Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Kasım '09

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
705
 

Aşkın yeni sureti

Başka bir yastıkta kalmış kokun, başka bir düşe girmişsin geçen gece… Haber aldığımdan beri, saçımın her teli ile sana olan bağlılığımı önce çözdüm, sonra her bir teli tek tek kopardım. Çıkardım üzerimdeki ahlak elbisesini, kapat dediğin düğmeyi açtım. Göğsümden buram buram kan kokusu geliyordu, yüreğim kanıyordu, açık olsun yaram dedim, hiç değilse unutmam, arada bakar bakar seni de anarım.

Fark etmeye başladım, daha doğrusu fark etmeyi öğrendim etrafımda bana değen gözleri ve o gözlerin ne dediğini. Ve anlamayı öğrenmeye başladım birde. Sen asla inanmazdın fark etmediğimi, gözümün görmediğini bana değen gözlerin ve etrafımda olup bitenlerin. Ama görmeliymiş insan, görmeliymiş ki, çivi çiviyi söksün! Kopartmamak lazımmış yaşamdan kendini, kendi dünyanda ne kadar mutlu olsan da! Sen haklıymışsın, eğer birine körü körüne bağlı bir yaşamı olurda ve evinin önünü süpürürse insan, bir gün ya da bir gece kendi evinde ısınamadığında, kapının önündeki çöplükten birkaç çer çöple günübirlik ısınabilirmiş insan, geceyi yinede sıcak geçirebilirmiş. Sen haklı çıktın lazımmış, kapının önünde, kenarında işine yarayacak ve kolay ateşlenecek ve sen istediğinde sönecek insan kılığında omurgasız solucanların olması. Mutlu ol işte, yine sen haklı çıktın. Ve neden kapının önünü temizlemediğini şimdi anladım senin.

Başka bir yastıkta kalmış kokun, başka bir düşe girmeye meyil etmişsin geçende. Beni son gördüğünde benden başka bir koku aldın mı? Derimi yüzdürdüm bende geçenlerde, senin üzerime sindirdiğin kokunu silip atabilmek için ve tabi bu yetmedi, hemen geçer mi böyle bir koku? Bende her gece alkolle siliyorum, bir de acılarım uyuşsun diye. Amma uzun anlattın deme şimdi, o kadar uzun ki gece nöbetlerim, kelimelerimi doksan dokuza tamamlayarak, ya sabır çekmeyi öğrenmeye çalışıyorum. Bak yine tutmadı sayı, kaldım yetmiş iki de! Terk edip giden sevgilinin ardından nasıl ferahlar insan diye bakınıyorum sürekli. Hastalanıyorum galiba, neren ağrıyor deme hemen, bilmiyorum. İçimde bir şeyler oluyor, sanki ruhum hala yalnız da bedenim birden fazla gibi. Sanki damarlarım bir ağaç dalı, meyve vermeye başladı gibi. Ağaç dalları içimde olduğundan, içim karışık, midem bulanıyor hep, çok üşüyorum bir de. Vücut ısım çok yüksek. Göbek deliğimin altından başlayan kahverengi bir iz arıyorum her gün kendimde, eğer görürsem bileceğim ki, damarlarım meyve vermeye başlıyor. O vakit herkese şimdiden söyle, kimse kızmasın bana, ömrümde bir dikili ağacım olmadığından ve bir meyvem olsun diye çok istediğimden, o ağacın dalını budayamam, hemen meyvemi sahiplenecek bir ağaç bulacağım! Diyeceğim bu dal benim, meyve senin! Dedim ya çıkardım ahlak elbisemi bende. Şimdiye kadar boşa yüklenmişim, hiçbir işe yaramadı boşuna külfet! Etraf kendini insan sanan organizmalardan geçilmezken, fazlaca insan olmak, beni yaşlandırdı baksana yüzüme, gözüme!

Başka bir yastıkta kalmış kokun! Başka bir odada daha önce başının değmediği bir yastığa düşmüş saç telin, onu getirdiler bana! Hatırlasana, birini tanımıştım diye anlatmıştım. Sevdiğinin saç teli yere düşmüş taraktan, eğilip almıştı, kimse üzerine basıp geçmesin diye. Aynaya döndüm senin saç telin elimde, sen benim değil saçımı toplamak, üzerime basıp geçtin, başka yerden elime gelse saç telin çok mu? Hiç değilse sahip çıktım bende! Onca geçen zaman içinde bana yazdığın birkaç satırı okudum, yazmışsın bensiz uyuyacaksın öyle mi diye? Senin yaşamındaki değerim yastığının yanıymış ne kötü! Ya da yazmışsın benim için yaptıklarından dolayı çok teşekkür ederim diye. Senin için değerim sana yaptıklarımla ölçülmüş de fark etmemişim. Aşk böyle bir şey de ben mi bilmiyorum? Aslında sen en başında ne güzel tanımlamıştın. Karşılıklı fayda ve memnuniyet ilişkisidir diye. Sana verdiğim fayda ve memnuniyet kadar mıydı yani aşk? Ve şimdi o fayda ile memnuniyeti veremez olmuşum ki, bunlar geldi başıma. Onca zamanı birlikte geçirdik, o kadar çok şey bilmene rağmen, herkese bir şeyler öğretmene rağmen, bak; benim içimdeki kız çocuğunu hala yetiştirememişsin! Öğretememişsin aşk hakkında bildiklerini! Benim omurgam var! İnsana benzer bir organizma da değilim. Aşk yakınımda olmasa da, izi var ya, ben o sebeple o aşka yüzümü döndüğümde, insanım! O aşkın dışına çıktığımda ki, yeni yeni çıkmaya başladım. Omurgasızlar gibi olmayı seçiyorum. Bir düğmemi daha açıyorum, bana baksınlar bende o bakışları okuyayım ve içimden geleni söyleyeyim diye. Dünyanın küfrünü edeyim de içim rahatlasın yüreğimden gelen kan kokusu boğsun öldürsün herkesi diye. Ben ölüyorum ya, herkes ölsün artık! Bencil olmayı da öğretemedin bana! Şimdi öğrenirken çok sert olduğumu biliyorum, ancak bu yüzyılda, insana verilen değer, hediyelerle, çiçek demetleri ile harcanan çok sıfırlı banknotlarla olduğundan ve ben çok geride kaldığımdan hızlı koşuyorum, diğer kadınlardan eksiğim olmasın diye. Bak bir tek taş bile almadın bana! Şöyle içimden geldiği gibi tam yeri tam zamanı diyerek ataydım yüzüne beni bırakıp giderken! Anlataydım eşe dosta nasıl o yüzüğü fırlattığımı! Bunu bile yaşatmadın bana! Pırlantalar dizmedin önüme her doğum günümde, sevgililer günü için incelikler yapmadın, ya da her yıl dönümü için özel bir senaryo tasarlamadın! Arabalar göndermedin, bir yerlerden aldırmak için, hastayken ben kılını kıpırdatmadın, telaş etmedin, gururla anlatacağım hikâyem olmadı hiç beni şöyle düşünür, böyle önemser diye! Ne eksiğim vardı? Şimdi bunların peşine düştüm artık bende!

Bunların bende olmayışına karşılık bende olan fazlalıklardan kurtuldum, dedim ya boşuna yük! Kimsenin işine yaramadı, kimse kıymet bilmedi. Ahlak neymiş, sadakat neymiş, paylaşmak neymiş, almadan vermek neymiş, beklememek neymiş, paraya pula mihnet etmemek neymiş, istememek neymiş, özel günler unutulunca küsmemek kapris yapmamak neymiş, kadınlığın fıtratında var denilen şeylerden egoyu arındırmak neymiş, sevip adanmak neymiş, aldatılıp kandırılıp yok saymak neymiş? Koskoca bir hiç! Derin bir yalnızlık! Kendinden tüketmekmiş! Değer ölçeğimi değiştirdim ya kıymetim arttı şimdilerde!

Buzdolabımda kalmış bir şeftali yedim az önce. Turfanda desen turfan mevsimi değil, mevsimin sonu olsa gerek. Zaten ben hep mevsimlerin sonuna yetişirim. Vakti geçmiş olur her şeyin. Senin de baharını görmedim hiç. Bir sonbahardın kapıma geldiğinde, şimdi kışa döndün ayazında öldürdün beni. Sonbahar bana ne zaman iyi geldi ki, sen iyilik getirecektin.

Şimdi uzaktan işaret et, bu benim eserimdir de olur mu? Beni de koy referansların arasına! Unutmadan bir de, zaten benim birlikte olduğum her kadın bana âşık olmuştur de! Bana da hiç, senin yerin başka deme, ben yerimi hiç göremedim de bulamadım da yıllar yılı senin elinde… Hep örtülüydüm yüzüm, hep arkanda gizliydim, ne bana sunduğun sadakatmiş, ne de bıraktıkların. Ama aşkı öğrenmek istersen yine de, ya arada bak yüzme, ya da yakınıma geldiğinde kokla beni. Aşkın kanattığı yüreğimin kokusunu çek hücrelerine genzin yansın alkol kokusundan! Kıymet bilmediğin aşkın yeni suretini seyret, ya da bir gece daha vereyim sana aşkın bedeninden! Nasılsa değdiğin ve değeceğin her beden için aldığın ah varken benden, benim ikramımdan zarar görme!

Tıkılıp kaldığım tek kişilik hücremde, her gece yüreğime sıktığın mermilerin kovanlarını topluyorum, eritiyorum ateşte, yeniden kurşun dökmeye çalışıyorum, senin bileğinin yetmediği yerde kendimi vurmak için! Ve her gece anyı türkü dilimde ;

*

sönsün ateşim
ele yak aşk odumu
savur at külümü
yellere karışır tufan edeyim
sürmeden yüzümü ben sana
uzaktan iman edeyim.

Şimdi otur ağla! Sen nasıl bu hale geldin diye! Ben de sana, yaşa da gör diye dua edeyim, acılarım uyuşsun diye avuçladığım her kadehte!

*Değerli Üstad Mazlum Çimenin bestesi ve eşi Yasemin Göksu sözleridir*

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Meriç Hanım; Öncelikle yaşadıklarınız için üzüldüm. Ancak bu tür hikayelerde biliyorum ki hep yaralananlar vardır ve her yaralananın aynı zamanda yaralayan olduğu bilinmez. Yorum yapan arkadaşlara sorarım ben şimdi; Siz hep yaralananmıydınız? Eğer bu dünyada bu kadar çok yaralanan var ise, bunca yaralananı kim yaraladı? Kimse sorsanız yaralı? Nerde bu seri katil ? Ben cevap vereyim. Sensin katil, benim, onlar, yani biz yani hepimiz. Yani hep kendimize yonttuığumuz hayatın kıymıkları batan ellerimize, yani kanayan yanlarımıza bıçakları biz soktuk, yani biz sıktık kurşunları göğsümüze, yani biz açtık düğmelerimizi biz kapattık, yani siz birileri için değil kendiniz için açın düğmelerinizi yedirebilirseniz kendinize... yada kendiniz için kapatın düğmelerinizi adamlık sayın olsun bitsin. Yorumlarkende bir kez durup düşünün nolur... Bu erkeklerin hepsi aynımı? Bu yüreklerin hepsi yaralımı ve her yaralının başında hıçkırarak ağlanır mı? Ben hiç bir çivinin başka bir çiviyi söktüğünü görmedim

Celalettin KANDEMİR 
 06.01.2010 1:41
Cevap :
Celalettin Bey, Bırakın böyle düşünmeyi derim siz bahsı geçenlerden değilsiniz ki, böyle sinirlenmişsiniz! Bazılarına fazla gelir kadınlık! Şımarır! Almasını bilir de, kadının ne yüzünü okşamayı bilir ne yüreğini! Yalan ve oyuna mahkum bir ömür, gizli bir serüvendir kapı eşiğinde aşk onlar için! Dört metrekareden dışarı çıkmaz! Kadında bunu aşk sanar ve herşeye inanır! Sonra adam üst üste oyunlara başlar ve bu kadının gözünden kaçmaz ve adam kaçıp gitmeyi seçer çünkü ipliği pazara çıkacaktır. Adam gider pazarcılar bağırır! Busu da vardı, şusu da vardı diye! Kadın sanki o adamı hiç tanımadığını düşünür ve sonra ne yapar biliyor musunz? Açar o düğmeyi, aynı anda üç tane tek taş sahibi olur ve hiç birşey vermeden... Eğlenmektir aşk! Adamın herkese dağıttığı lila boncuk gibi! Çivi çiviyi sökmez, sadece kadının artık kalbi sökülmüş yeri de boş kalmıştır! Neden boştur? Bİr defa daha ismi adam olan birine kanmamak için! Bu kadınların hepsi böyle kötüdür! Size denk düşmez inşallah...  20.03.2010 2:52
 

Sayın yazarım hıçkırarak okudum yaşanmışlıklarınızı...neredeyse sizinkine tıpatıp benzeyen bir hikayede ben yaşamıştım yakın zamanda...ama tam 3 yıl geçti ve anladım ki aşık olduğum adamında dışardaki omurgasızlardan bir farkı yokmuş..! benim sevgiyle bakan gözlerim onu ilah yapıyormuş,sevgim kalktığında hiç bir farkı kalmamış omurgasızlardan...Şimdi artık yaşatacaklarımdan tanrı onu sorumlu tutsun..acıttığı kadar acımadan dinmez öfkem !sevgiyle kalın

rukiye görmüs 
 18.11.2009 10:26
 

Belli ki kızgınlıkla yazılmış. Demek ki iç çok yanmış.. Demek ki ne arzulara gem vurulmuş, ne bakışlar yanıtlanmamış geçmişte.. İşte şimdi çivinin çiviyi sökmesi vakti ! Artık kapatılmak zorunda kalmayan düğme ! İstediğiniz buydu belki de.. "Ohh be.." diyebilmek.. Ama bu kızgın günler geçecek. Olmadığınız sizi yaşarsanız bu günlerde, pişmanlıklar yaşamanız kesin sukunette.. O olmayın ki siz kalabilin.. Mutlu yarınlara.. Ata Kemal Şahin

Ata Kemal Şahin 
 16.11.2009 8:36
 

Selamlar sevgili Meriç hanım, bu kadar yürek burkan, iç acıtan, gönlü sevgi ile yüklü bir yazıyı yazmak için herhalde yaşamak gerekir diye düşünüyorum. Umarım böyle acılar yaşamamışsınızdır. İnanır mısınız? Çok etkilendim, tebrik ediyorum. Tabii ki yaşananlar için değil. Selamlar saygılar değerli yazarım.

Mustafa Tarkan 1968 
 16.11.2009 8:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1112
Kayıt tarihi
: 05.07.09
 
 

Akademik olarak Alman Dil Bilimcisiyim. Eğitim alanında serbest olarak faaliyet göstermekteyim. Geli..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster