Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Haziran '16

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
348
 

Aslında kaç kişiyiz?

Aslında kaç kişiyiz?
 

 
Can Yücel sevenler bilir. Ustanın, insanın kendi haline ayna tutan, düşündüren, bol mesaj yüklü çok güzel bir anlatımı vardır.
Hayata dair, insana ait ve bir o kadar da yalın ve gerçekçi tesbitlerde bulunur ki yazdıklarıyla okuyanı kendini sorgulamaya teşvik eder. 
 
Can Baba'nın farklı yaşlardaki hallerini, zaman içindeki değişimini ve aslında insan ruhunun karmaşıklığını anlatan " Davet" isimli bir şiiri vardır. Önce bu 
şiirini henüz okumamış olanlar ve hatırlamak isteyenler için paylaşayım ardından da bana düşündürdüklerini...
 
“ Şunları bir araya toplayayım.
Bir güzel muhabbet edelim” diye düşündüm.
Mutfak işinden de anlarım.
Donattım sofrayı.
Bayağı uğraştım.
Hepsinin, ayrı ayrı ne
yemekten, ne içmekten
hoşlandığını iyi bilirim.
Bayağı da para gitti.
Birinin yediğini öbürü yemez.
Ötekinin içtiğini beriki içmez.
Dört kişilik sofra kurdum.
Mumları da yaktım.
Bak hepsi, Erick Satie severdi.
Hatırladım.
Müziği de ayarladım.
Geldiler.
 
20 yaşında ben,
35 yaşımda ben,
40 yaşımda ben ve
bugünkü ben dördümüz.
Birden yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum.
Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim.
Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.
Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.
Yatıştırayım dedim.
“Sen karışma moruk” dediler. Büyük hır çıktı.
Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.
Evin de içine ettiler.
 
Bende kabahat.
Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine …
 
Çoğu insan kendini, kendindeki değişimi böyle güzel anlayamaz ya da ifade edemez elbette. Ama herkes, iç dünyasına, geçmiş ve bugününe bir göz atıp, hayatının farklı evrelerini, birbiriyle çelişen hallerini, nasıl biri olduğunu ve nasıl dönüştüğünü mutlaka düşünür ve bilir. İtiraf etse de, etmese de...
 
Can Yücel, 20- 35-40 ve şiiri yazdığı yaş hallerinden, erkek dili ve gözüyle bir kurgu yapmış.
Belki, erkekler için olgunlaşmak ve değişimi fark etmek daha çok yaş dönemlerinin birbirlerine olan mukayesesi ile alâkalı. Bilmiyorum. Onun cevabını erkekler bilir.
 
Kadınlar için olgunlaşma; yaş hallerinden çok, ruh hallerine göre birbirinden farklı ve birbirini etkileyen aynı bedendeki birden fazla karakterin farkına varmak ve bunları idare edecek beceriyi kazanmak gibi geliyor bana.
 
Kendimde ve yakın kadın ilişkilerimde gözlemlediğim bu. 
 
Dışardan görünen tek kişi ama içeriden bakınca hayli kalabalık olabiliriz aslında. 
 
Ben de benden içerikilere bakıp ve Can Yücel' e öykünerek toplayıp saydım aslında kaç kişiyiz diye.
 
Önce " Dik başlı " ilişti gözüme...
Omuzlar gergin, sağ kaşı hafif kalkık, dili sivri... Gözü pekliği, bildiğini okuyuşu iyi hoştur ama sabırsız, aceleci, hem sert hem de yufka yürekli. Az biraz dengesiz yani...
Diğerleri " Ne geldiyse başımıza zaten hep senin yüzünden geldi" dediklerinden beri kendine çekidüzen verdi. 
 
Bir köşede " Ağustos böceği" var sonra. 
Masaldaki gibi hayattan keyif almak isteyen, gezgin ruhlu, tutkulu, meraklıdır o. Hem enerjik, hem komik, üstüne bir de romantik! Diğerleri yaşam enerjilerini ondan aldıkları için en çok da onu severler, içlerinde en güzelleri de odur zaten.
 
Öbür tarafta " Gizemli" oturur. 
Sezgileri güçlü, hafızası güçlü, hisleri güçlü esrarengiz bir tip! Onu tam olarak hiçbiri çözemedi. Bilip, bildiğini nasıl bildiğini bilmediği için manipüle edebilir bazen. Bu yüzden en çok ondan çekinirler. 
 
Ve " Dikkatli " oturur baş köşede. 
İnce eler, sık dokur, çok konuşur o! Bu yüzden çok sıkıcı ve sevimsiz gelir bazen ötekilere... " Kızım bir sus yaaa, beynimiz yandı" deseler de en çok ona dayarlar sırtlarını.
 
Ve bu benden içeridekiler baktım ki davetle gelmiyorlar, kovsam da gitmiyorlar. 
 
Kadın olsun, erkek olsun tuhaflıklarımız, çelişkilerimiz, zaman zaman da hatalarımız bu yüzden belki de. 
Kendi kendimizi tanımadan başkasını tanımak ister, bazen de tanıdığımızı zannederiz. Kendi içimizde her zaman çok tutarlı ve dengeliymişiz gibi, karşımızdakini tutarsız buluruz.
Bazen de üzülür, inciniriz " Beni kimse anlamıyor, tanıyamıyor" diye. 
Sanki kendi kendimizi çok iyi tanımışız, anlamışız gibi.
 
İçerde kaç kişiyim ve yakın ilişki içinde olduğum, olmak istediğim insanlar aslında kendi içlerinde kaç kişi...? 
Hangisi ya da hangileri yönetiyor beni ve karşımdakini...? 
Gördüklerimi sevebilir ve daha önemlisi kabul edebilir miyim? 
 
Sanırım hayatta ve bütün ilişkilerde doğru yolda ilerlemek için sorulması ve bakılması gerekenler bunlar.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Danışmanlık alanınızın avantajıyla çok tatlı bir yazı ortaya çıkmış.Ben de aşağıdaki yazılarımda erkekleri anlattım. http://blog.milliyet.com.tr/Uye/UyeBlogGiris/index.htm?BlogID=280202 http://blog.milliyet.com.tr/Uye/UyeBlogGiris/index.htm?BlogID=276342

Kerim Korkut 
 05.06.2016 13:10
Cevap :
Çok teşekkürler...:) Okuyacağım, selamlar...  06.06.2016 16:08
 

Can Yücele kocaman bir aferin benden. 4 kişiyle donatıvermiş masayı. Ben benimkileri toplamaya kalksam ne bir masaya sığarlar ne de bir eve. Restoran kapatsam belki sığışırdık ama bu seferde birbirlerini bir kaşık suda boğacak olanlarla kim baş edecek o da ayrı bir konu. Benim içim galiba çok kalabalık çok. En iyisi mi ben bu gecede yine kendimle başbaşa oturayım. Yarına Allah kerim. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 04.06.2016 21:11
Cevap :
:))) Tebrikler değerli Mustafa Atilla. Bunun farkındaysanız demek ki hayat boş geçmemiş! O kadar kalabalıklarsa söyleyin her akşam teker teker gelsinler! Konuşup, anlaşmakta fayda var:) Benden de selam ve sevgiler...  05.06.2016 13:01
 

Değerli Çiğdem Timur, Sizlerde yazılarınızdan anlaşıldığı üzere, yaşamı; "cama bakarak değil cana bakarak" değerlendirenlerdensiniz. Belki (kişilere) haksızlık gibi olacak, ancak: Can'a bakıldığında orada vaktinde kanamaya aday bir yara, bir "incinmiş"lik oluşmuşsa; lastik misali içerisinde bulunan şartlar, kişiyi esnetecek/değiştirecek, ancak, onu esneten şartların ortadan kalkması ile (lastik) kişi (asıl) karakterine dönecektir. Bu noktada "Karakter"in anlamı önem kazanmaktadır. Bilirsiniz: “Karakter” genel manası ile, "Seciye-Duygu (Çoşku-ihtiras) düşünceler" toplamı değil midir? Bunlarla birlikte, bir insanın gerçeğini öğrenmek isterseniz ona geniş yetki veriniz. O kendisini size (uygulamalarıyla) hemen tanıtacaktır. Çünkü insanın duyguları onun önde gelen temsilcisidir. Özet; (Ruhunda) Damlayan bir musluk oldukça onu dilediğiniz kadar (şartlarla) kurulayınız, altta her zaman (çürüten) bir nem olacaktır. Bu nedenle bu konu çok tartışılmaktadır. Teşekkürler, sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 04.06.2016 11:48
Cevap :
Çok doğru söylüyorsunuz Canmehmet bey...Benim " cama bakmak" da ki kastım canı görmektir. Cama bakmak bir metafor, esas önemli olan yalın ve temiz bir içgörü...Ve aynı biçimde karşıdakinin içine de objektif ve şefkatli bir bakış..." Herkesin aynalara gösterdiği sadece bir yüzü, kimselere söyleyemediği bin hüznü vardır" . .. Hangimizin yok ki...? O hüzünlerle, yaralarla yüzleşmek, onlardan öğrenmek ve onları iyileştirmek olgunlaştırır bizi. Büyürüz! Herkesin dertleri benzer olsa da yolu, yöntemi farklı ve öyle de olmak zorunda. Parmak izimiz bile birbirimizin aynısı değil ki...Sağlık, mutluluk dileklerim ve teşekkürlerimle...  06.06.2016 15:53
 

Kendini bilmekten öte galiba kendilerimizi bilmek gerekiyor; Can Baba uyarmadı demeyin.

Muharrem Soyek 
 02.06.2016 18:07
Cevap :
Karşıdan bakanlar gösterdiğimiz yüzümüzü görür ama sadece biz aynaya bakınca onun pekçok farklı görüntüsünü görürüz. Yani temiz bir ayna ve ona bakmak için cesaret ve istek gerek. Teşekkür ve selamlarımla...  03.06.2016 17:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 111
Toplam yorum
: 468
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 745
Kayıt tarihi
: 18.11.12
 
 

1967 yılında İstanbul'da doğdum.Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinden 1988 yılınd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster