Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ekim '19

 
Kategori
Bayramlar
Okunma Sayısı
77
 

Atatürk, Cumhuriyet ve Demokrasi

Sivas ve Erzurum Kongrelerinin amacı, ulusa bağımsızlık, özgürlük düşüncesini aşılamak; kurtuluşun yolunu çizmektir. Mustafa Kemal Atatürk, tutsaklığın Türk ulusunun yapısına aykırı olduğunun bilincindedir. Anadolu insanına ulus olma bilincini aşılamaya çalışır. (Osmanlı, imparatorluktur. Uluslar vardır. Bu uluslar, imparatorun uyruğudur.) İnsanca yaşamak için yapılır; İnönüler, Sakaryalar, Dumlupınarlar...30 Ağustos 1922’de mezar olur düşmana Anadolu.29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in bağımsızlık bayrağı dalgalanır. Tek başına, bağımsız bu gökyüzünde. Savaştan sonra, emperyalizmin kıskacından kurtulmuş, tam bağımsız bir devlet kurulur. Kurulan bu devletin temel ilkeleri cumhuriyetçilik halkçılık, laiklik, ulusçuluk, devrimcilik devletçiliktir. Bunlardan en önemlileri kuşkusuz devrimcilikve laikliktir. Özellikle bu ilkeler doğrultusunda ulus olma özelliğini kazanmış; teokratik yapıdan demokratik yapıya geçilmiş böylece ekonomik ve politik bağımsızlığa erişilmiştir.

Emperyalizmin olduğu yerde; nemelazımcılık, kadercilik her şeye boyun eğiş vardır. Geniş anlamıyla Atatürk bağımsızlığı; siyasal, mali, ekonomik, adlî, kültürel ve askerî bağımsızlıktır. Bu düşünceyle sömürülen yoksul Doğu insanına, yeni bir ruh, yeni bir biçim, yeni bir yön verilir. İmparatorlukla birlikte, medrese ve ulema düşüncesi de tarihe karışır. Ne yazık ki günümüzde medrese düşüncesi yeniden filizlenmiştir. Genç dimağları şeriatçılık suyuyla yıkayıp ümmetçiliğe doğru kaydırmak isteyenler vardır. Medrese düşüncesinin egemen olduğu kimi çevrelerde Atatürk devrimlerinin yerini tarikat ilkeleri almaktadır. Böyle yetişen gençler, elbette ekonomik emperyalizmin bir ahtapot gibi ülkeyi sardığını algılayamayacak, dünyadaki gelişmelerden ve yeni sömürü sisteminden habersiz olarak yetişecek, ülkenin ilerlemesini, kalkınmasını bir Ortaçağ görüsü olan ümmetçilikte arayacaktır.

Atatürk, Cumhuriyet yönetim sisteminden geniş anlamda demokrasiyi anlıyordu. Kendi el yazısıyla şöyle yazmıştır: “Binaenaleyh (bundan dolayı) demokrasi prensibinin en asri (çağdaş) ve mantıki tatbikini (uygulamasını) temin eden (sağlayan) hükümet şekli cumhuriyettir.”

Ege Cansen “Cumhuriyet Bir Demokrasi Projesidir” başlığını taşıyan yazısında şöyle diyor: “İlk defa farkına vardım ki, bilinçli olarak tasarlanmamış olsa bile 87 yıl önce kurulan Cumhuriyet aslında muhteşem bir demokrasi projesidir.” (Hürriyet 2 Ocak 2010)

Hemen ertesi gün Başyazar Oktay Ekşi, Cansen ’in bu yazısını ele aldı ve: “...1946’dan beri kâh batarak kâh çıkarak yaşatmakta olduğumuz ‘demokrasi projesinin belki de bilinçsizce’ başlatılmış bir sürecin ürünü gibi gösterilmesine karşıyız” dedi ve “Atatürkçü düşüncenin, Türkiye’yi hep demokrasiye” yönlendiren ilkelere dayandığını belirtti. (3 Ocak 2010)

Bu düşün alışverişini vesile sayarak, Atatürk’ün Cumhuriyet projesinin”, aslında bilinçli olarak tasarlanmış bir demokrasi projesi” olduğunun kanıtlarını ortaya koymakta yarar var.

Osmanlı Devleti gerileme döneminde, toparlanmak için kimi önlemler almak zorunda kalmıştır. Pozitif bilime dayalı Tıbbiye, Mülkiye, Harbiye gibi kısıtlı da olsa modern okulların açılması, bu gereksinmeden doğmuştur.

Ancak Sanayi Devrimi’ni, Rönesans ve Reformu yapan, Aydınlanma devrimini gerçekleştiren Avrupa’yı birkaç tane çağdaş okul açarak yakalamak olanaksızdı.

Jön Türkler, hiçbir zaman yeni bir devlet”, hele bir Cumhuriyet” kurma düşüncesini taşımadılar, Cumhuriyet kavramının yanından bile geçmediler. Bütün gayret, nasıl olur da Osmanlı Devleti kurtulabilir üzerine yoğunlaşmıştı.

Atatürk’ü Jön Türkler’den ayıran niteliği ondaki Cumhuriyet” düşüncesidir. Ondaki devrim ve Cumhuriyet düşüncesi, daha Harp Okulu ve Harp Akademisi’ndeki öğrencilik dönemlerinde doğdu. Fransızcayı tam öğrenince Atatürk, Montesqieu ve J.J. Rousseau gibi Aydınlanma düşünürlerini kaynaklarından okuyarak Aydınlanma düşüncesinin ve Fransız Devrimi’nin fikri temellerine ulaşmıştı.

Ali Fuat Cebesoy “Sınıf Arkadaşım Atatürk” adlı eserinde, Atatürk’ün henüz 21 yaşında, 1902 yılında Harp Akademisi’nin birinci sınıfındayken Cumhuriyet” fikirleri taşıdığını, 1905’te atandığı ilk görev olan Şam’a gitmeden önce arkadaşlarıyla yaptığı bir toplantıda Asıl dava, yıkılmak üzere bulunan bir imparatorluktan önce bir Türk devleti çıkarmaktır” dediğini belirtiyor. (1)

Yeni Türk devleti

Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi öncesi günlerinde Mustafa Kemal, yanında yer almış olan Kuvayı Milliyeci Bitlis Valisi Mazhar Müfit Kansu’nun not defterine:

“Zaferden sonra şekli hükümet Cumhuriyet olacaktır” diye yazdırdı. (2)

Henüz Erzurum Kongresi bile yapılmamış. Henüz Sıvas Kongresi yok, Meclis kurulmamış, vatan toprakları işgal ediliyor. Kimsenin gelecekten umudu yok… İşte böyle bir ortamda Mustafa Kemal, ileride Cumhuriyet’in kurulacağını müjdeliyordu.

Erzurum ve Sivas kongreleri ve Amasya Bildirgesi dikkatle incelenirse, Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan ilkelerin ilk kez oralarda ortaya atıldığı anlaşılır. Çünkü gerek Amasya Bildirgesi, gerek Erzurum ve Sivas kongrelerinin temeli, şu cümle ile özetleniyordu:

Kuvayı Milliye’yi amil ve irade-i milliyeyi hâkim kılmak esastır.” (Kuvayı Milliye’yi gerçekleştirmek ve milli iradeyi egemen kılmak esastır.)

23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan Millet Meclisi, bütün yetkileri kendinde toplayan bir ihtilal ve milli mücadele meclisi” idi.

1921 Anayasası, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Halkın kendi mukadderatını (yazgısını) kendisinin tayin etmek hakkıdır. Kanun yapmak ve icra etmek salahiyetleri milli camiayı (topluluğu) temsil eden TBMM’de toplanıp tecelli etmiştir” der.

Anayasa Profesörü Ali Fuat Başgil’ in de belirttiği gibi 1921 Anayasası, reisi cumhursuz bir cumhuriyet kurmuştur.”

9 Eylül 1922 zaferinden sonra ilk adım, 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılışıdır.

Bundan sonraki adım 29 Ekim 1923 Cumhuriyetin ilanıdır. Böylece, 1919 Temmuz’unda Erzurum’da Mustafa Kemal’in Mazhar Müfit Kansu’ya not ettirdiği en önemli nokta gerçekleşiyordu.

Cumhuriyetin ilanından dört ay sonra 3 Mart 1924’te Halifelik ile Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılışı ve Eğitim Birliği yasalarının kabul edilmesi çok büyük devrimlerdi. Bu yasalar, kurulan cumhuriyetin niteliklerini apaçık belirtiyor, din devleti yerine laik ve çağdaş bir cumhuriyetin kuruluşunu ortaya koyuyordu.

Atatürk’e göre milli egemenlik” bir ulusun kendi yazgısına bizzat egemen olmasıdır. Atatürk’ün bağımsızlıktan ve cumhuriyetten de anladığı budur.

Milli Egemenlik

Cumhuriyetçilik ise devlet yönetiminde milli egemenliği, milli iradeyi ve özgür seçimi kabul eden ilkedir.”

Atatürk, Cumhuriyet yönetiminden geniş olarak demokrasiyi” anlıyordu. Bu konuda şunları söylüyor:

“Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz cumhuriyeti kurduk; o, on yaşını doldururken demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır.”

Atatürk’ün cumhuriyetle, demokrasiyi düşünüp anladığını gösteren önemli belge Medeni Bilgiler kitabıdır. Bu kitap ilk kez Prof. Afet İnan tarafından “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” adıyla 1930 yılında yayımlandı, ortaokul ve liselerde ders kitabı olarak okutulmaya başlandı. Bu kitabın büyük bir bölümünün bizzat Mustafa Kemal tarafından yazıldığı belgelenmiştir.

Afet İnan, Atatürk’ün ölümünün 25. ve daha sonra 30. yılında Atatürk’ün bu konudaki el yazılarını “Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk’ün Bu Konudaki Elyazıları” adıyla yayımlamıştır.

Afet İnan şöyle diyor:

“Bu kitaplar benim ismimle çıkmış olmasına rağmen, Atatürk’ün fikirlerinden ve telkinlerinden mülhem (esinlenmiş) ve üslubun tamamen kendisine ait olduğunu tarihi hakikatleri (gerçekleri) belirtmek bakımından bana düşen bir ödev telakki ediyorum” der.

Mustafa Kemal bu kitapta vurucu olarak şöyle diyor:

“Binaenaleyh (bundan dolayı) demokrasi prensibinin en asri (çağdaş) ve mantıki tatbikini (uygulamasını) temin eden hükümet şekli cumhuriyettir.” (3)

Cumhuriyet-Demokrasi

Atatürk’ün Cumhuriyet anlayışı hakkında yabancı yazarlar ne diyorlar? Onu da kısaca özetleyelim:

Lord Kinros kitabında, 1930 yazı boyunca “Mustafa Kemal Atatürk’ün sofrasında muhalefet partisi düşüncesi tartışılıyordu”, “Mustafa Kemal kendisini Roma Sezar’ı August’a benzetiyordu. O da Roma’nın cumhuriyet olduğu dönemde Senato’dan kendisine tam yetki almış, ancak öldükten sonra Roma’daki cumhuriyet unutulup gitmişti, yerine geçenler imparatorluklarını ilan etmişlerdi. Atatürk Türkiye’de böyle bir şeyin olmasını istemiyordu, ilke olarak diktatörlüğü yermekteydi.”

Kinros ilave ediyor: “Asıl dilediği şey, ölümünden sonra ayakta durabilecek ve ülkesinin yararına olacak, Batı biçiminde bir demokrasi gibi gelişecek bir sistem yaratabilmekti.” (4)

Bernard Lewis’e göre; bu konularda her ne düşünülürse düşünülsün, şu kadarı tartışma götürmez bir gerçektir ki, Kemalist devrim Türk halkına, tarihin en karanlık anında, yeni bir hayat ve umut getirmiş, enerjisini ve özsaygısını yenilemiş ve onları sadece bağımsızlık yolunda değil, çok daha nadir ve çok daha değerli olan özgürlük yolunda sapsağlam yerleşmiştir.” (5)

Dilimize Prof. Ergun Özbudun tarafından kazandırılan “Siyasi Partiler” adlı yapıtında ünlü siyaset Bilimci M. Duverger, Tek Parti ve Demokrasi bölümünde bu konuları irdeliyor.

Duverger, “Tek partilerin genellikle totaliter partiler olduğunu, ancak gerek felsefeleri gerek yapıları bakımından bu yargının her ülke için geçerli olmadığını” söylüyor.

Demokrasi söylemi

Duverger’e göre Atatürk’ün yarattığı anayasada “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” ilkesiyle faşist rejimlerde her gün rastlanan otorite söyleminin yerini Kemalist Türkiye’de demokrasi söylemi” almıştır. Bu da, tam olarak siyasal demokrasinin ilkelerini içermektedir.

“Atatürk’ün liderliğindeki tek particilik, tekelciliğe dayanarak liberal demokrasiyi tıkamamıştır. Hatta Mustafa Kemal sahip olduğu güçten rahatsızlık duymuştur. Çeşitli fırsatlarla bu tekele son vermeye çalışmıştır.”

Duverger’e göre bu olgu tek başına bile derin bir anlam taşımaktadır” . Hitler  Almanyasında ya da Mussolini İtalyasında böyle bir şey düşünülemezdi. (6)

Görülüyor ki Atatürk demokratik bir kültür oluşturmak, demokratik kurumları kurmak ve geleceğin sivil toplumunun temellerini atmak için büyük çaba göstermiştir”.

Atatürk’ün yazdığı Medeni Bilgiler kitabı çok önemlidir. Tarihte henüz demokrasinin adını bile duymamış, demokrasinin koşullarına sahip olmayan bir topluma; demokrasiyi, özgürlükleri öğretmek ve benimsetmek için kitap yazmış bir diktatör var mıdır?

Demokrasi, cumhuriyet anlayışından doğmuştur. Türkiye Cumhuriyeti; özgürlük ulusal egemenlik, tam bağımsızlık temeline dayandırılmıştır. Tam bağımsızlık; siyasal, malî, ekonomik, yargısal, askerî alanlardaki bağımsızlıktır. Ne var ki tam bağımsızlık yerini küreselleşmeye bırakmıştır. Demokrasi, herkesin yalnızca kendi yararını düşündüğü, istediğini yaptığı bir devlet yönetimi değildir. Cumhuriyet, özgürlüklerin çerçevesini çizer ve aynı zamanda yasaların etik bir özü olması gerektiğini vurgular ve kamu yararını göz ardı etmez. Türkiye’de “cumhuriyet” ve “demokrasi” kavramları üzerinde belirsizlik ve kargaşa yaratılmıştır. Oysa Atatürk, Türk ulusunun en değerli hazinesi olarak nitelediği ve her neye mal olursa olsun korunup savunulması gerektiğini vurgulayıp Türk gençliğine emanet ettiği “Cumhuriyetin, düşüncesi, kültürü ve vicdanı özgür kuşaklar istediğini”, “Demokrasiyi en yetkin biçimde gerçekleştiren devlet biçiminin Cumhuriyet olduğunu” belirtirken, cumhuriyet kavramı üzerinde herhangi bir belirsizlik bırakmamıştı. Yirminci yüzyılın başlarında, cumhuriyet rejimi kuran Türk ulusu, yirmi birinci yüzyılın başlarında bu cumhuriyeti, çağdaş bir demokrasi ile tamamlamanın çabası içindedir. Bu yönetim biçiminin daha çağdaş bir yapıya kavuşması, usu ve bilimi ilke edinen laik düzenin tam anlamıyla kurulması ile olanaklıdır. Cumhuriyet ancak ve ancak laik bir düzen içinde var olabilir, yaşayabilir.

Türkiye’de cumhuriyet ve demokrasi kültürü, artık genel kültür içinde sağlam bir temele oturmuştur. Bu konuda başarılı olmak, Ulu Önder Atatürk’ün de söylev ve demeçlerinde vurguladığı gibi yurttaşların demokrasiyi algılama ve ona inanmaları ile orantılı olacaktır. (Doç. Dr. Zekai, Güner Atatürk, Cumhuriyet ve Demokrasi )Ne yazık ki demokrasiyi, araç olarak algılayanlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinden uzaklaşıyorlar. Oysa Türkiye’nin sorunları, Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyetin laiklik, ulusçuluk, halkçılık, devrimcilik ilkelerinin ödün verilmeden uygulanmasıyla çözülür. Ulusal bütünlük, bu ilkeler çerçevesinde örgütlenerek bilimsel veriler ışığında ilerleyerek gerçekleşebilir.

Cumhuriyetin temel ilkeleri “bilimsel düşünce”,”demokratik yönetim”dir.”Demokratik yönetim”in özü, laikliktir. Bilimsel yaklaşımlarla cumhuriyet yaşar; çağdaş, uluslar arasında yerini alabilir. Atatürk, “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir.”sözüyle bilimi ne denli önemsediğini vurgular. Bugün 96.yıldönümünü kutladığımız Türkiye Cumhuriyetini öyle ilkelere   dayandırmıştır ki bu ilkeler, tüm uygar insanlığın özlemini çektiği demokratik, toplumsal düzenin hem ulusal hem de uluslararası düzeydeki gereklerini karşılayacak niteliktedir.      

 

  • 1) Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, Temel Yayınları, 2000, s. 130.
  • 2) Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne kadar Atatürk’le Beraber, Ankara, TTK. 1986. s. 131.
  • 3) Afet İnan, Medeni Bilgiler, İstanbul, 1931 s. 53-55; ayrıca Medeni Bilgiler, Örgün Yayınevi, 2003. s. 10-11, (Kitaba Atatürk’ün el yazıları konulmuştur.)
  • 4) Lord Kinros, Atatürk, Altın Kitapları 1994 s. 519.
  • 5) B. Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, (Son Geliştirilmiş Baskı), Arkadaş Yayınları, 2008 s. 392
  • 6) Maurice Duverger, Siyasi Partiler, Bilgi 1974, s. 360-364
  • 7)Aksoy, Muammer,Atatürk ve Tam Bağımsızlık, Cumhuriyet Yayınları,1998.
  • 8)Akşin, Sina ve diğerleri,Yeniçağ Türkiye Tarihi, cilt: I,II, Milliyet Yayınları     .
  • 9)Atatürk, Kemal,Nutuk, cilt: I,II, III, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü,1962.
  • 10)Atatürkçülük Nedir? Varlık Yayınevi, İstanbul: 1963.
  •  (Cumhuriyet,11 Ocak 2010 Pazartesi, 06:36)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hakikatten iyi araştırma. matilla'nın yorumuna imza atıyorum.***Ben kendimi bildim bileli ülkemizde batılı anlamda bir demokrasi hiç olmadı, gelişmedi. Görülüyorki Cumhuriyet tarihi boyunca da hiç olmadı, olsaydı bugünkü durumlar ortaya çıkmazdı. Atatürk zamanın ruhuna uygun düzenlemeler/gereğini yapmıştır. İyi bir lider, başkomutan olduğu tartışılmaz bir gerçektir.Keşke Atatürkçüler böyle altı ok, demokrasi vb. anlamda Atamızı rahat bıraksalarda ülkemizin önce bir Hukuk devleti olması için gerçek bir savaş verseler. Enerjilerini bu yönde harcasalar. Boşuna tartışıp duruyoruz Atatürk hakkında. Yok demokrattı, liberaldi, dikatördü, koministti filan.. Hukuk olduğu zaman herşey rayına oturacaktır zaten.

DurmuşGüler 
 09.11.2019 9:08
Cevap :
Sayın Durmuş,Atatürk; laik,sosyal,hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti' nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanıdır.Neden hep Atatürk diyoruz;çünkü Cumhuriyet'in kuruluş felsefesinden sapmalar oluyor.Ülke,bir yandan etnik milliyetçilerin amaçlarını gerçekleştirmek istemeleri sonucu bölünme tehlikesiyle karşı karşıya;diğer yandan FETO ve benzeri tarikat ve cemaatlerin,ABD,AB,Rusya gibi devletlerin desteğinde,Türkiye 'yi içten çökertmeye,yıkmaya çalışıyorlar.Peki,ne yapalım? Cumhuriyet'in kuruluş felsefesinden sapmayalım.Cumhuriyet ilkelerini geliştireceğimiz yerde,Atatürk'ü diktatör olarak görme saplantısından kurtulup O'nun ve arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet 'e İslamlık sosu eklemeye çalışmayalım.Diğer Blog' larımı da incelerseniz görüşlerimi daha iyi anlarsınız.Ben,yazılarımı belgelere dayandırırım.Teşekkür ederim.Selamlar.  09.11.2019 13:30
 

Elinize sağlık, büyük emek vererek cumhuriyetimizin tarihi hakkında bir yazı hazırlamışsınız. Ancak cumhuriyetimizin ilkeleri konusunda bazı noktalarda hem fikir değilim. Aşağı yukarı aynı yaşlardayız ve bana bu ilkeler öğretilir, hatta ezberlettirilirken ULUSCULUK değil MİLLİYETÇİLİK kavramı kullanılmıştı. Aradaki fark bir tarafta “ne mutlum Türküm” demek hak ve görev halini alırken örneğin “ne mutlu Kürdüm” demenin yasaklanmış olmasıdır. Diğer taraftan LAİKLİK kavramı kuruluş ilkesi değil 1937 tarihinde anayasaya eklenmiştir. Daha da kötüsü evrensel anlamıyla LAİKLİK gereği devletin asla dine karışmaması gerekirken bizim alaturka LAİKLİK anlayışımızda devlet DİYANET İŞLER BAŞKANLIĞI vasıtasıyla bizzat dinin belirleyicisi olmuştur. Öyle ki yıllar boyunca o LAİK devletimiz türbanlı kızlarımızın üniversitelere girmesini engellemiş, hatta Merve Kavakçı gibi halkın oylarıyla milletvekili seçilen bir bayanımız Büyük Millet Meclisinde aşağılanmış ve dışarı atılabilmiştir. Devam>>>>

Matilla 
 01.11.2019 13:49
Cevap :
Sayın Matilla,ilginize teşekkür ederim.Ben yazılarımda Türkçe kökenli sözcükleri yeğlerim;çünkü Fazıl Hüsnü Dağlarca' nın da dediği gibi"Türkçe benim ses bayrağımdır."Milliyetçilik"Arapça milla kökünden gelir.Irkçı değilim; ama "Ne mutlu Türk'üm "demekten de kıvanç duyarım.Her ulus,ulusal duygularını geliştirmek için benzer söylemleri vardır.Cumhuriyet'in kurulduğu yıllarda,dünyada diktatörlük yaygındır.Atatürk,"Egemenlik kayıtsız ,koşulsuz ulusundur"sözüyle de demokrasiye işlerlik kazandırmış bir liderdir. 1923' ten 1950'ye değin Türkiye'de tek parti vardır.Cumhuriyet devrimlerinin yerleşmesi için o günkü koşullarda bu yönetim biçimi gerekli görülmüş; halktan da destek almıştır.Ekonomide,eğitimde,sanatta,bilimde...önemli gelişmeler olmuştur.Osmanlıdan kalan borçlar ödenmiş,yüzde % 2-4 olan okuma yazma oranı,eğitimdeki devrimle hızla yükselmiştir.Çağdaş sanatlara,ülkenin kapıları açılmıştır. Türbanı,çarşafı demokrasinin gereği olarak görenler,kadını iş ve sosyal yaşamda geri plana   02.11.2019 23:05
 

Devam ediyor>>>>DEMOKRASİ kavramı ise kuruluş sürecinde hiç düşünülmemiş hatta ağza bile alınmamış, ancak 1950 yılında batılı güçlerin ve özellikle de NATO’nun dayatması üzerine.kerhen kabul edilmiş, 27 sene süren tek adam, tek parti yönetiminden bu günlere gelinmiştir. Atatürk hiç şüphesiz ki Türkiye’ye büyük hizmetleri dokunmuş büyük bir liderdi. En büyük hizmeti de Cumhuriyettir ve Latin harflerinin benimsenmesidir. Ancak ne var 27 sene boyunca iktidarda olan kurucu partinin 6 okla simgelenen ilkelerinde günümüzde bile BİLİM ve HUKUK gibi kavramların olmaması maalesef büyük bir eksikliktir. Oysa yazınızda ismini andığınız Montesqieu yıllar öncesinde GÜÇLER AYRILIĞI ilkesinin öneminin altını çizmişti. Bizim cumhuriyetimiz ise GÜÇLER BİRLİĞİ ilkesi doğrultusunda kurulmuş ve bugün bile hala o halinde bırakılmaktadır. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 01.11.2019 13:48
Cevap :
Sayın Matilla,Cumhuriyet'in temel ilkeleri altı okla simgelenmiş; devrimler incelendiğinde,demokrasi,bilim,hukuk alanında da gelişmeler olduğu görülür.Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki Millet Meclisi' nin yasama yetkisi,bugünkü Meclis'ten daha çoktu.Selamlar.  05.11.2019 20:42
 

Sayın Başdoğan!Bize Cumhuriyeti emanet eden Başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları nurlar içinde yatsınlar.Cumhuriyet Bayramınız kutlu yaşamınız sağlıklı mutlu olsun.Selamlar saygılar.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 29.10.2019 7:12
Cevap :
Nahide Hanım,ben de sizin Cumhuriyet Bayramınızı kutlar; esenlikler dilerim.  29.10.2019 20:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1210
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1966
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster