Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '11

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
872
 

Aşklarımın özetini dosya kağıdına çıkardım

Aşklarımın özetini dosya kağıdına çıkardım
 

Bu yazıda geçen olaylar ve kişiler hayal ürünü değil tamamen gerçektir:) 

Aşkın adını ilk duyduğumda beş altı yaşlarındaydım. Mahalledeki büyük kızlar hep ondan bahseder, aşık oldum ben ya deyip dururlardı. Aşk olunan bir şeydi demek ki doktor olmak, öğretmen olmak gibi diye düşünüp büyüyünce ne olacaksın diye soran teyzelere aşık olacağım diye cevap verirdim. Sonra mahalledeki kızların aşk kelimesini Oktay kelimesiyle beraber kullandıklarını fark ettim. Aşk bizim mahalledeki camcı Oktay abi miydi? Aşk bir insan olabilir miydi? Müthiş bir hayal kırıklığına uğramıştım. 

Ne olduğunu hep merak ettiğim aşkla tanışmam ilkokul yıllarında oldu. Öğretmen onu yanıma oturtmuştu. Aşk; esmer, şişman, fırça saçlı bir çocuktu ve ne zaman öğretmen bizi azarlasa içini çeke çeke ağlar; ağlarken sümüğü balon gibi şişerdi. Bir gün, acaba o sümük balonu bizi yutacak kadar büyüyebilir mi diye çocuğun suratına aval aval bakarken o:"Ne bakıyorsun salak şey"deyip araba şeklindeki teneke kalem kutusunu kafama geçirdi. O an fark ettim ki aşk insanın canını feci acıtan bir şeydi ve ondan uzak durmak gerekirdi. 

Aşk ikinci kez on yaşındayken yazın gittiğimiz camide bizi hocadan gizli minareye çıkaran bir o kadar cesur bir o kadar pörtlek gözlü ve bir o kadar çırpı bacaklı çocuk olarak karşıma çıktı ve bana eskisi kadar kötü davranmıyordu artık. Hatta camiden kaçtığımız günlerde beni bisikletinin arkasında gezdirirdi. O zaman aşk benim için özgürlüktü, cesaretti ben arkasındayken ellerini salabilecek kadar çılgın sevgilimin belinden tutabilmekti. Taa ki bisikletten düştüğümüz ve çocuğun kaşının yarıldığı güne kadar. Benim de dizim kanıyordu ama onun kaşı fecii haldeydi, kan gözünün içine doluyordu sanki. Pek bir şey fark etmemişti önce ebleh ebleh sırıtıyordu elini başına götürünce gerçekle yüzleşti ve ağlamaya başladı, o ağlarken ben donup kaldım çünkü sümüğü balon gibi şişmişti aşkın canımı ilk kez acıttığı gün olduğu gibi. Çocuğu orada o halde bırakıp eve gittim ağlaya ağlaya uyumuşum. Sonra onu görmemek için birkaç gün evden çıkmadım , camiye tekrar gittiğimde oradaydı kaşının üstüne kalın bir bant yapıştırmışlardı. Çocuklara, hadi minareye çıkalım diyordu salak akıllanmamıştı. 

Aşkla bir dahaki karşılaşmam on dört yaşında oldu, orta üçe gidiyordum. Bu sefer aşk arıların bacaklarını koparan, sinekleri kalem ucuna geçirip, ahahaha sinek şiş yaptım diyen sivilceleri olmasa yakışıklı bile sayılabilcek adamım metalciyim ben anladın mı diye gezinen bir çocuktu. Ve bütün iğrençliğine rağmen ben ve sınıftan bir kaç kız daha ona deli gibi aşıktık. Ayy arılara ne güzel işkence yapıyor canımm benim deyip bütün iğrençliklerini hayran hayran seyrederdik. Ta ki çocuğun liseli bir kızla konuştuğunu ve bizim için sınıftaki kızlar yer cücesi dediğini duyana kadar. O an fark ettim aşk rekabetti 

Gerçek bir aşkın ne olduğunu öğrendiğimde ise on altı yaşındaydım, yaz tatiliydi ve her zamanki gibi dedemlerde kalıyordum. İzmirden yakışıklı bir çocuğun mahalleden birinin evine iki haftalığına misafir olarak geldiği söylentisi vardı. Böyle bir dedikodu her an diken üstünde yaşamak demekti, acaba yakışıklı çocuk nereden çıkacak diye sürekli sağı solu kesmekti . Bütün kızlar gerilimli günler yaşamaya başlamıştık ve dedemin kiraz bahçesinden döndüğümüz bir gün çıktı karşıma üstümde eski bol bir kot teyzemin çamaşır suyu dökülmüş gömleği ayağımda kenarı yırtılmış bir terlik vardı. İlk karşılaşmamız benim için yer yarılsa da dibine girsem rezilliğinde olsa da o halinden memnun gibiydi, arkadaş olmuştuk. Hatta geceleri mahallenin tüm gençleri toplandığımızda bize şişe çevirme oynamayı teklif etti, oyun oynarken diğerlerine çaktırmadan şişenin hep benim önümde durmasını sağlıyor ben de onu öpmek zorunda kalıyordum. Bir defasında tam yanağından öpecekken kafasını çeviriverdi. İki gün sonra uyandığımda gittiğini öğrendim, artık aşk Doğuş'un gamsız vicdansız ben sensiz ne yaparım şimdi şarkısını bağıra bağıra söylemekti. 

Sonra aşk çeşitli şekillerde çıktı karşıma ve ben büyüdükçe o küçüldü, küçüldü. O küçüldükçe başka başka kelimeler büyümeye başladı bu defa . Kıskançlık, ihanet, hırs, inat sonra sorumluluk ciddiyet... 

Eee sonuç mu 

Büyüyünce diğer her şey gibi aşkta bir moka benzemiyor arkadaş 

İYİ SEYİRLER:) 

Nonethelessh, Muharrem Soyek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

O zaman ben hiç büyümeyeyim ya.. Büyük olmak çok sıkıcı oluyormuş bazen :))Hatta 18'ime geleyim kalayım orada. Ne iyi olurdu.

bayan mavi 
 28.09.2011 14:59
Cevap :
valla en iyisi büyümemek:))  28.09.2011 19:37
 

aşk hiçbir zaman bir şeye benzemiyordu fakat biz görmüyorduk

ARZU AVCI 
 18.05.2011 13:42
Cevap :
sanırım öyle  18.05.2011 17:06
 

Bir önceki yorumum ne şekilde geldi bilmiyorum, bitmeden yolladım sanırım:)) Neyse özetle şunu demiştim, ilginç bir yazı, çok güldüğüm yerlerde oldu, tabii ya aynen böyleydi dediğim yerlerde. Burnundan balon şişen çocuğa aşk:),hem de ikinci kez aynı sahnenin tekrarlanması:) Uzun lafın kısası, özlük sözler çok güzel kondurulmuş:)

mea culpa 
 18.04.2011 22:45
Cevap :
Teşekkürler :)) meacık naçizane işte yazdık bir şeyler kendine çok cici bak  19.04.2011 0:08
 

içinde İzmir ya da İzmirli olmayan bir aşkı aşktan saymamak gerek:) Finale ekleme yapayım: Bütün aşklar çiçek isimleriyle başlar, hayvan isimleriyle biter. Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 17.04.2011 19:21
Cevap :
:)  17.04.2011 19:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 341
Toplam mesaj
: 34
Ort. okunma sayısı
: 1388
Kayıt tarihi
: 30.03.11
 
 

Buraya  cancanlı şeyler yazmayı çok isterdim ama ortalama bir memur maaşıyla geçinen evli ve çocu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster