Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '14

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Aşkın gerçek mi?

Aşkın gerçek mi?
 

Kaynak: İnternet


Ortalık yalan dolandan geçilmiyorken insanın canı sıkılıyor; başka bir mecraya kafa yorsam diyorsun, hatta tam da hafta sonu gelmişken biraz ikili ilişkilerden falan dem vuran bir yazı yazsam… Ohh mis!

Börtü-böcek-çiçek tarzında derken kelebeklerle başlayan ilişkilerin akrep sokmuş halleri aklıma geliyor birden! (Akrep sokmuş bir insan gördünüz mü, bilmiyorum, ben gördüm. Bir okul arkadaşım vardı, yanağında kocaman bir çukur! Kızlar birbirlerini överler de çirkin olan bir şeyden asla bahsedemezler. O zamandan belliymiş biraz absürd olduğum; kibarca sormuştum, “Akrep sokmuş çocukken” demişti, soktuğu yeri oyup da zehiri boşaltmasalarmış ölürmüşüm…”

Şimdi ne yapıyordur bilmiyorum; tek bildiğim yanağında kocaman bir iz taşırken okulda başarılı olan bir kız çocuğunun, muhtemelen, şu an yaşamın anlamını benden daha önce çözdüğüne olan inancım…

Akrep sonrası yaşama dönüşün mutlaka bir armağanı vardır!

******

Bisiklet kullanırken kumlu zeminden kaynaklanan düşüşlerimiz olmuştu; dizlerimiz yara bere… Sarı renkli antiseptikler vardı, toz halinde, onlardan serpilirdi… Bir haftayı falan bulurdu yaranın iyileşmesi, kabuk tutması, falan…

Sonrası aynen devam!

Güzel günlerdi vesselam…

******

İnsanların içlerine işleyen yaralar ille de akrep, ille de düşme gerektirmiyor, elbet.  Hoş, ileride yaşayacaklarımız bazı şeylerin yanında pek naif kalsa da bazı yaşanacak şeyler de pek naif gibi görünen gerçeklerden pek de hazin sonlara vesile oluyor!

Mesela, bir kız çocuğu olarak yedi yaşımdan beri bisiklet kullandım. Hem de o vakitler öyle çocuk bisikletleri falan yok; iki çeşit bisiklet var: Biri erkek, biri kız için olanı.)Yurt dışından getirilen bisikletler de vardı arkadaşlarımızın bazılarının altında belli yaşa uygun, o başka…)

Yedi yaşımı ya tamamlamıştım ya da tamamlamak üzereydim, kuzenlerimin bisikletlerine fazlasıyla özenmekteydim.

Rahmetli babam pat diye kırmızı bir Bisan bisiklet getirmişti, karne hediyesi miydi, hiç hatırlamıyorum. (Karne ile ilgili hiç sıkıntım olmamıştı ki!)

******

O kocaman kırmızı bisikleti kullanmamı babam öğretmişti: Hep önüne bak kızım, korkma! Bak, ben seni tutuyorum, başını dik tut ve önündeki yola bak!

Çevir pedalları kızım, korkma!

******

Pedalları hep çevirdim korkmadan; baktım gidiyorum, seslendim: Baba, tutmuyor musun beni?

“Gerek yok ki kızım” dedi, sen gidiyorsun zaten!...

******

Bazı babalar kızlarının özgürce gitmesinden memnunluk duyar; direksiyona hakim olmasından, iki tekerlek üzerinde dengede durmasından…

İleriye özgürce bakmasından…

Bilirler ki bisiklet üzerinde güvenle oturup da direksiyona hakim olan kızları yaşamlarını da aynı beceri ile düzenlerler!

******

Bazı oğulların anneleri öyle değer verirler ki oğullarına, öyle korkarlar ki başlarına kötü bir şeyler gelmesinden, bisiklet dahi aldırmazlar babalara.

Ya düşer, ya bir tarafı yaralanır falan diye…

(O oğullar gizli-saklı, arkadaşlarına yalvar-yakar, bisiklete binerler. Ne hikmetse, korkudan mıdır bilinmez, acemilikten mi, vallaha da düşerler! Artık gerçeği mi söylerler, yalana mı başvururlar, bilinmez!)

******

Gün gelir o oğul ile o kız bir araya gelir, misal… Bir aşk başlar… Kelebekler dolaşır etraflarında, bir gökkuşağı eksiktir; gerçi umurları bile duymaz!

Aşk ya da aşk sandığımız şey bir bütünü oluşturmaktır!

Farklı kutuplar birbirlerini çeker derler, yanlıştır diyemem; tamamlanmak adınadır belki tüm yaşananlar; bilmediğin bir yer, bir duygu, bir düşünce nasıl çekici ise…

******

İkili ilişkiler evlilik ile devam etme anlamında start alır. Normal şartlarda bu böyledir lakin bizim gibi ülkelerde sevişmeye resmi olarak izin vermektir!

Avrupa’da insanlar seviştikten sonra evlenmeye karar verirler, bizde sevişmek için evlenirler!

Avrupa’da insanlar sevdiklerinin başarılarından dolayı mutlu olurlar, bizde “G.tü havaya kalkar” endişesi hakimdir!

Bizim ülkemizde kadın erkeğinden dayak yer, dayak olmadı sözel tacize uğrar, tecavüze… Boğazına bıçak dayanmadığı sürece gıkını çıkartmaz; çıkartanlar da bir türlü korunamaz zaten… 

Ancak öldürüldüklerinde gazetelerin üçüncü sayfalarında yer alırlar; maksat haber olsun!

******

Sevgililer günü yaklaşıyor ya, her yer aşk böcüğü kıvamında; sevgiline bilmem ne hediye alırsan bilmem kaça bölünecek, tarih 31 Ocak!

31 Ocak sonrası kredi kartlarına taksit yapma durumu hükümetin aldığı kararlardan dolayı düşürüldü ya; sevgililere son şans diye kıvranıyor satıcılar!

******

Kimse çıkıp da “Ekonomik problemleri biz vatandaşlara yüklemeyin!” demiyor!

Üç lira zam yapılan emekliler de seslerini çıkartmıyor!

Yaşlarını başlarını almışlar, gariplerim, biliyorlar ki ne yapsalar işe yaramaz!

Üçü-beşi bir araya gelip de “Bu maaşlarla geçinemiyoruz” dese, en azından bir Toma, elli polis müdahale eder!

******

Ne diyordum, ikili ilişkiler falan… Aşk, meşk…  

Yalansız… Çıkarsız…

Naif…

(Naif ne demek biliyor musunuz, saf, çocuksu, doğal)

Hani; bir çocuğun kelebeği ilk gördüğü anki coşkusu gibi… Gökkuşağının altından ilk geçişi, ilk kez denize ayağını sokuşu gibi…

Yosun kokusunun ciğerleri mutlu etmesi, kumların ayak parmakları arasından kibarca akması gibi…

******

Çocukluğunda kendine güvenen anne-babasının evlatları özgüvenlidir, özgüvenli insanlar başkaları ile yarışmayı sevmez, karşısındaki insanların eksikleri ile uğraşmak bir yana, görmeye bile tenezzül etmezler! Değil ki konu edip hatta üstüne katıp da malzeme etmek!

Maalesef, bazı insanlar başkalarının eksikliklerini kendilerini önemsetmek amacıyla kullanırlar. Başarırlar mı? Kendileri gibi olanları belki…

(Hoş, onlar birbirlerinin dillerinden iyi anladıklarından pek sanmıyorum ya, neyse…Yine de eğilimleri var, bir şekilde!)

Hah işte, yalan-dolan almış başını giderken, ikili ilişkilerin saflığından dem vurmak mümkün müdür?

******

Kaç kız ve kaç genç erkek mutsuz evlilikler yapmadı? Kaçı gerçekten mutsuzdu aileler karışmasaydı? Karışan aileler konusunda bir araştırma yapılsa ve sorulsa: Çocuğunuza bisiklet aldınız mı? Bisiklete binmeyi öğrettiniz mi diye!

Karşılaştırmak gerekir: Bisiklete binmeyi öğrenen ve öğretilmeyenlerin evlilik durumları nedir diye!...

******

Bisiklet bir araç, elbet, bir nevi turnusol kağıdı; çocuğuna ne kadar güvendiğinin, kendi yolunda gitmesine ne kadar izin verdiğinin bir göstergesi!

Babası tarafından bisiklete binmeyi öğrenen kızlar anneleri tarafından bisiklet alınması yasaklanan erkek çocuklarının en beğendikleri kızlar oluyorlar. Kimi karşısındakini beğenmiyor, kimi beğeniyor. Aşk falan derken ille de evlilik gündeme geliyor.

O kız ile evlenen erkek kendini bir şey sanıyor; bisiklete mi biniyordun, hah! Sevsinler seni! Yahu, sen nesin ki?

Falan filan…

******

Yaralar dedim ya, bedene iz bırakanlar üzmüyor insanı çocukluktan geliyorsa eğer, neredeyse bir şeref madalyası gibi taşınıyor; hey gidi günler, hey!

Ruha darbeler, mesela söz ile, mesela bir başkasına bakan göz ile, mesela inandığın kişiye inancını yitirme durumunda kalmalar… Ahh, ne zor! Konduramazsın bir türlü! Yok saysan, nafile! Gönül gözü gördü bir kere!...

******

Yalnızlığı seçen kadınlar babaları tarafından bisiklet kullanmayı öğrenen kızlardır!

Ne aile ne de mahalle baskısı üzerine binemez; direksiyonu eline almayalı yıllar olsa da, sevgi-aşk uğruna, pedala basmaya bakar! Yürür gider!...

Babasından görmediği küfürü, dayağı sineye çekmek de bir yere kadardır, adı aşk olsa da!

******

Tüm bunlardan sonra aşk-sevgi falan diye devam etsem…

İnanan çok olur!  Aynen benim gibi! Ooo, benim gençliğimde de benzer şeyler vardı: Bu kadar çirkef değildi elbet, lakin hep “bizimki çok özeldi” dedik. Öyle cep telefonları falan da yoktu, yalnızca “ Güven” vardı; şahsen, evlendiğim adam tarafından yanıltılmadım.

Sonrasını bilemem…

******

Yalnızlığı seçen kadınların hayatlarında mutlaka kendilerini yaralayan bir şeyler vardır; bir ihanet de olabilir, bir hiç sayılmak da…  Canları mutlaka yanmıştır; yoksa hiçbir kadın ailesini durduk yere dağıtmayı göze almaz!

 

Http//twitter.com/Gulgunkaraoglu

gulgun_2006@hotmail.com

SAHAFÇA bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1337
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster