Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Kasım '10

 
Kategori
Gelenekler
Okunma Sayısı
689
 

Ataerkil ve geleneklerimiz

Ataerkil ve geleneklerimiz
 

Ataerkil’i okumaya başladım. Henüz romanın çok başlarındayım ve biliyorum ki yazar iyi bir hikayecidir. Sürprizlerle dolulur, dolayısıyla romanın seyri çabucak değişebilir.

Kitap Mehmet Mollaosmanoğlu'nun ilk eseri, epey cüsseli –tam 400 sayfa– ama okuması kolay. Bir oturuşta bitirmek isteyeceğiniz türden. Başlangıç şimdilik tanıdık, ama kısa sürede değişebilir - dil akıcı, felsefi sorular düşündürücü.

Romanın girişi ve baba-oğul arasındaki ilişki babamın yıllar önce anlattığı yaşanmış bir hikayeyi çağrıştırdı. Babam Orta Anadolu’da küçük bir köyde doğup ilk okulu bitirene kadar orada yaşamış. Onbir yaşında eğitim için Ankara’ya gitmiş, ardından iş güç sahibi olup yuva kurunca bir daha memleketine dönmesi mümkün olmamış.

Anlatacağım hikayeye çocukken babam köyde şahit olmuş. Bir ebeveyn-evlat hikayesi olduğu için Ataerkil’i okurken çağrışım yaptı.

Babam 8 yaşındayken dayısının oğlu askere cağrılır. Dayıoğlu evlidir, yeni doğmuş bir de oğlu vardır. Aile sıcağını bırakıp askere gitmek başlıbaşına zor bir olayken dayıoğlu minicik evladını da geride bırakıp askerlik için vedalaşmak zorundadır. Doğal olarak hüzünlüdür ama belli etmez.

Ayrılık günü gelip çatmıştır. Anadolu’da gelenek olduğu üzere, asker adayı davulla zurnayla otobüs durağına kadar getirilir. Peşinde anası, babası, yedi sülalesi ve karısıyla minik oğlu da vardır. Dayıoğlu herkesle tek tek kucaklaşır, elveda der. Sıra kendi oğluna veda etmeye gelir ama anasıyla babasının ve diğer büyüklerin önünde çocuğa sevgi göstermek büyüklere saygısızlık olarak niteleneceği için herkesin önünde sarılamaz. Burnunun direği sızlasa da ortalık yerde yavrusunu öpüp koklayamaz! Karısına bebeği otobüsün arkasına getirmesini söyler, gözlerden uzak bir köşede, kısacık bir zaman aralığında kucaklayıp öper ve karısına iade eder.

Sonra suç işlemiş gibi kalabalığa geri dönerler. Büyüklerle ve diğerleriyle tekrar tekar vedalaşırken, çok istemesine rağmen oğluna bir kez daha sarılamaz. Askere yolcu olur. Hamasi asker, o kış geçirdiği ağır bir bakteriyel hastalığa yenik düşer, vefat eder.



Anadolu’yu çok seviyorum. Adetlerimizi de seviyorum.

Ama bazı adetlerin talepkar, katı ve acımasız olabileceğini düşünüyorum. Bir ebeveynin yavrusuna dilediği yerde gönlünce sarılamaması, koklayamaması ne demektir? Çocuğunu utanarak, belki korkarak, çekinerek, kaçarcasına kucaklayıp öpmesi, sevmesi acıklı değilse nedir? Yürek harici kişiler mi bu türden kurallar koyar? Böyle bir adetin anlamı ve önemi nedir?

Yukarıda paylaştığım geçmiş zamanda yaşanmış bir hikayedir. Umarım günümüzde modern yerleşim merkezlerinde ve kırsalda bu tür adetler kalmamıştır.

Babam hikayeyi yıllar önce biz çocuklarıyla paylaşırken hüzünlenmişti, ama hüzünlenip gözleri yaşaran tek o değildi.

O gün körpecik yüreğime kazınmış bu hikayeyi Ataerkil sayesinde yeniden hatırladım. Bugün çocuklarımı herkesin yanında çekinmeden öpüp sevebildiğim için şükrediyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 98
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 2547
Kayıt tarihi
: 25.03.09
 
 

Gündeliğin akışını, yaşanmışı, gezilip görülmüşü veya okunmuşu paylaşmak istiyorum. Eleştirilerin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster