Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

GAZETECİ YAZAR ASLI MERCAN SARI

http://blog.milliyet.com.tr/aslisari

22 Mart '18

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
170
 

Aslında 7 Kitabın Babası, Yazar Yunus Karaçöl ile Sizler İçin Sohbet Ettik

Aslında 7 Kitabın Babası, Yazar Yunus Karaçöl ile Sizler İçin Sohbet Ettik
 

Yazar Yunus Karaçöl


Merhabalar; yazarlar ve genç kalemler köşemde başarılı, kalemi güçlü yazar Yunus Karaçöl vardı. Yunus Karaçöl, ilk olarak ilkokul 5. sınıfa giderken şarkı sözü yazarak ve bu edinime akabinde ilk kitabı Aşk ve Acı romanını lise 1. Sınıfa giderken basılan yazar Yunus Karaçöl, on iki yaşından beri çıktığı o güzel yolculuğunu, mesleğini, kendisinin kaleme kâğıda olan aşkını, kitaplarının içeriği, son zamanlardaki çocuklara yönelik istismar ve hayatına dair bilinmeyenlere dair sohbet ettik.

         Yunus Bey öncelikle yazın yolculuğuna on iki yaşında başladığınızı duymuştum, bununla ilgili biraz bahseder misiniz? Aslında ben sizi dinlemek istiyorum akışı bozmak istemiyorum ara ara sorularım olacak size.
          Evet, Aslı Hanım, on iki senedir yazıyorum. Yazarlık merakım aslında hiç yoktu, yazar olacağım diye bir hayalimde hiç olmadı Daha sonra soyadımın anlamını araştırmaya başladım, onu not aldıktan sonra kendime engel olamadığımı sürekli bir yazma isteğinde olduğumu fark ettim ve istemsizce yazmaya devam ettim. Sonrasında bu güzel yolculuğun içinde kendimi buldum.

          Yunus Bey, siz aslında farklı bir bölümden mezunsunuz, değil mi?
           Coğrafya öğretmenliğinden mezunum ancak gönlüm hep oyuncu olmadan yanaydı ancak kısmet olmadı…

          Sohbetimize sizi tanıyarak devam edebilir miyiz? Yunus KARAÇÖL kimdir?
          Yunus KARAÇÖL: kimliğe 18.08.1989 yılında kaydedilmiş ancak kesin doğum tarihi hakkında bilgisi olmayan Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesi Kucak köyünde gözlerini dünyaya açıp "Merhaba ben geldim!" Diyen aslında küçüklüğünden beri sakin yapıda biridir. İlkokul, liseyi Iğdır'da okuyan daha sonra gönlü konservatuvarda olmasına rağmen coğrafya bölümüne gidip bitirdikten sonra Türkiye'deki diğer okuyan gençler gibi işsizlik kervanına katıldıktan sonra askere asteğmen olarak giden şu an Hakkâri’de Kuzey Irak sınırında görevinin başında 4 eseri yayımlanmış, Bir kadın kaç mezar? Adlı polisiye serinin son kitabını yazıp bitiren garip bir yazardır.

          Peki, yazarlık merakınız nasıl başladı? Bu mecra ile ilgili serüveniniz nedir?
           Yazarlık merakım aslında hiç yoktu, yazar olacağım diye bir hayalim de hiç olmadı. İlkokula giderken "Bilim gazetesi" adıyla kendimce bir gazete hazırlıyordum. Sırf eğlence olsun diye içinde şiir, kısa hikâye, fıkra, bitkilerin faydalarını vs. yazıyordum. Daha sonra soyadımın anlamını araştırmaya başladım, onu not aldıktan sonra kendime engel olamadığımı sürekli bir yazma isteğinde olduğumu fark ettim ve istemsizce yazmaya devam ettim. Ortaokuldan liseye geçişte ilk kitabımı yazmaya başladım. Böylece yazarlığa değil de yazmaya ilk adımı böylece atmış olmanın heyecanıyla edebiyat dünyasına küçükte olsa bir giriş yaptım ve o günden sonra sürekli yazdım...

         Sizi yazmaya özendiren ya da yazmayı sizin için gerekli kılan sebepler neler?
         Beni yazmaya iten ya da özendiren şey aslında kalabalığı ve konuşmayı çok fazla sevmememden kaynaklanıyor sanırım. Yazarlık aklınızdan geçen düşüncelerinizi kâğıda dökme biçiminden başka bir şey değildir. Çoğu insan der "Düşünüyorum ama düşündüğümü ifade edemiyorum!" Diye. İşte yazarlar aklından geçeni yazabilen, bunu oturtmuş toplumun aynası olan eşsiz varlıklardır. Yazmak benim için nefes almak kadar gerekli bir şey durumuna geldiği için yazmadan yaşamayacağımı bildiğim için yazmaya devam ediyorum.

          Konularınızı nasıl seçiyorsunuz?
          Konu seçimi hayatta karşılaştığınız bazı olaylardan etkilenerek mi yazıyorsunuz?

          Aslı Hanım, kitaplarımın konusu; kadın cinayetleri, hayat kadınları, aile içi şiddet, çocuk istismarı, organ mafyası, ihanet... Konulardan da anlaşılacağı üzere kitaplarımın konuları güncel olaylardan esinlenerek yazılıyor. Eserlerimi okuyan her insan mutlaka o kitaplarımın bir satırında kendi yaşamına şahit olabiliyor. Çünkü ben hayali değil acı gerçekleri tüm çıplaklığıyla okurlarımın gözleri önüne seriyorum. Gazetede, haberlerde ya da şahit olduğum beni çok etkileyen her olayı not alırım ve gerekli olan romanımın bir noktasına yerleştirir ve böylece gerçeğin kurgulanmış halini sizlere pişirir sunarım.

            Şöyle bir şey soracağım Yunus Bey, kimsenin okumayacağını bilseydiniz gene yazar mıydınız?
           Aslında bu soru çoğu yazarı zorlar! Kimsenin okumayacağı bilerek yazmak büyük sebat gerektirir. Çünkü her yazar yazdığı ya da paylaştığı yazının sonucunda bir dönüt almak ister. Ancak kendi adıma söyleyeyim ben birileri okusun, her yerde benden bahsedilsin, pohpohlasın diye kalemi elime almadım. Ben sadece düşüncelerimi karalıyorum, bunu gizli tutulan bir günlük gibi düşünürsek zaten yazdıklarımı sırf içimi dökmek için yazdığım da anlaşılmış olur.

          İlk kitabınızı çıkartmayı ne zaman ve nasıl düşündünüz? Bunu gerçekleştirmek sizin hayaliniz miydi?
         İlk kitabımı 2006 yılında ortaokuldan liseye geçişte yazdım ve bir sene sonra 2007 yılında çıkarttım. Artık bende yazarlık tohumları yeşermeye başlamıştı, bunun için edebiyat öğretmenimin yanına gittim ve kitap yazdığımı, bana yayınevi bulma konusunda yardımcı olmasını istedim. Ancak öğretmenim yardımcı olmak yerine "Ya oğlum ne kitabı, yürü git işine!" Deyip beni başından savdı. Bu durum çok zoruma gitti, ben de yazın İstanbul' a gittim çay ocağında çalışıp üç ay sonunda paramı biriktirip bu parayı amcamın oğluna verdim. Sözde o bana yardımcı olacaktı, yardımcı da oldu! Ben Iğdır'a döndükten sonra arkamdan "Aşk ve Acı" romanımı basıp bana bin adet yolladı ancak bu işte bir tuhaflık vardı; kitaplar bandrolsüzdü! Canı sağ olsun deyip o şekilde ilk kitabımla daha doğrusu korsan basılan tek kitabımla piyasaya giriş yaptım. Liseli arkadaşım vardı hiç unutmam esprisine bana "Korsan yazar!" Diye takılırdı. Bu da böyle değişik bir anı olarak kaldı.

            İnsanların çoğu 'hayatımı yazsam roman olur' der.
            Sizce herkes kitap yazabilir mi? Yazmak bir yetenek midir?

            Bu hayatımı yazsam roman olur yalanına maalesef herkes kendini inandırmış durumda! Yazmak bir yetenek işidir eğer yeteneğiniz yoksa üç beş sayfadan sonra sadece yazdığınızı düşünüp saçmalarsınız. Herkesin hayatı roman değerinde olabilir ancak herkesin hayatı roman olamaz! Roman ağır bir yüktür, bunu herkes kaldıramaz. Kitap yazmayı düşünenlere ricamdır, eğer edebiyata ilginiz var da yeteneğiniz yok ise lütfen kitap yazdığınızı düşünüp bu güzel alanı Ümraniye çöplüğüne dönüştürmeyiniz!

             Yazmak isteyenlere bir tavsiyeniz var mı?
             Yazmak isteyenlere herkesin önerdiği "çok okuyun!" Sözüdür. Ben buna katılmıyorum. Çok okumak yerine sizi doyuracak, içi dolu olan size hitap eden eserleri okuyun daha çok faydasını görürsünüz. Bunun yanında mutlaka yanınızda not defteriniz olsun değişik kelimeleri not alıp ilerde bunları harmanlayıp harika cümleler, paragraflar oluşturabilirsiniz.

           Biraz yazma tarzınızdan bahseder misiniz Yunus Bey? Mesela hangi ortamda, hangi materyalle, hangi müzikle, nasıl bir coğrafyada yazmayı tercih ediyorsunuz?
            Kitap yazacağım mekânın sessiz olması gerekiyor. Kafamın rahat olduğu her yerde kitap yazarım. Misal Bir kadın kaç mezar? 1 Cennetteki Anneler'i Karabük'te KYK yurdunda, Bir Kadın Kaç Mezar? 2 İhanet Zinciri'ni Ağrı'da köyümde ve Bir Kadın Kaç Mezar? 3 Cennetin Ölü Kuşları’nı yani son seriyi de Hakkâri de bir üs bölgesinde yazdım, bitti. Yani benim için coğrafya fark etmiyor her yerde yazabiliyorum. Yazarken kulaklığımı takar yazdığım sahnenin moduna göre müziği son ses dinlerken o an zaten müzikten kopup o sahnenin içinde kayboluyorum. Bunun yanında daha önce tuttuğum notlarım ve okuduğum ya da okuyacağım kitaplarım da yanımda oluyor.

           Gelecek ile ilgili projelerinizden bahseder misiniz?
           Gelecekle ilgili sanırım en büyük projem Bir Kadın Kaç Mezar? Üçlemesinin sinema filmi olması için senaryosu üstünde biraz daha çalışıp bunun için yapımcı bulmam olacak sanırım. Bunun dışında bir askeri roman projem var. Askere geldiğim günden beri kahraman askerlerimizin yaşadıkları sıkıntıları ya da gözlemlediğim ilginç olayları not aldım. Askerliğim bittikten sonra biraz dinlenip, ardından bu projemi yazmaya başlayacağım.

            Yunus Bey, İnsanların sosyal medya sitelerinde çok fazla vakit geçirmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
            Aslında teknolojinin bize sunduğu en önemli nimetlerinden birisi de internettir ancak bizler bunu faydalı kullanamıyoruz maalesef. Sürekli sosyal medyaya takılıp gerçek sohbeti sıcaklığı bulamıyoruz. Bu bizleri o kadar çok etkiliyor ki ne yazık ki az okuyan bu toplumumuz daha da bu durumdan olumsuz etkilendiğini düşünüyorum ve bu sosyal medyanın çocuklarımızın ruhunda derin yaralar açtığını da görüyoruz. Yani kısaca farkından olmadan gerçek yaşamdan kopuk içine kapanık hayal dünyasında gezdiğimizi bilmeden öylece robot gibi hareket ediyoruz.

            Şu anda vatani görevinizi yapıyorsunuz, biraz askerliğinizden, asıl mesleğinizden bahsedebilir misiniz? Kitaplarınızın konusu çok güncel “Gerçek hayattan etkilenerek yazıyorum hayal ürünü değil” dediniz biraz önce, çok takip edilen, okuyan bir kitleye sahipsiniz. Milliyet blog okurları için son zamanlarda artan ve gündemde olan çocuk istismarı ile alakalı neler söylemek istersiniz?
           Çocuk ile istismar kelimelerini bir arada duyunca kalbim sıkışıyor, adeta damarlarımdaki kan donuyor. İnsanın tüylerinin diken diken olmasına sebep olan toplumun en büyük ayıbı olan çocuk istismarı içler acısı, yürek burkan aslında Müslüman olan bir toplumda bir rezilliğin ötesinde koskocaman güneş büyüklüğü kadar hepimizin alnında bir kara lekedir... Karabük üniversite coğrafya öğretmenliğini kazandığım vakit yaklaşık beş sene aile içi şiddet, kadın cinayetleri, çocuk istismarı, hayat kadınları konusunda uzun süre araştırma yaptım. Bir kadın kaç mezar? Adıyla bir üçleme yazdım. Serinin son kitabı Bir kadın kaç mezar? 3 Cennetin Ölü Kuşları'nın yazımına askerliğimin çıktığı Hakkâri/Şemdinli'nin bir üs bölgesinde başladım. Çocuk istismarı romanıma başlarken ilk başlarda yazdığım olay beni o kadar çok etkiledi ki gözlerim doldu, nefesim daraldı, ağlamak haykırmak, neden, neden? Diye dağlara taşlara bağırmak istedim. Ne istediniz cennet kokulu yavrularımızdan ne istediniz o masumlardan... Hem Kuzey Irak sınırında bayrağımızı dalgalandırıp gölgesinde dinlendim, hem de bu sırada bulduğum vakitte uzun bir süre de 600 sayfalık romanımı tamamladım. Kitabın içeriğinde herkesin yüreğini en başta dağlayacak olay Damla adında 10 yaşında bir kızımızın annesi tarafından akıl almaz işkencelere maruz kalması ve bunun ardından çocuk gelin olarak satılması ve devamında geri getirilen kızını para karşılığında satması, Damla'nın yaşadığı korkunç olaylar zinciri... Romanın içinde o kadar çok yürek yakan olay vardı ki anlatamam... Roman yayımlandığında o zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Şimdi size kitabın içinden birkaç söz yazmak istiyorum.

1- İçindeki çocuğu bile öldüren katildir!
2- Ne korkunçtur ki bir toplumun ölüme alıştırılması ve ahlaksızlık yönünden çökerken gülebilmesi...
3- Ne zordur temeli kalmamış bir evliliğin üzerine inşaat yapmak ve ne zordur insanın teninin uymadığı biriyle yaşamak zorunda kalması…
4- Eğer çocuklarınızı ahlaklı olarak yetiştirmezseniz, bugünün çocukları yarının sapıkları olabilir.
5- Kadının susturulduğu yerde erkek dilsizdir, çünkü erkeğin dili kadındır.
6- Bir oyuncağın ömrü, bir çocuğun ömrümden uzunsa ve dünya bu yürek burkan vahşete sessiz kalıyorsa eğer ben bu dünyanın hem adaletine hem de insanlığına tüküreyim!
7- Bir kadının gözyaşı kadar mezarı vardır. Her biri farklı boyutta, farklı memlekette, farklı dilde… Yaşayamadıkları, yaşadıkları için, özlemleri ve hüzünleri için yüreğin de defalarca kazı yapar. Olayın değerine göre defneder duygularını. Bir kadın hep tek mezar gibi görünür ama nar kabuğu gibi açılınca ruhu, dökülür etrafa tanecikleri…

              Sayın Yunus Bey çok teşekkür ediyorum bu hoş sohbetiniz için. Yolunuz açık, başarılarınız daim, kaleminiz kavi olsun.
            Aslı Hanım, ben teşekkür ederim. Samimi ve güzel sohbet için.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 47
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 161
Kayıt tarihi
: 20.11.17
 
 

Bundan yaklaşık on yıl önce kaleme, kağıda, satırlara  gürültüsüz bir şekilde haykırmaya başladım..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster