretecek yeryüzünündelik deşik bağrı. Geride Fuzuli' nin binlerce yıl da geçse yankılanacak sesi kalacak: '' Aşk imiş her ne var alemde, /İlm bir kıyl-ü kal imiş ancak. ''

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazılarınızı takipteyim Ahmet bey bu yazınız üzerine yorum yapmak isterdim ama öyle kısa geçilecek bir şey değil bu..saygılarımla..

hülya yavuz 
 29.02.2012 2:26
Cevap :
Şu ana kadar yazabildiğim 15 yazıya 15 de yorum geldi. İlk kez siz '' kim, neyin bilincinde tartışalım'' diyorsunuz. Benim de istediğim bu: İşlemeye çalıştığım konulara ilgi çekip, konuyu birlikte tartışmak. Ele aldığım konular az okunup, işleniyor. Milliyet blog grafiklerine göre yazılarımı daha çok üniversite mezunları, erkekler ve 40 yaş üzeri okuyormuş. Fesefe tarihinde kadın filozofların yok denecek kadar az olmasınahep şaştım. Kuçuradi var son yıllarda.facebookta konuyubirlikte işleyebiliriz.ah_sagl@hotmail.com Saygılar.   29.02.2012 16:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 31
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 637
Kayıt tarihi
: 11.01.12
 
 

Anadolu'da yoksul bir bozkır kasabasında doğdum. Yoksul, acı, zor bir çocukluk ve gençlik yaşadım..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster