Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Nisan '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
393
 

Aslan ya da kedi olmak

Doğum ile ölüm arasında geçen zamanda yaptıklarımız, bizi tarihsel bir kahraman da yapabilir, silik bir gölge de. Eylemlerimizle Ormanların Kıralı Aslan da olabiliriz, evin Pisi’si de. Tarihe bıraktığımız iz, altın harflerle yazılmış bir başarı öyküsü de olabilir, kara bir leke de. Ne olacağımıza biz karar veriyoruz, bu tam anlamıyla böyle.

Ne ekersek onu biçeriz.

Aslan olmak için ihtiyacımız olan tek şey biziz.

Kimse bir başkasını kral yapmaz, bu güç kimde varsa kendisi için kullanır.

Kral olmak için kendi düşünce ve duygularımızdan başlayarak, söz, davranış ve alışkanlıklarımıza hakim olmamız gerekir.

Kendini bile yönetecek iradeyi gösteremeyen, bir ülkeyi yönetemez.

Gerçekten de kendini en iyi yöneten, En iyi Kral oluyor.

Fakat Kral olmak zordur. Çünkü kendine hakim olmak öyle basit değildir.

Kendini yenmek, binlerce kişilik bir orduyu yenmekten daha büyük bir zaferdir.

Oysa kedi olmak kolaydır.

Kedi olmak için mazeretler de çoktur.

Şartlar,

İmkansızlıklar,

Başkalarının yaptıkları,

Başkalarının yapmadıkları,

Eğitim koşulları,

Altyapı sorunları,

Coğrafi engeller,

Ekonomik sorunlar,

Bütün bunlar bizim dışımızda gelişen olumsuz koşullar.

Şayet bunlar olmasaydı biz son derece başarılı olabilirdik.

İşte görüldüğü gibi, bizim hayatımızı bizim dışımızdaki her şey etkiliyor ve yönetiyor.

Sadece biz etkileyip yönetemiyoruz.

Oturarak başarıya ulaşmış tek canlı Tavuk’tur. O da yumurtlar.

Oyun masasında, televizyonun karşısında tembellik ve aylaklıkla kimse başarı sağlayamaz.

Şartlarımız, eylemlerimizin sonucudur.

Bizim dışımızda hiç bir şey bu koşulları değiştiremez.

Gerçekçi olmalı ve dışarıya bakıp suçlu aramak yerine AYNAYA BAKMALIYIZ.

Temiz bir aynanın karşısına geçip kendimize baktığımızda, hayatımızdaki bütün başarıların da başarısızlıklarında sorumlusunu buluruz.

Bir suç varsa, suçlu da aynadakidir.

Şimdi diyeceksiniz ki; İsviçre veya Japonya gibi zengin bir ülkede doğmak ile Hakkari’de doğmak arasındaki farkı nasıl kapatırım. Oralardaki refah, zenginlik, eğitim ve ilerleme fırsatlarına karşılık burada sadece zorluklar, dağlar ve sınırlı kaynaklar var.

Bu bir fırsat eşitsizliği değil mi?

Evet o ülkeler bizim ülkemizden zengin, oradaki herhangi bir il bizim ilimizden zengindir. Ancak bu refah farkı oraların şartlarının bizimkinden kolay olmasından kaynaklanmıyor.

Bu iki ülke de bizim yaşadığımız bölgeden daha zor tabiatlara sahiptirler.

Aramızdaki tek fark, düşünce ve davranış tarzlarımız.

Biz bu gün onlardan bu kadar gerideysek, bunun tek sebebi, bizim atalarımızın onların atalarından aylak ve tembel olması. Tıpkı şimdi bizim onlardan aylak olmamız gibi.

Bizim atalarımız da bizim gibi mazeret üretirken, onlarınkiler sadece çalıştılar.

Şimdi de aynı şey olmuyor mu? Biz zor şartlar karşısında acizliğimizi sağa sola küfür ederek yansıtırken, onlar yine çalışıyor.

Biz hayatımızı okey masalarında tüketirken onlar durmadan çalışıyor.

Japonya’da işçileri fabrikadan zorla çıkarırlar, dinlenin diye, tatil yapın diye zorlarlar. Biz ise çalışma saatlerinde bile kaytarmanın binlerce yolunu buluruz.

Aynaya bakıp şu gerçeği görmeliyiz ki; şayet tavuk olsaydık oturarak başarıya ulaşırdık.

Ama tavuk değiliz.

Aslan olmak isteyenin mazeret uydurmaya hakkı yoktur.

Mazeretler kediler içindir.

Bir de Kedi olduğu halde kendini Aslan sananlar vardır. Onların durumu ise çok vahimdir. Çünkü kedi postu içine bir aslan sığdırmak oldukça zor olsa gerek.

Ürettiklerimiz bizi belirler.

Kedi yada aslan olmak, hayata geçirdiğimiz, icra ettiğimiz eylemlerle ölçülür.

Şimdi gelin hep birlikte aynaya bakalım.

Kendi durumumuzun sağlıklı bir analizini yapalım.

Şimdi kendimiz için,

Geleceğimiz için,

Çocuklarımız için,

Bir şeyler yapma zamanı.

Kendimizi, çevremizi ve geleceğimizi olumlu yönde değiştirmek için çalışalım.

Herkes yapabildiğinin en iyisini yaparsa, şartlar değişir.

Fırıncı daha iyi Ekmek, Terzi daha iyi dikiş, Doktor daha iyi teşhis, Çiftçi daha iyi mahsul için çabaladıkça ilerleme sağlanır.

Hepimizin bireysel olarak da toplumsal olarak da yapabileceğimiz birçok şey vardır.

Bireysel olarak yapabileceklerimizin yüzlerce katını ise ekip sinerjisi içinde başarabiliriz.

Bedenimizdeki milyarlarca hücrenin her biri aslında bir bireyselliğe sahiptir. Her birinin bireysel olarak sürekli yaptıkları bir çok faaliyet vardır. Ancak insan bedeninde milyarlarcası bir araya gelip uyumlu bir ekip çalışması yaptığında, ortaya Dünyanın en gelişmiş organizasyonu çıkmaktadır. Gerçekte insan milyarlarca hücrenin uyumlu organizasyonundan oluşmaktadır.

Bu organizasyonun içinde bencilce davranan ve çoğalan hücrelere ise kanser denir.

Kanser hücreleri yok edilmezse beden ölür.

Elbette beden ölünce kanser hücreleri de ölmüş oluyor.

Bu nedenle hiç birimizin bencilce davranmaya hakkı yok. Faydası da yok.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 631
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

1968 Hakkari doğumluyum. Elektrik Önlisans, Halkla İlişkiler Önlisans, İktisat Lisans, Sosyoloji ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster