Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Kasım '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
143
 

At Pisliği

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde diye başlayan, eğlenceli bir masal umar iken okuyucu, saçma sapan bir hikaye ile karşılaşmış…

Masal bu ya!

Bir at görünmüş, hayal gücündeki ilk sahnede.

Siyah, heybetli, hızlı bir at…

Geçmişten geleceğe koşan bu atın iki kötü huyu varmış. Hep ileri gider, geri gitmeyi beceremezmiş hiç. Bu birinci kusuru imiş. İkincisi ise her ne olursa olsun bir an bile olsa durmayı aklına getirememesiymiş…

At yine bir gün, hızla koşar iken, uçsuz bucaksız, çorak bir düzlükte, aniden karnının ağrıdığını hissetmiş. Lugatında durmak olmadığı için de karın ağrısından kurtulmanın gereği olarak, büyük abdestini koşarken yapmış, daha öncekiler de olduğu gibi.

Atın kıçından düşen ilk ve tek parça sertçe vurmuş, yakıcı güneşte demlenmiş, kahverengi toprağa. O arada at, arkasına bile bakmadan, toz bulutunun içinde, gözden kaybolup gitmiş.

Tüm hengâme bitince at pisliği, engin bir sessizliğin içinde bulmuş kendini. Burası az önce bulunduğu ılık ve nemli ortama hiç benzemiyormuş. Etrafta sararmış bir iki kuru çalı ile bol miktarda değişik renkli küçük taşlardan başka hiç bir şey yokmuş. Tabii, tepedeki kavurucu güneşi de eklemezsek.

Bir süre sonra, kanatlarında bin bir çeşit renk barındıran bir kelebek belirmiş ufukta. Ağır ağır kanat çırparak yaklaşmış at pisliğine doğru. Aralarında bir karış mesafe kalmış, kalmamış, kelebek yüzünde kocaman bir iğrenme ifadesi ile duraksamış ve ansızın gerisin geri dönüp, gidip az ilerdeki bol dikenli, kurumuş çalımsı bitkinin, incecik dallarından birine konmuş. Burnundaki kötü koku, zihindeki meraka yenik düştüğünden yapmış böyle. Yoksa çoktan uzaklara gidermiş.

Öğleye doğru güneş tepeye çıktıkça, sıcaklık da alabildiğine artmış. Kahramanımız kızgın güneşin altında kızdıkça kızmış, kavruldukça kavrulmuş. Kısa süre içinde de taş gibi sertleşmiş. Ardından küçücük mavi bir bulut belirmiş, kendi rengine sahip çıkamamış sapsarı gökyüzünde. Bulut o kadar küçükmüş ki, rengi pembe olsa, onu gören hemen herkes, hiç düşünmeden; “Aaa! havada uçan bir pamuk şeker var.” diyebilirmiş.

Mavi pamuk şeker, süzüle süzüle yaklaşmış, at pisliğine. Gelip tam da tepesinde durmadan hemen önce. Peşinden içindeki rahmeti indirmiş aşağıya. Öyle yağmış, öyle yağmış ki, yerde karıncalar olsa imiş, hepsi korkudan şöyle diyerek kaçışırlarmış oracıktan, “Kaçın, kaçın, sel gelecek şimdi”…

Yağmur yağdıkça, ıslanmış bizimki. O kadar çok ıslanmış, o kadar çok ıslanmış ki; en sonunda dayanamayıp, dağılmış. Un ufak olmuş.

Günler günleri kovalamamış. Hemen ertesi sabah, olay mahallinde, minnacık bir bitki başını çıkararak kahverengi topraktan, selamlamış dört bir yanı. Kucağında rengarenk çocukları olduğu halde.

Az ilerdeki kelebek fark etmiş hemen durumu. Vakit kaybetmeden havalanmış. Güzel ötesi çekicilikteki çiçeklere gitmek fikri, aklını başından almış çünkü kelebeğin. Çılgınca uçmuş, rengarenk çiçeklere doğru. İlk gözüne ilişen mor renkli olana konmak istemiş derhal. O da ne! Kolu mu, bacağımı her neyse işte! Dokunur dokunmaz güzelim çiçek, hemencecik kurumuş. Kurumuş ve gri bir duman halinde yükselmiş göğe. Kelebek hemen öne doğru atılıp, beyaz çiçeğe dokunmuş. Manzara yine aynı! Bir diğeri, öteki, beriki derken, dokunduğu tüm çiçekler, kuruyup gri bir duman olarak yok olup gitmişler. Geriye kara kuru bir gövde üzerinde üç beş cılız dal kalmış.

Vee; kocaman bir pişmanlık…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 95
Toplam yorum
: 80
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 257
Kayıt tarihi
: 16.09.11
 
 

1980 İstanbul doğumlu. Yalova'da yaşıyor. Yazmaya çalışıyor...  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster