Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Şubat '18

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
49
 

Aşksız Bir Dünya Olmayacak!

Aşksız Bir Dünya Olmayacak!
 

Söyleşi: Tekgül Arı  

         “Türkiye toplumunda geçer akçe olan değerler ve ilişki biçimleri neyse okul ve öğretmende yansıyan da odur.”

“Mehdi ve Mesih”, “Lağımpaşalı”, “Başbakan’ın Günlüğü” ve “Kıranlar Kırılanlar Zamanı” adlarını taşıyan fabl türü romanlarının ardından, öykülerini derlediği “Allah Dedi Üstad-ı Azam”la okurun karşısına çıkan Atalay Girgin ile yayınlanan son romanı “Aşk Mavidir Öğretmenim” üzerine söyleştik.

Girgin’in ilk kitabı  “Öğretmen; Düzenin Duvarındaki Tuğla” kitabını da okumuştum. Sistem ve sistemin kendine entegre etmeye çalıştığı öğretmenin eleştirisi oldukça etkileyiciydi. “Aşk Mavidir Öğretmenim” kitabını raflarda görünce şaşırmadım, çünkü Atalay Girgin, düzenin duvarında tuğla olmamak için mücadeleyi seçmiş bir felsefe öğretmeniydi.  Romanı okuduğumda, okul, öğretmen, öğrenci ve sistemin dayattığı eğitim ilişkisini, kurguladığı karakterlerin üzerinden edebiyat disipliniyle verirken Türkiye’deki mevcut eğitim sisteminin ve öğretmenin gelmiş olduğu durumu da okura güçlü karakterler üzerinden gösteriyor. Öyle sanıyorum ki roman okurları, bilmediklerini öğrenecekler, bildiklerinin de aslında bilmedikleri olduğunu görecekler. Her roman gibi çok katmanlı bir yapıya sahip olan Aşk Mavidir Öğretmenim bağlamında yer alan her katmana, her konuya değinemesek de Girgin’le uzunca konuştuk bu konuları.

 

- Önceki romanlarınızın aksine, Aşk Mavidir Öğretmenim’de karakteriniz hayvanlar değil insanlar.  Merak ettim: Artık fabl türü yazmayacak mısınız? Yoksa Kemeutopyalılar’a ara mı verdiniz?

Hayır… Elbette yazacağım. Ancak fabl türü öykü ve romanlar, nedense birçok insanda masal algısına neden oluyor. Masalların da yetişkinler değil de sanki yalnızca çocuklar için yazıldığının düşünülmesine… Bu sorun birçok başka sorunla birleşince Kemeutopyalılar roman dizisindeki kitapların hem arafta kalmasına hem de okurla buluşmasına engel oldu. Oysa bu dizi bir masal değildi. Aksine fablın ironik anlatısıyla örülü siyasal ve felsefi bir çalışmaydı. Dolayısıyla Kemeutopyalılar’a şimdilik ara verdim. Ancak bu dizi benim ilk göz ağrım ve en kısa zamanda yeniden döneceğim.  

 

-  İçinde dört uzun öykünüzün yer aldığı ve özellikle kitaba adını veren, bir tür novella olarak değerlendirilecek “Allah Dedi Üstad-ı Azam” ile “Anarşist Öğretmenin Veda Hutbesi”ni “Aşk Mavidir Öğretmenim”i yazmaya iten bir geçiş olarak değerlendirmek mümkün mü?

Yalnızca adını andığınız öyküler değil. “Allah Dedi Üstad-ı Azam”da yer alan diğer iki öykü de olay ve kişileriyle insanlar üzerinden kurgulanıp anlatılmıştır. Ele alınıp işlenişleri, gelişmeye açık oluşlarıyla neredeyse dördü de romana teşnedir ki bildiğiniz gibi novelladan romana uzanan yol çok da uzun değildir. Bu anlamda öyküleri kısmen de olsa Aşk Mavidir Öğretmenim’e bir geçiş, romanlar arası bir soluklanma olarak değerlendirmek de mümkündür.

 

- İlk romanlar otobiyografiktir” denilse de sizin ilk romanlarınız için böylesi bir sonuca varmak mümkün değil.  Ancak son romanda öğretmen oluşunuzu dikkate aldığımda,  acaba otobiyografik özellikler taşıyor olabilir mi? Eğer öyleyse sizi,  roman kahramanlarından hangisinde bulabiliriz?

Haklısınız. Şu ana kadar yazdıklarımın, hele hele Kemeutopyalılar kapsamındaki romanların otobiyografik nitelikte olmadığı açık. Ama bunun yanı sıra şunu da söylemek gerek: Her yazar zamansal ve mekânsal anlamda kendi gerçekliğinden, içerisinde yaşadığı çevrenin, toplumun, çağın olaylarından beslenir. Onlardan olumlu ya da olumsuz etkilenir. Tepkiler verir. Onlar karşısında üzülür, sevinir, kızar, küfreder, öfkelenir. Yazdıklarında şu ya da bu oranda olup bitenlerden, dahası kendinden izler vardır. Bu açıdan değerlendirildiğinde, romanda, tanıklıklarımdan, yaşantılarımdan izler var. Hatta şu kadarını da belirteyim: Romanı okuyanlar, bazı kahramanlar için sergilenen özellikler, anlatılan olaylardan hareketle “Aaa! Ben bunu tanıyorum. Bu şu!” da diyebilir. Beni tanıyanlar, olaylar karşısındaki tutumlarımı bilenler, benden izler de bulabilir. Ne var ki bunlar romanı otobiyografik olarak nitelemeye yeterli değildir. Dahası roman kahramanlarından hiçbiri de ben değilim. Galiba otobiyografik bir roman yazmak için kendimi ne yolun başında görüyorum ne de yolun sonunda… Kim bilir, belki bir gün yazarım.

 

Atalay Girgin: Okul mücadele alanıdır.

 

- Öğretmen ve okuldan söz etmişken şunu sormak istiyorum: Genelde var olan öğretmen ve okul algısıyla, gerçekten var olan okul ve öğretmen arasında büyük farklar var mı?

Hem de çok! Öğretmene ve okula ilişkin geçmişten gelen ve şu ya da bu oranda hala etkisini sürdüren algı ile gerçeklikte var olan öğretmen ve okul arasında büyük bir uçurum vardır. Aslında öğretmenin ve okulun işlevi dünden bu yana fazlaca değişmemiştir: Öğrenciyi siyasal-ideolojik, kültürel ve ekonomik anlamda istenen doğrultuda biçimlendirmek. Değişen olumlu ya da olumsuz olarak onlara atfedilen değerdir. Okul sistematik yapısı içine aldığı herkesi biçimlendirmeye yönelir. Öğrenciden önce de öğretmeni biçimlendirmeye girişir. Sonra da her ikisi elbirliği içinde öğrenciyi yoğurmaya girişirler: Onları, yani öğrencileri bazen başarılarından dolayı övüp göklere çıkararak, bazen tehdit ve cezalandırmaların hedef tahtasına dönüştürerek, bazen yerin dibine geçirircesine aşağılayarak, bazen de küçük ayrıcalıklarla muhbirleştirerek, istendik davranışlara yöneltmeye çalışırlar.

- Veliler bu durumun farkında değiller mi?

Yalnızca veliler değil, çoğu insan bile farkında değildir bu durumun. Farkına varanların da önemli bir bölümü bu durumu görmezlikten gelir ya da meşru görür. Günümüzde özellikle çocukları için gelecek kaygısının sarmalına düşmüş, çaresizlikten eğitime ve okula can simidi gibi sarılan velilerin çoğunluğu ise gerçeklikte ne yaşandığından habersizdir. Çünkü var olan gerçekliği sorup sorgulamaya girişen, ne olup bittiğini anlamaya çalışanların sayısı yok denecek kadar azdır. Bu durum yalnızca veliler ve öğrenciler için değil, ne yazık ki öğretmenlerin çoğunluğu için de geçerlidir. Velhasıl, okula ve öğretmenlere ilişkin var olan algı ile gerçeklikte yaşanan arasında oldukça büyük fark vardır. Algı bir yana, aslında okulda ve öğretmende yansıyan, onların içerisinde bulunduğu toplumda egemen olan ilişkiler ve erozyona uğrayan değerlerdir. Toplumsal ve kültürel anlamda çözülen ve çürüyen günümüz Türkiye toplumunda geçer akçe olan değerler ve ilişki biçimleri neyse okul ve öğretmende yansıyan da odur.

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 102
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 1414
Kayıt tarihi
: 26.04.08
 
 

Felsefe öğretmeniyim. İzmir'de görev yapıyorum. Edebiyat, felsefe, eğitim ve politikaya ilişkin yazı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster