Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mayıs '13

 
Kategori
Özel Günler
Okunma Sayısı
253
 

Atamtürk'e Mektubum var ( 23 Nisan 2001 – Eceabat, Çanakkale Yazısı)

Atamtürk'e Mektubum var ( 23 Nisan 2001 – Eceabat, Çanakkale Yazısı)
 

Prof.Dr.Öner Samanlı: Laik ve Aatürkçü kimliği ve yazılarıyla tanınmaktadır. (Gazeteler)


Yazarının Giriş Notu: Değerli okurlarım, bu mektubumu, 23 Nisan 2001 tarihinde Eceabat, Çanakkale’de saatlerin gece yarısı 03.15 olduğu sırada kaleme almıştım.

Yazım, internet kurulduğu süreçten bu yana yayında bulunan ve tarafımca kurulmuş olan http://www.ataturksitesi.comsitesinde ve aşağıdaki linkli ‘Atatürk Enstitüsü’ blog sayfasında yayınlanmıştır. 

Geçtiğimiz günlerde duyarlı bir okuyucum tarafından uyarıldım ve yazımın isimsiz olarak büyük bir gazetede, ‘yazarı bilinmiyor’ ifadeleriyle biraz da değişikliklere uğratılarak yayınlandığının haberini aldım.

Tabi ki; müstesna yayın ilkesi olan yayın organını ve yayınlayan sağduyu sahibesini burada kınamak gibi bir saygısızlık yapmaktan yana asla değilim. 

Ancak: 23 Nisan 2001 – Eceabat, Çanakkale’de yoğun bir Mustafa Kemal Atatürk sevdasında ‘Atamtürk’e Mektubum Var’ başlığı ile yayınlanmış yazımın da, takdir edersiniz ki, telif haklarının tarafıma ait olduğunu arz etmek istiyorum. 

Bu maksatla beni uyaran dostlara ve yazımı da gündeme yazarı bilinmiyor olarak yayınlayanlara da teşekkür ediyorum. 

Umarım nezaketen küçük bir düzeltmeyi yapacaklar ve şahsımı da bilgilendireceklerdir umudundayım.

Bu maksatla yazıyı tekrar engin beğenilerinize saygılarımla sunmaktan onur duymaktayım. 

Prof. Dr. Öner Samanlı

 ATAMTÜRK’E MEKTUBUM VAR

Sevgili Atam!

İlkokul birinci sınıfta idim.

Çocuktum ama, küçücüktüm, miniciktim.

Elimde annemin özenle hazırladığı beslenme çantam, krizit kumaşından önlüğümün cebinde de fındık fıstık leblebiyle karışık sevgisiyle, Şehit Pilot Binbaşı Ali Tekin İlkokulu’ndaki sınıfımda aydın insan olabilmek adına bilim öğrenecektim.

Karatahtanın üzerindeki beyaz duvarın yüksek yerinde dört parmak üzerine ortalanmış çerçevenin içinden bana bakıyordun.

Bakışların keskindi ama çok da sevecendin.

ABC’den sonra ilk öğrendiğimdin; Yani, Gazi Mustafa Kemal’din.

Çocuktum ama, küçücüktüm, miniciktim.

Türk Çocuklarına ve tüm dünya çocuklarına bayram armağan etmiştin.

Armağanını, uygun adım sağ-sol-sağ-sol diyerek sevinçle yaptığımız yürüyüşle kutladık o günlerimizde...

Çok iyi anımsıyorum, bazılarımızın ayağı su toplamıştı, sıcak bir gündü bir kaçı bayılmıştı bayram çocuklarının...

Biz bayramlarda ağlamayı unutup da gülmeyi yaşayan çocuklardık.

Ne zaman salıncakta sallanan o güleç fotoğrafını görsem, neden büyük atamın yaşadığı dönemlerde çocuk olmadım ki diye her geçen 23 Nisan’lara yanarım.

Ortaokul ve lisede de hep seni anlattılar bana... Öğretmenlerimi sevgiyle anarım hep bu yüzden. Hep senin sevgini anlatan bir öğretmen olmak isteyişim de bu yüzden.

Dünyaya ancak yüz yılda bir gelen dahiydin sen. Senin büyük bir yetenek olduğunu belki o zamanlarda çocuk aklımla pek fazlasıyla kavrayamamış olsam da, ilerleyen yıllar sonrasında, bunu dünyanın kabullendiğini çok iyi anladım ben.

 ...

Şahin kuşunu bilirim ben. Aynen öyle bakışların vardı. Özgürlüğe, çağdaşlığa, barışa ve cumhuriyete eşitliğe aşık olduğunu bir bakışta anlamıştım zaten...

En azılı düşmanlara karşı bile merhametliydin ama senin üstün komutanlık dehan karşısında, savaş meydanlarında karşında kimse duramazdı bu kesin.

Sen sadece Atatürk değil, kükreyen bir aslandın, koskocaman kanatları gökyüzünü kaplayan deniz gözlü bir kartaldın…

Özgür geleceklere, güneş ışığına açılan sanki bir penceresiydin ufuklarımın.

Sözün özüyle ulu önderim, Türk milletinin büyük önderi, benim sevgili Atamtürk’üm; öğretmenlerim öyle anlatmışlardı seni bizlere...

Seni anneme, babama, dedeme sorduğumda da hiç farklı bir şeyler duymadım ağızlarından hep sana övgüler düzerdi, dua ederek rahmetli büyükannem.

Gel gör ki Atam benim üzüntülü taraflarım da var.

Bu üzüntülerim seni tanıdıkça, sana olan sevgim çoğaldıkça daha da arttılar.

Beni eğitenler, failatün, failatün, failün ölçü sistemini, Niagara Şelalesi’nin yükseklik ve debisini, “Yes, it is a pencil” demesini, Deli İbrahim’in küpesini, Öküz Mehmet Paşa Hanında kalanları, Genç Osman’ın boyunu, yediklerini içtiklerini bir bir kafama yerleştirdiler de; bana senin üstün insani yönünü anlatmayı nedense hep ihmal ettiler...

Senin içki sofralarının birer üniversite kürsüsü, sigara küllüğünün yaşanmış gerçeklerin anılarıyla süslü olduğunu, bu millet için sevdalarından verdiğin ödünleri , aşklarını ötelediklerini, Uşaklıgil hanedanından Latife Hanım gibi benim, senin yanında çirkin bulduğum affet ama pek de yakıştıramadığım o hanımefendi ile, binlerce Türk ve yabancı güzeller güzeli kız sana aşıkken evlenişini ve gerekli bir zaman sonrasında da boşanışının asıl yönlerini öğretmeye hiç yeltenmediler.

Senin kim bilir kaç günlerce, geceler ve gündüzlerce savaş meydanlarında cesetlere bakıp için için ağladığının gizemlerini, şehit kanlarıyla göllenen topraklar üzerinde geceleri gördüğünü, ay ve yıldızın geleceğin Türk bayrağı olarak dünya semalarında dalgalandırılacağının hayalinde olduğunu öğretmeye hiç cesaret bile edemediler nedense.

...

Özlemlerini, hasretlerini, geleceğimizi kazanmaya dair fikirlerini, geometri ve yurttaşlık kitapları, şiirler yazdığını da anlatmadılar.

Sevgili Atamtürküm: her yana heykellerini diktik, dağa, taşa senin siluetlerini çizdik...

Her kitaba, her yazıya mutlaka senden alıntılar yerleştirdik. Kitapların baş kısmına mutlaka fotoğraflarını koyduk.

Atatürk’ü anlatmak yerine şekilciliklerle hep işin kolayına kaçtık...

Ticarette kazık attık, dünyanın en büyük zeytin üreticisiyken, sattığımız zeytinyağının içerisine makine yağı katıp sınıfta kaldık.

Üretim yerine dışarıdan alalım,daha ucuz diyenlerin sözlerine inandık. İthalat denilen  o zor meseleyi çok iyi başardık. Kopyaladık ama,  aslını asla merak edip de bakmadık.

İlim, bilim adamlarını, yazan çizeni sindirdik, doğruyu söyleyeni köy köy dolandırdık...

Sen ‘Türk Milleti zekidir, çalışkandır’ demişsin ama bizler o sözüne sığınarak, zeki, çevik olmanın ötesine geçtik ve aynı zamanda düzenci de olduk.

Eğitimi siyasilerin senin tabirinle ‘menfur’ emellerine kurban verdik.

Ekonomiyi, ‘İzmir İktisat Kongresi’ndeki uyarılarına ve yol göstericiliğine rağmen çıkarcı siyasete teslim eyledik.

Aydınlık olması gereken geleceğimizi de o çirkin siyasete kurban verdik.

Söylediklerini dosdoğrusu dururken nedense hep tersinden anladık.

Sözün özü sevgili Atam; senin ilkelerinle belirttiğin yurttaşlığımızdan gıdım gıdım koparak ulus millet olmamızdan vazgeçtik, vazgeçirildik.

Tükendikçe tükettik, tükettikçe tükendiğimizi ne acıdır ki fark etmedik…...

Dedemden babama, babamdan bana politikacı tabiriyle “enkaz devralmış” bulunmaktayız.

Bu gidişle biz, çocuklarımıza devredecek enkazı bile bulamayacağız...

Birinci vazifemiz; “Türk istiklalini ve cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir” bilirim.

Muhtaç olduğum kudretin, sana güvenimde mevcut olduğunu da bilirim.

Ama lütfen beni bağışla Sevgili Atam: Yürekte değil rozette, özde değil sözde, biz seninle hiçbir alakası ve ilgisi olmayan senden de Atatürkçü sahtekar mı sahtekar, yalancı mı yalancı, çıkarcı mı çıkarcı, siyasetçilerin menfaatlerinin oyuncağı, sessiz suskun bireyler olduk…

Sevgili Atam!

İlkokul birinci sınıfta idim diye başlamıştım ya, mektubumu bitirdiğimde birde baktım ki bende bir öğretmen olmuşum. 

Üstelik rüya da değil.

Ama keşke rüya olsaydı. Gördüklerimin hepsi yaşanılan.

Çocuktum ama, küçücüktüm, miniciktim.

Ellerinden saygılarımla ve hasretle öperim...

 

23 Nisan 2001 – Eceabat, Çanakkale

Prof. Dr. Öner SAMANLI

Türkiye ve Dünyanın En Kapsamlı Atatürk Bilgi ve Belge Bankası

Kurucusu

http://www.ataturksitesi.com

 

ATATÜRK ENSTİTÜSÜ BLOG SAYFASI

http://ataturkenstitusu.blogspot.com/

 

ÖNEMLİ DİPNOT: 

http://ataturkenstitusu.blogspot.com/2013/05/atamturke-mektubum-var.html

İnternet adresinde metinin aslı bulunan yazı hakkında açıklamadır.

Değerli okurlar; Prof.Dr.Öner Samanlı'nın 23 Nisan 2001 tarihinde kaleme aldığı bu yazısı internet ortamında farklı kişi veya kişilerce isim ve soy isim kullanılmaksızın alıntı yapılmakta ve hatta daha da ileri gidilerek yazı birtakım değişikliklere uğratılıp yazanları kendileriymişcesine davranan bu kişilerce metin yayınlamaktadır. Prof.Dr.Öner Samanlı'nın tüm yazı ve resimleri telif hakları kapsamında olup tescillidir. 
Kamuoyunu bilgilendirmek adına arz ederiz. www.ataturksitesi.com
www.ataturksitesi.net

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 3063
Kayıt tarihi
: 22.08.08
 
 

Prof.Dr. Öner Samanlı, yıllarını eğitim ve öğretim faaliyetlerine adamış, birçok bilimsel makalen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster