Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Temmuz '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
188
 

Atamızdan son yadigar... Savarone (son hali)

Atamızdan son yadigar... Savarone (son hali)
 

Zamanının en büyük ve hızlı lüks transatlantik yatı…

Dünya denizlerinde albeniyle gezinen bir efsane…

Atamızdan bizlere yadigar kalan nice güzellikten bir tanesi…

Karşıdan bakıldığında o kadar zarif duruyor ki. Bembeyaz bordası, civciv sarısı iki bacası ve ileriye incelerek uzanan yan kısımları ile tam bir uyum içinde. Masmavi denizin içinde ‘ben buradayım’ diye bağırmakta adeta. İsmi ise en az kendisi kadar güzel.

Bir inanışa göre SAVA Atlantik’te yaşadığına inanılan; biraz martıya, biraz pelikana benzetilen efsanevî bir kuşun ismi. Tıpkı bizim hikayelerimiz arasında yer alan Zümrüdü Anka kuşu gibi. Bir başka inanışa göre ise Hint Okyanusu’nda yaşayan, nesli tükenmekte olan beyaz Afrika kuğusunun ismi.

RONA ise yatın sahibi Emily Cadwalader’in evlenmeden önceki kızlık soy ismi.

İşte bu görkemli yatın isim geçmişi böyle ve bence aldığı ismi büyük bir zerafetle taşıyor. Atamız da sahibi olduktan sonra bu ismi çok sevmiş ve aynen korunmasını istemiş. Böylece yat sahibi genç kadının  ricası da kırılmamış.

Ama bu güzel yatın bize hissettirdikleri bambaşka ebette. Bizler Savarona’yı Atamızın heyecanla beklediği, son günlerini geçirdiği o özel yat olarak biliyor ve seviyoruz.  Bu yazıyı kaleme almama sebep ise; onun şu sıralar Fenerbahçe koyu açıklarında demirli olması ve nedense güneşte bir başka parlayıp içimizi ısıtması. İlk gördüğümde Savarona olduğunu bilmiyordum ve o gün hava oldukça bulutluydu. Gözlerimi sahile çevirdiğimde ise güneş ışınlarının sadece onun üzerinde olduğunu gördüm. Tıpkı sahnede tüm spot ışıklarının tek bir noktaya dikkat çekmesi gibi. içime o anda öyle tatlı bir sıcaklık yayıldı ki; endamına, duruşuna hayran kaldım. Sonradan Atamızın izlerini taşıyan Savarona olduğunu öğrendim. Ve hislerimin nedenini daha iyi anladım. Ardından da araştırıp kaleme almaya karar verdim. 

Her ne kadar bildiğimiz şeyler olsa da; arada atladığımız, belki de bilip unuttuğumuz minik detayların olduğunu düşünüyorum. Ve böylesi değerleri beraberce hatırlamakta, paylaşmakta fayda görüyorum.

Beyaz zarif Afrika kuğusunun hikayesi öyle ilginç ki… gelin yatın ilk yapıldığı yıllara kadar uzanalım. İlk sahiplerinden Atamıza kadar engin denizlerde nasıl bir rota izlemiş beraberce görelim.

Savarona’nın ilk sahibi Emily Margaret Roebling isimli genç bir kadın. Amerika’da 1883 yılında ünlü Brooklyn Köprüsü’nü inşa eden Washington Roebling ile eşi Emily Warren Roebling’in kızları. Aynı zamanda tel kablo mucidi, Alman kökenli  mühendis John A. Roebling’in de torunu.

Denizi çok seven Roebleingler’in kızı Emily Margaret ve eşi Pennsylvania’lı Richard McCall Cadwalader tam üç yat yaptırır. Hepsine de aynı ismi verirler. Ülkemiz tarafından satın alınan yat ise onların 1931 yılında yaptırdıkları üçüncü yatları.

Savarona Almanya’da inşa edilip, büyük bir kutlama ile Hamburg’da denize indirilir. 124.3 metre gövde uzunluğu,16.08 metre genişliği ve 9.75 metre derinliği ile  o yıllardaki dünyanın en büyük yatı. Safrası cıvalı, dolayısıyla 90 derece yana yatmadıkça asla batmıyor.

Özel süitleri, yemek salonu, iki büyük mutfağı, kileri, soğuk hava depoları, kütüphanesi ve dinlenme salonlarıyla gemiden çok bir ev havasında.Görkemiyle görenlere adeta yüzen bir sarayı anımsatır. Çünkü içi son derece pahalı antika eşyalarla döşenir. Tüm mobilyaları, tabloları, avizeleri sahipleri tarafından titizlikle seçilir. Hiçbir masraftan kaçınılmaz. Her bir süitin banyosu, odanın yatak takımlarıyla uyumlu olacak şekilde değişik renkte dizayn edilir. Tüm aksesuarlar bunlara uygun olarak seçilir. Ayrıca modern müzik seti, zengin plak koleksiyonu ve değerli kitaplarla dolu büyük  kütüphanesi ile zenginliğini taçlandırır.

Ancak yatın en ilgi çeken kısmı, Emily’nin kendisi için yaptırdığı yatın en üst katındaki dairesi olur. Sarışın bir genç kadın olan Emily, adeta bunu vurgulamak istercesine banyosunun her tarafını çok değerli siyah mermerle kaplatır. Üstelik yattaki yaşamını kolaylaştırmak ve biraz da gizem katmak adına pek çok yeni buluşu bizzat uygulatır. Kamarasının altına özel bir koridor yaptırır. Yerdeki halı kenara çekildiği zaman ortaya çıkan bir kapakla, kamarasından bu koridora geçmek çok kolaydır. Oradaki gizli merdiven ise kendi kamarasıyla aşağıdaki kimi katların irtibatını sağlayacak şekilde dizayn edilir. Aslında bu gizli merdivenin, kimselerin görmesini istemediği konukların sessizce geçişi için tasarlandığı söylenir.

Pekiyi, bu kadar özenle yaptırılan, emek harcanan yat sahipleri tarafından keyifle kullanılır mı? Maalesef hayır. Çünkü aksilikler silsilesi, denize ve yata aşık bu çiftin yakasını bir türlü bırakmaz. Büyük bir heves ve özenle yaptırdıkları yatlarını Amerika’ya getiremedikleri gibi; vergi kaçırmakla da suçlanırlar. Tüm bu davalarla uğraşırken; bir de Emily’nin geminin çarkçıbaşına aşık olması ve bu amaçla yaptırdığı özel merdiveni kullanarak kamarasında gizlice buluşması ise aileyi iyice gerer. İlişkileri bozulan çift sonunda, çok sevdikleri yatlarını 1937 yılında satılığa çıkarır.

İşte bu efsanevi yat, denize indirildiği andan itibaren sahiplerine uğurlu gelmez. Ve şansızlığı kimin eline geçtiyse aynı şekilde devam eder.

Nedeni belki de içindeki şömineyle ilgili olabilir. Neden mi? Çünkü şöminenin hikayesi de oldukça ilginç. Emily söz konusu şömineyi Portekiz gezisi sırasında tarihî bir şatoda görür. Çok beğenir ve satın almak ister. Ancak şatonun sahibi genç kadın, şöminesini vermeye yanaşmaz. Oldukça hırslı bir kadın olan Emily ise bu şömineyi o kadar beğenir ki sahip olma hırsına yenik düşer. Çeşitli entrikalarla önce işini bozar. Ardından mecburen satılığa çıkarılan şatoyu satın alır. Hayalindeki şömineye kavuşunca, onu hemen yatına taktırır. Sonradan şatoyu eski sahibine gerekçelerini de açıklayarak iade eder. Ama her ne hikmetse, bu zorlama, bu kalp kırmanın ahı yıllarca yata dokunan herkesin canını bir şekilde yakar. Pekiyi ya Savarona Atamıza şans getirir mi?

Atamızın denize olan büyük sevgisi, her türlü yarışı destekleyip izlemesi bir yana ülkemizde denizciliğin gelişmesi adına yaptıklarını unutmak olmaz. Denizbank’ın kurulması, Türk deniz ticaret filosunun oluşumu ve Deniz kuvvetlerinin güçlenmesi adına pek çok yeni proje Atamızın son yıllarındaki uğraşlarından sadece bir kaçı. Son derece kısıtlı bir bütçesi olmasına rağmen; ülkece eldeki imkanların sonuna kadar kullanıldığı, her şeye değer verilen güzel Cumhuriyet yıllarıdır. Bu amaçla denizcilik bayramlarında; o yıllarda kullanılan Ertuğrul yatında, İran Şahı Rıza Pehlevi, İngiliz Kralı VIII. Edward ve Ürdün Kralı Abdullah gibi ünlü ismi ağırlanır. Ancak İstanbul Moda açıklarında yaşanan son can sıkıcı olay; aslında bilmeden Savarona’nın rotasının ülkemize çevrilmesine vesile olur.

4 Eylül 1936 yılında İstanbul’u ziyarete gelen İngiliz Kralı VIII. Edward, şerefine düzenlenen yelken yarışını; Atamızla beraber Ertuğrul yatından izler. Ama bembeyaz giysisi emektar yatın bacasından dökülen kurumlarla kirlenince; yeni bir yatın alınması gündeme gelir. Deniz havasının son zamanlarında sağlığı iyice bozulan Atamız için faydalı olacağı düşüncesi ile de arayışlar başlar. Ve pek çok badire atlatan, sahiplerine pek de mutluluk veremeyen Savarona 1 Mart 1938 günü, 1 milyon 200 bin dolar ödenerek Türkiye Cumhuriyeti tarafından satın alınır.

Geçirdiği bakımın ardından 1 Haziran 1938’de Dolmabahçe Sarayı önüne demirler. Denizin içinde kalan bölümü kırmızıya boyanan ve bembeyaz bordayı bu kırmızı renkten incecik siyah bir çizginin ayırdığı Savarona’yı gören herkes, Atamız gibi daha ilk anda ona hayran kalır. Ve Atamızın ağzından şu sözcükler dökülür; "Ne olurdu, bu gemi birkaç yıl önce elimize geçmiş olsaydı.’’

Savarona’yı çok seven Atamız, o günden itibaren günlerini yatta geçirmeye başlar. Ağır hastalığına ve ızdıraplarına rağmen; beyaz spor kazağı, beyaz pantolon ve lacivert ceketten oluşan spor yat kıyafeti ile her zamanki gibi çok şık ve yakışıklıdır. 

Dolu dolu geçen tam 56 gün. Bu kısacık dönemde pek çok kabine toplantısı düzenlenir. Devlet başkanları ve önemli konuklar ağırlanır. Hatta bir ara Erdek’e kadar uzanan bir deniz yolculuğu dahi yapan Atamız; yatta geçirdiği her anından mutlu olmaya çalışır.

Ancak hastalığı artınca, 25 Temmuz gece yarısı saat 01.00’de Savanora'daki kamarasından bir koltuk içinde Dolmabahçe’ye nakledilir. Maalesef bir daha Savarona’ya hiç gidemez. Yat hakkındaki rivayet ne yazık ki gerçek çıkar, Savarona Atamıza da uğurlu gelmez.

Atamızın ölümünden sonra Savarona’nın akibeti çalkantılar içinde geçer. İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü döneminde Cumhurbaşkanlığı yatı olarak korunur. Ardından 1951 yılında donanmaya devredilir. Gerekli bakım yapıldıktan sonra; 2 Temmuz 1951 tarihinde, Deniz Kuvvetleri Komutanlığına getirilir. Okul gemisi olarak kullanılmaya başlanır. 70 gün süren ilk inceleme gezisinde Bombay, İskenderiye, Cidde, Aden, Karaçi limanlarında bayrağımızı gururla dalgalandırır. Ülkeler arası kardeşlik bağlarını kuvvetlendirir, tıpkı Atamızın istediği gibi.

Uzun süre Atamızın kullandığı özel dairesi eşyalarıyla beraber müze olarak korunur. Ancak 3 Ekim 1979 da Heybeliada açıklarında çıkan, sebebi bilinmeyen bir yangın sonucu ağır hasar alır. Onarıldıktan sonra bir süre daha okul gemisi olarak hizmet eder ve sonra kadro dışı bırakılır.

1989 yılında ise maalesef hurdaya çıkarma kararı alınır. Bu karar son anda armatör Kahraman Sadıkoğlu  yatı 49 yıllığına kiralamasıyla durdurulur.  Gerekli bakım ve düzenlemeler üç yılda tamamlanır. Eski zerafeti ve görkemi ile turizm amaçlı olarak dünya sularına yeniden açılır.Savarona’nın içinde Atamızın kütüphanesi ve yatak odasıyla birlikte toplam 19 suit yer alır. Atatürk’e ait olan bölüm ise müze olarak aslına uygun olarak aynen korunmaya devam eder.

Son yıllarda hakkında çıkan olumsuz haberleri bir yana bırakıp, Atamızın emanetine sevgiyle bakmayı öneriyorum ben. Sizlerin de benim gibi düşündüğünüze eminim. Hatıralar, yaşanmışlıklar önemlidir. Hele hele çok kıymet verdiğiniz, çok sevdiğiniz EŞSİZ insanlara aitse…

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

05.07.2013

NOT: Araştırma yaparken yararlandığım kaynaklar; www.isteataturk.com, Soner Yalçın’ın Hürriyet gazetesi 3 Ekim 2010 tarihli köşe yazısı, laparagas.blogspot.com, www.denizce.com, nette Savarona hakkındaki onlarca arşiv bilgisi ve resim…

 

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 437
Toplam yorum
: 256
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 499
Kayıt tarihi
: 09.04.11
 
 

Makine mühendisiyim, bir kız annesiyim. Okumayı, yazı yazmayı, yazarak paylaşımlarda bulunmayı, insa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster