Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '11

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
37738
 

Atatürk: ‘Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin Namık Kemal, fikirlerimin Ziya Gökalp'dir'

Atatürk: ‘Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin Namık Kemal, fikirlerimin Ziya Gökalp'dir'
 

Ziya Gökalp (1875, Çermik – 25 Ekim 1924, İstanbul)


Ziya Gökalp, başta Kemalizm olmak üzere, bu topraklarda yeşeren her ideolojiyi etkilemiş, etnik kökeni ise tartışmalara yol açmıştır

Türkiye’de toplumbilim, şiir, siyaset ve siyasetbilim alanlarında en önemli tarihi kişiliklerden birisi Ziya Gökalp’tır. Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Bedenimim babası Ali Rıza Efendi, hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp’tır’ şeklindeki ifadesi Gökalp’ın ülkemiz ve insanımız  için ne denli önemli olduğu gösterir. Türk milliyetçiliğinin fikri, siyasi ve ideolojik babası olan Gökalp’ın etnik kökeni, milli aidiyeti neredeyse 100 yıldır hararetli tartışmalara neden olmaktadır. Bu zaman zarfında Kürt Milliyetçileri onu, milli kimliğini kaybetmiş, asimile olmuş bir Kürt, Türk milliyetçileri ise Kürt isnadı yapılarak etnik kökeni hakkında şüpheler uyandırılmaya çalışılan hakiki bir Türk olarak tanımlamışlardır.

Gökalp’ın hayatının önemli dönemeçleri

Daha çocuk yaşta modern manada milliyetçi ve hürriyetçi görüşlerle tanışan Ziya Gökalp, bunları içselleştirmeyi ve sosyal pratiklerinde rehber kılmayı bilmiştir. 1892’de, Diyarbakır’da lise son sınıfta ‘Padişahım Çok Yaşa!’ yerine ‘Milletim Çok Yaşa!’ şeklinde bağırması bu içselleştirmenin bir tezahürüdür. Kentte çıkan kolera salgını üzerine Diyarbakır’a gelen Dr. Abdullah Cevdet ile tanışması Gökalp’ın fikirlerinin olgunlaşmasında çok etkili olmuştur. Gerek Abdullah Cevdet’ten ve gerekse de lise hocası Dr. Yorgi efendiden aldığı felsefe derslerinin içeriği, ailesinden aldığı geleneksel dini eğitimle taban tabana zıt olunca, genç Mehmet Ziya bunalıma düşmüş ve 1893’de, 18 yaşında iken, kafasına kurşunu sıkıvermişti. Meselenin burasında işler çatallaşmaktadır. Bazı tarihi kayıtlara göre kurşun, Dr. Abdullah Cevdet tarafından, morfinsiz ve çok zahmetli bir operasyonla çıkarılmış; diğer bazılarına göreyse Gökalp bu kurşunu ölene değin kafatasında taşımıştır.

İttihat ve Terakki Gökalp’ın zihniyet dünyasını, Gökalp da İttihat ve Terakki’nin ideolojisini etkiledi

1896’da parasız olan Baytar Mektebinde okumak için İstanbul’a giden Gökalp, İttihad ve Terakki Cemiyetine katıldığı için 1898’de tutuklanarak 1 yıl cezaevinde yatmıştır. 2. meşrutiyet’ten sonra İttihat ve Terakki Kongresine Diyarbekir delegesi seçilmiş ve bu derneği şehrinde kurmuştur. İttihat ve Terakki derneğinin Selânik şubesinde çalışırken, 1911’de yayınladığı ‘Altun Destanı’nda, dünyadaki bütün Türkleri birleştiren güçlü bir Türk devleti kurulması temasını işlemiştir. 1912’de İtttihad ve Terakki’nin merkezinin Selânik’ten İstanbul’a taşınmasıyla Payitaht’a gelen Gökalp, 1912’de Diyar-ı Bekir mebusu olarak Meclis-i Mebusan’a seçilmiştir. 1913 ve 1914 yıllarında Maarif Nazırı olma önerisini 2 kez reddetmiş, 1915’de ise İstanbul Darülfünunu’nda Türkiye’nin ilk içtimaiyat müderrisi (sosyoloji profesörü) olarak, sosyal bilimlerin akademyamızda yer edinmesine öncülük etmiştir.

Osmanlının dağılmasına bulduğu çare: Türkleşmek, İslâmlaşmak, muasırlaşmak

Türk Ocağı’nın kurucularından olan Mehmet Gökalp, bu derneğin yayın organı olan Türk Yurdu başta olmak üzere, dönemin bütün kayda değer fikir ve sanat dergilerinde, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasını ve dağılmasını önleyebilecek formül olarak gördüğü ‘Türkleşmek – İslâmlaşmak – Muasırlaşmak’ temalarını fikri, ideolojik, estetik, sosyolojik ve siyasi kanallardan ustaca işlemiştir. Buna göre, Osmanlı İmparatorluğunun çözülme, dağılma ve yok olma süreci; kültür ve harsta Türk’ün örfüne, âdedine ve geleneğine; ahlâk ve dinde İslâm’ın temsil ettiği iman, itikat ve akideler bütününe; pozitif ilimler ve teknoloji alanında ise asrının en ilerisi olan Batı Medeniyet dairesine yaslanmakla durdurulabilecektir. Böylece oluşturulacak olan yeni milli kimlik sentezi, Türkleri, dünya milletler camiasında hak ettiği şerefli mevkie taşımaya muktedir olacaktır.

Sürgünden çeviri hamlesine, hayatının son yılları

Hayatının son yılları1919’da, İttihat ve Terakki’nin diğer lider kadrosu gibi tutuklanarak önce Bekirağa Bölüğüne, ardından da Malta’ya yollanan Türkçülüğün kurucu babası, 2 yıllık Malta sürgününden sonra döndüğü şehri Diyarbekir’den Atatürk tarafından mebus seçtirilmiştir. Maarif Vekâleti bünyesindeki Telif ve Tercüme Heyetinin başkanlığına seçilmesiyle birlikte bu alanda çok önemli bir sıçrama yaşanmıştır. Gökalp, dünya klasiklerinin Türkçeye kazandırılması için hummalı bir faaliyete girişmiş, yıllar sonra Hasan Ali Yücel tarafından gerçekleştirilecek olan büyük çeviri hamlesinin plânlarını hazırlamış, tohumlarını atmıştır. 25 Ekim 1925’te bu dünyaya gözlerini kapayan Ziya Gökalp, Sultanahmet’teki 2. Mahmut Türbesinin haziresine gömülmüştür.

Liberalizme de, sosyalizme de karşı bir solidarist, korporatist ve Türk milliyetçisiydi

Gökalp, çağının 2 popüler ideolojisine de, hem Prens Sabahattin’in başını çektiği adem-i merkeziyetçi liberalizme ve hem de Dr. Şefik Hüsnü’nün önderlerinden olduğu sosyalist harekete aynı derecede düşmandı. Ona göre bu akımlar, Türk milletinin harsına, töresine, örfüne ve fıtratına tersti. Ziya Gökalp’ın temsilcisi olduğu solidarist (toplumsal dayanışmacı) ve korporatist (mesleki dayanışmacı) zihniyetler sınıf ayrımını, sömürüyü ve sınıf mücadelesini inkâr eden; mesleki toplulukları temel sosyal birim ve bunlar arasındaki işbirlikçi ve dayanışmacı ilişkileri de örnek rol model olarak gören faşizan ve otoriter bir toplum tasavvuruna dayanmaktaydı.

Turancılığın amentüsünü yazdı

Kendisinden önce çeşitli kanaat önderlerince temelleri atılan Türkçü görüşleri sistematize etmek, bütüncül bir yapı – ideoloji – siyasa haline getirmek ve akabinde de bunu manifestovari metinlerde kristalize ederek gelecek kuşaklara bırakmak işini gerçekleştiren Ziya Gökalp’tır. Dili sadeleştiren, Divan Edebiyatının karşısına Halk Edebiyatından beslenen Milli Edebiyatı çıkaran Gökalp, Anadolucuk (Türkiye Türkçülüğü) ile başladığı fikri seyahatinde, Oğuzculuk merhalesinden geçerek Turancılığa varmıştır. Gökalp’in aynı zamanda siyasal ve ideolojik vasiyeti sayılan Turan şiirinin son 2 dizesi, onun hayata gözleri yumduğu sıradaki fikri veçhesini de özetlemektedir:

Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne de Türkistan / Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan

Türkiye siyaset haritasının tamamının üzerinde Gökalp’ın gölgesi hissedilmekte

Siyaset dünyamızın ve ideolojik iklimimizin kurucu babalarının en önemlilerinden olan Gökalp’ın ölümünün 87. yılında, onu tarihsel olarak konumlandırmaya çalışan bu mütevazi analizi, güncel siyasete dair bir analoji ile tamamlamaya çalışacağım. Sanıldığının aksine, Gökalp, 2011 Türkiye’sinin politik topoğrafyasında, sadece Türk milliyetçilerinin değil, ulusalcıların, İslâmcıların, bütün tandanslarıyla merkez solun ve merkez sağın ve hatta kısmen Kürt siyasetinin de tahayyül ve tasavvur alemini ve bunun üzerinde yükselen sosyal ve siyasal pratiklerini şu ve ya bu oranda etkilemeye (bazı hallerde de domine) etmeye devam etmektedir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yakın tarihimiz hakkında güzel bilgiler. Işık tuttunuz. Var olunuz.

Ayrıntıda gezinmek 
 31.10.2011 23:43
Cevap :
teşekkür ederim değerli dostum.  31.10.2011 23:58
 

Yazınızı ilgiyle okudum,teşekkürler...

Beymihdar 
 26.10.2011 17:54
Cevap :
ilginize çok teşekkür ederim, sağolun.  26.10.2011 19:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 293
Toplam yorum
: 148
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 1409
Kayıt tarihi
: 29.08.11
 
 

1958 Fatih / İstanbul doğumlu. Etiler Lisesi ve İTÜ Maden Fakültesi Petrol Mühendisliği Bölümü me..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster