Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mart '11

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
660
 

Aşktan artakalan…

Aşktan artakalan…
 

Aynada makyajını silerken “Tebrikler” dedi. “Bugün çok başarılıydın, onun karşısında güçlü ve magrur kadını oynarken. Oskarlık bir performanstı sergilediğin. Gözünden tek bir damla yaş bile gelmedi. Peki onun karşısında ağlamadın, ağlamamalıydın. Artık ev de ve yalnızsın hala neden ağlayamıyorsun? Kime, neyi ispatlamaya çalışıyorsun ki? Hala anlayamıyorsun değil mi, kendine nasıl ihanet ettiğini? Şu haline bak, kendinle ilgili beyninde oluşturduğun imajlar yüzünden ayrılık acısını bile dolu,dolu, özgürce, dibine kadar yaşayamıyorsun. Bu yüzden de yaşadığın her şey, hep eksik, hep yarım. Hepsi içinde tutuklu. Hepsi senin tarafından tamamlanmayı, en sonuna koyacağın noktayı beklerken, her gün biraz daha çürüyorlar. Kendini her geçen gün biraz daha dolan, bir duygu çöplüğüne dönüştürdüğünün farkında değil misin?” Gözlerini kapattı. Ellerini avuç içleri, ağzını ve burnunu kapatacak şekilde yüzünde birleştirdi. İşaret parmaklarıyla bir türlü boşalamayan göz pınarlarına dokunurken, önce içinin çekildiğini hissetti, ardından dizlerinin bağı çözüldü. Son bir hamleyle lavaboya tutunmaya çalışsa da, yerdeki paspasın üzerine yığıldı.

Televizyondaki sunucu kızın söylediği “Bizim nesil aşkı Aysel Gürel şarkılarından öğrendi” cümlesini duyunca gülümsedi. Aşk, acaba öğrenilebilen ya da öğretilebilen bir şey miydi? Başkalarının anlattığı aşk, senin yaşadığın, yaşayacağın aşka benzeyebilir miydi? İnsan beynini sürekli başkalarının aşka dair anlattıkları ile doldurduğunda, kendi aşkını ne kadar gerçek, ne kadar doğal yaşayabilirdi ki? Beynine yığdığı ona dair bunca düşüncenin hiç etkisinde kalmadan, kendini onların tüm etkilerinden arındırıp, kendi aşkını en doğal,en içten, kaynağı tamamen kendisi olan duygularla yaşayabilir miydi?

Telefonun acı acı çalan sesi onu bu düşüncelerinden uzaklaştırdı. Telefonunu kaldırdığında hiç tanımadığı ağlamaklı bir sesle karşılaştı. “Bitti” dedi karşı taraftaki ses. “Sonunda bitti.” Onu tanıyamasa da anlattıklarına müdahale etmek, sözünü kesmek istemedi. Konuşmaya ihtiyacı olduğu belliydi. Sustu. Onu sessizce dinlemeyi seçti. “Bana ne dedi biliyor musun?” diye devam etti anlatmaya. “Sen sandığın kişi değilsin. Ben sandığım kişi değil mişim. Sadece beni sevsin istedim. Beni sevmesi için bildiğim her şeyi denedim. Kendimden bile vazgeçtim. Onunla birlikte olana kadar sadece kendi hislerinin peşinden giden beni, değiştirmesi için ona izin verdim. “ ansızın durdu. Kısık bir sesle emin olabilmek için sordu. “Nilüfer sen misin?” Artık susamazdı. “Yanlış numarayı aradınız galiba. Konuşmaya ihtiyacınız olduğunu düşünerek…” diyebildi sadece. Karşı taraf daha fazla bir şey söylemesine izin vermeden telefonu kapatınca, o da kapatmak zorunda kaldı. Birden Tülin geldi aklına. Bugün ögleden sonra onu hiç iyi görmemişti şirkette. İşten fırsat bulup, bir türlü konuşamamıştı onunla. Numarasını çevirdi ve açmasını beklemeye başladı.

Gözlerini açtı, banyodaydı ve yerdeki paspasın üzerinde yatıyordu. Yavaş yavaş yerine gelen bilinciyle, bayıldığını hatırladı. Doğrulmaya çalıştı. Biri yatak odasındaki telefon inatla uzun uzun çaldırmaktaydı. “Yoksa…?” diye düşündü, heyecanlandı…

27 Kasım 2008
Haşim Arıkan

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Okurken çok heyecanlandım :) Devam etseydi ya biraz daha.. :)

Cassiopeia 
 09.03.2011 15:55
Cevap :
Çok teşekkürler...  09.03.2011 23:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 1899
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1077
Kayıt tarihi
: 05.02.07
 
 

Kimliksiz bir yazanım aslında... Bazen benim, bazen senim, bazen de herhangi biriyim. Belki d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster